Kategori: ENGELLİLER

  • Paralimpik Olimpiyatları’nda WeThe15 Kampanyası

    Uluslararası Paralimpik Komitesi (IPC) ve Uluslararası Engelliler İttifakı, 30 ülkede “WeThe15” isimli bir kampanya başlattı. Engelli insanlara görünürlük kazandırmak amacıyla başlatılan kampanyayla dünya üzerindeki 125’ten fazla simge yapı, mor renkte aydınlatılarak engellilerin kapsanması ve eşit muamele görmesi çağrısında bulunuldu.

    Kolezyum, London Eye, Empire State Binası, Niagara Şelalesi ve Skytree Kulesi gibi ikonik yapılar, dünya nüfusunun engelli olarak yaşayan %15’ini temsilen aydınlatıldı.

    Söz konusu çağrı, 24 Ağustos’ta başlayacak Tokyo 2020 Paralimpik Oyunları öncesinde dünya çapındaki 1,2 milyar engelli birey için daha fazla koruma ve fırsat ihtiyacına odaklanıyor. Engelliler için şimdiye kadarki en büyük insan hakları hareketi olmayı hedefleyen WeThe15, engelli olmayı, etnik köken, cinsiyet ve cinsel yönelim konularının yanında gündemin tam merkezine koymak istiyor.

     

    Eşitsizlikleri şiddetlendiren pandemiden yoğun bir şekilde etkilenen engelliler; toplumda ayrımcılık, eğitim, istihdam ve sosyal hizmetlere sınırlı erişim gibi engellerle karşılaşmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Paralimpik Olimpiyatları’nın açılış töreninde yayınlanmak üzere dünyanın dört bir yanından 40 engellinin günlük hayatını belgeleyen bir kısa film de paylaşıldı.

     

    Film, klişelerden uzaklaşarak engellileri ilham verici kahramanlar olarak göstermek yerine, onları mizah anlayışı olan ve herkes gibi kusurları olan insanlar olarak gösteriyor. Filmde öne çıkan karakterlerden biri ise şunu vurguluyor:

     

    “Biz özel değiliz, insanız.”

     

  • Engelli Bireyler İçin Sağlık Kurulu Raporları

    Engelliler için sağlık kurulu raporu nedir?

    Engelliler için sağlık kurulu raporu kişilerin engellilik durumlarını, engel gruplarını, engellilik tür ve derecelerini değerlendiren Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş heyetler tarafından düzenlenen bir belge olup engelli haklarından yararlanmak için temel belge niteliğindedir.

     

    Engelli raporu alabilmek için öncelikle Sağlık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş hastanelere başvurmak ve muayene olmak gerekiyor. Muayene uzman doktor tarafından yapılmalıdır. Daha sonra muayene sonuçları sağlık kurulunda değerlendirilmektedir ve muayene sonucuna göre rapor verilmektedir.

    Tedavi edilebilir hastalar için süreli, tedavisi mümkün olmayan ve % 90 ve üzeri rapora sahip olan kişiler için süresiz rapor verilmektedir. Rapor almak için öncelikli şartlar;

    1- T.C. vatandaşı olmayan başvuru yapamaz.

    2- Engel yüzdesinin % 40 ve üzeri olmalıdır.

    Bu şartlara uyan engelliler rapor alabilmektedir ve sosyal haklardan faydalanabilmektedir. Rapor almak için hastanın rahatsızlığı ile ilgili polikliniğe başvurması gerekir. Kişide farklı hastalıklar varsa bu hastalıklarla ilgilenen polikliniklere ayrı ayrı muayene olması gerekir. Muayene öncesinde Sağlık Kurulunda başvuru belgesi almalıdır. Muayene sonrasında bu belge kurula teslim edilir. Daha sonra kurul hastanın engel yüzdesini belirlemektedir. Rapor çıktığı zaman kurul SMS yolu ile bilgilendirme işlemi gerçekleştirmektedir.

    Engelliler için sağlık kurulu raporu nerelerde kullanılır?

    Engelliler  için  sağlık  kurulu  raporu;  engelli  aylığı,  evde bakım yardımı, bakım hizmetleri, özel eğitim, istihdam ve sağlık gibi alanlarda tanımlanmış hak ve hizmetlerden yararlanmak  için  gerekli  olan  belgedir.  Engelli  sağlık kurulu raporu, engelliler için düzenlenmiş vergi indirimleri, vergi muafiyetleri ve çeşitli alanlardaki indirimler için de kullanılmaktadır.

    Engelliler için sağlık kurulu raporu nereden alınmaktadır?

    Engelliler   için   sağlık   kurulu   raporu,   Sağlık   Bakanlığı tarafından  yetkilendirilmiş  hastanelerden  alınmaktadır. Yetkili hastaneler Sağlık Bakanlığı internet sitesinde yayımlanmaktadır.

     

    KAYNAK: https://www.aile.gov.tr/sss/engelli-ve-yasli-hizmetleri-genel-mudurlugu/engelliler-icin-saglik-kurulu-raporlari/

     

     

  • ENGELLİ SAĞLIK RAPORLARI

    Engelliler için sağlık kurulu raporu kişilerin engellilik durumlarını, engel gruplarını, engellilik tür ve derecelerini değerlendiren Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş heyetler tarafından düzenlenen bir belge olup engelli haklarından yararlanmak için temel belge niteliğindedir. Engelli  aylığı,  evde bakım yardımı, bakım hizmetleri, özel eğitim, istihdam ve sağlık gibi alanlarda tanımlanmış hak ve hizmetlerden yararlanmak  için  gerekli  olan  belgedir.  Engelli  sağlık kurulu raporu, engelliler için düzenlenmiş vergi indirimleri, vergi muafiyetleri ve çeşitli alanlardaki indirimler için de kullanılmaktadır.

    Engelliler   için   sağlık   kurulu   raporu,   Sağlık   Bakanlığı tarafından  yetkilendirilmiş  hastanelerden  alınmaktadır. Yetkili hastaneler Sağlık Bakanlığı internet sitesinde yayımlanmaktadır.

     

    Kaynak; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sitesi

  • ŞİZOFRENİ VE SOSYAL HİZMET

     

    1.        ŞİZOFRENİ

    Şizofreni, toplumun yaklaşık %1’ini etkileyen, genellikle 25 yaşından önce başlayan, yaşam boyu devam eden ve bütün sosyal sınıflardaki insanlarda görülen, bireyin gerçekle olan bağlantısını zamanla koparıp düşünce ve davranışlarda bozulmalar meydana getiren ruhsal bir hastalıktır. Kadın-erkek arasında hastalığın görülme sıklığında önemli bir fark görülmemektedir (www.erenkoyruhsinireah.saglik.gov.tr). Zihinsel, ruhsal ve davranışsal bozukluklar altında yer alan şizofreni aynı zamanda bir engelliliktir. Şizofrenide engellilik oranları belirtilere göre değil, işlevsellik düzeylerine göre verilir.

    Şekil 1. Şizofreni

    1.1.      ŞİZOFRENİ HASTALIĞI TİPLERİ

    İstanbul Beyin Hastanesi Erişkin Psikiyatri Merkezi’ ne (2018) göre şizofreni hastalığının tipleri şu şekildedir:

    • Katatonik şizofren hastalığı;bireyin bazı durumlar sırasında uzun süre kıpırdamadan kalması olarak tanımlanabilir. Belirgin bir psikomotor bozukluktur.
    • Paranoid şizofren hastalığı;şizofren hastalıkları arasında görülen en yaygın şizofren hastalığı türüdür. Yanılsamalar ve işitsel halüsinasyonlardır.
    • Desorganize şizofren hastalığı; bu hastalığı olanlarda konuşmalar ve davranışlar dağılmış, birbiriyle bağlantısız ve saçmadır. Alakasız davranışlar gösterebilirler gülünecek duruma ağlamak gibi.
    • Tortu şizofren hastalığı;şizofren hastalığı belirtileri çok aza indirilmiş ya da kalmamış denilebilir. Fakat bazı durumlarda hafif belirtiler gösterilebildiği şizofren hastalığı tipi olarak tanımlanır.
    • Farklılaşmış şizofren hastalığı; şizofren hastalık tanısı konulur fakat diğer tiplerden herhangi birinin tanısı konulmadığı durumda farklılaşmış şizofren hastalığı tanısı konulur.

    2.        ŞİZOFRENİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE BELİRTİLERİ

    Eren (2006) çalışmasına göre biyolojik, psikososyal ve çevresel etkenleri içeren stres yatkınlık modeline göre, özel yatkınlığı bulunan bir kişi, stresli bir durumla karşılaştığında şizofreni belirtileri geliştirebilmektedir. Aynı çalışmada yer alan nörobiyolojik teoriye göre ise şizofrenide beynin belirli bölgelerindeki anormal durumlar üzerinde durulduğunu açıklamakta ve doğum komplikasyonları ile şizofreni gelişimi arasında bağlantı olduğunu söylemiş; şizofreninin aşırı dopaminerjik aktivitenin bir sonucu olarak ortaya çıktığını ve genetik faktörlerin şizofrenide oldukça önemli olduğunu söylemiştir. Çünkü şizofren hastalarının birinci dereceden akrabalarında şizofreni gelişme riski, normal kişilerin akrabalarına göre en az beş kat daha yüksektir (Eren, 2006). Göç, virüslere bağlı enfeksiyonlar, kış doğumları, stres verici yaşam olayları da şizofreni için risk etkenleri arasında sayılmaktadır (aio.com.tr).

    Eren (2006) çalışmasında hastalığın klinik özelliklerini üç başlıkta incelemiştir.

    1. Şizofreni için hiçbir bulgu veya belirti yoktur; şizofrenide görülen her bir bulgu veya belirti diğer psikiyatrik veya nörolojik hastalıklarda da görülebilir. Şizofreni tanısı için hastanın tıbbi ve psikiyatrik öyküsü, aile ve sosyal geçmişi hakkında olabildiğince kapsamlı bilgi toplamak, aile bireyleri ve arkadaşları ile görüşmek, ayrıntılı bir ruhsal durum muayenesi gerçekleştirmek son derece önemlidir.
    2. Zamanla hastanın belirtileri değişir. Örneğin, bir hasta aralıkla halüsinasyonlara sahip olabilir ve sosyal durumlara uyumu değişkenlik gösterebilir veya hastalığın gidişi sırasında gelip geçici bir duygu durum bozukluğu belirtileri görülebilir.
    3. Klinisyen hastanın eğitim düzeyini, entelektüel yeteneğini ve alt kültürel konumunu hesaba katmalıdır. Soyut kavramları anlama yeteneğindeki bozulma, örneğin, hastanın eğitim veya zekâsını yansıtabilir. Dini organizasyonlar ve topluluklar organizasyon dışındakilere garip gelen adetlere sahip olabilir ve bunlar o kültürel yapı içinde normal olabilir.

    Kısaca özetlemek gerekirse şizofreninin klinik özelliklerinde hiçbir belirti olmayabilir, var olan belirtiler başka hastalıklarda da görülebildiği için karıştırılabilir. Bu karışıklığın önüne geçilebilmesi için ise ayrıntılı aile öyküleri ve aile bilgileri ayrıca önem taşımaktadır. Meslek elemanı hasta ile ilgili ayrıntılı bilgilere dikkat etmeli, olabildiğince bireyin içinde bulunduğu sistemleri de dâhil ederek (yani bir nevi çevresi içinde) değerlendirme yapmalıdır. Sosyal hizmet uzmanlarının “Sosyal İnceleme Raporları” bu konuda oldukça önemlidir.

    Abdi İbrahim Otsuka İlaç Sanayi ve Tic A.Ş. resmi web sitesinde belirttiği üzere şizofreni belirtileri genel olarak 5 başlık altında toplanabilir:

    1. Pozitif belirtiler; normal işlevlerde bozulma veya abartı, aşırılık olarak yorumlanmaktadır.
    2. Negatif belirtiler; günlük normal işlevlerde azalma veya eksiklik olarak değerlendirilir.
    3. Afektif (duygulanımla ilgili) belirtiler; duygusal tepkilerde değişiklikler, farklılıklarla ilişkilidir.
    4. Kognitif (bilişsel) belirtiler, bilişsel bozulmalar; bellek işlevlerinde, sözel akıcılıkta, soyut düşünmede bozulmayı içerir ve negatif belirtilerle birlikte kişinin doğal yaşantısını sürdürmesini engeller.
    5. Motor davranışsal belirtiler; şizofrenide bilincin kısmen kaybolması hali, kas sertliği ve duruş almayı da içeren çeşitli ve değişken motor belirtiler görülebilir. Hastada bu belirti başlıklarından bazen sadece bir tanesi görülebilirken, bazen hepsi bir arada bulunabilir.

    İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü İstanbul Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (2018) açıklamasına göre ise şizofreninin belirtileri şu şekilde özetlenmiştir:

    Hastalığın alevlenme dönemlerinde düşünce ve algı bozuklukları sık görülmektedir. Kişi birileri tarafından takip edildiğini düşünebilir, başkalarının yemeğine zehir kattığına inanıp yemek yemeyi reddedebilir. Herkesin kendisi hakkında konuştuğunu ya da kendine zarar verileceğine yönelik düşüncelerini paylaşabilir. Bu tarz hatalı düşüncelere hezeyan adı verilmektedir ve bu tarz düşünceler nedeniyle kişi kavgacı bir tutum sergileyebildiği gibi, herkesten uzaklaşma eğilimi içinde olup içine kapanabilir. Korku ve öfke dolu ne olduğunu yeterince anlayamadığı bir dünyada olduklarını hissedebilirler.

    Algı bozuklukları da şizofrenide yaygın olarak görülebilmektedir. Gerçekte olmayan sesler, görüntüler, kokular ve dokunsal duyular algılayabilirler. Bu belirtiye halüsinasyon denilir. Sadece kendisinin duyduğu bu seslere yanıt verebilir, seslerin dediklerini yapabilir. Dışarıdan bakıldığında kendi kendilerine konuşuyorlarmış izlenimi oluşabilir. Ölüleri ya da başka varlıkları gördüklerini söyleyebilirler. Hastalığın alevlenme dönemleri dışında görece daha sessiz seyreden dönemlerinde içlerine kapanıp, çökkün keyifsiz olabilirler. Günlük işlerini dahi yapmak istemez toplum içine karışmaktan rahatsızlık duyabilirler. Genellikle duygusal katılım gerektiren şeylerde zorlanırlar. İsteksizlik nedeniyle rutin işlerini aksatabilirler.

    3.        ŞİZOFRENİNİN ENGELLİ KİŞİNİN YAŞANTISINA ETKİLERİ

    Şizofreni hastalarının önemli bir kesimi damgalanma korkusu ve bilim dışı inançlar yüzünden ya da ekonomik nedenlerle kendi evlerinde saklı tutulmakta, muayene ve tedavi için bir hekim ya da sağlık kuruluşuna bile götürülmemektedirler (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017). Bu da hali hazırda bulunan hastalık durumunu daha arttırmaktadır. Sönmez’e (2009) göre damgalanmanın kökeninde zarar görme duygusu yatmaktadır. Damgalanmış bir kişi diğer tüm özellikleri göz ardı edilerek atfedilen olumsuz değerle özdeşleştirilir; dışlanma, aşağılanma, şiddet ve ayrımcılığa daha fazla maruz kalır. Ruhsal hastalığı bulunanlar tarih boyunca damgalamaya en çok maruz kalanlar arasındadır.

    Şizofreni tedavisinde kullanılan psikososyal girişimler, kendine bakım yetersizliklerini, kötü yaşam kalitesini, kişilerarası ilişki sorunlarını, tedaviye uyumsuzluğu, işlev bozukluklarını, bağımlılığı, toplumsal ve mesleksel becerileri hedefleyerek üretkenliğe temel hazırlamaktadır (Sönmez,2009). Psikososyal tedavi girişimlerinin her biri, bireyin üzerinde farklı amaçlar taşımaktadır; fakat temelde hepsinin ortak amaçları şunlardır (Sönmez,2009):

    • Hastalığın belirtileri ve eşlik eden ikincil sorunların azaltılması
    • Hastaları çevresel baskılara karşı daha dayanıklı hale getirmek
    • Hastaların kişilerarası ilişkilerini geliştirerek toplumsal rol işlevselliğini arttırmak
    • Toplum içerisinde bağımsız yaşayabilme becerilerini geliştirmek
    • Hastaların hastalık üzerinde denetim gücü kazanmalarını sağlamak

    Tüm bunlar bireyi, psikososyal bütünlüğünü koruma ve geliştirme amacını taşımaktadır.

    4.        ŞİZOFRENİNİN YOL AÇTIĞI KAYIPLAR VE SORUNLAR

    Ruhsal bir rahatsızlığın tam düzelmeyen, tedaviye rağmen süren inatçı belirtileri hastaların kişisel bakım, günlük faaliyetler, aile içi ilişkiler ve toplumsal ilişki alanlarındaki işlevselliklerini çeşitli ölçülerde bozar ve hastalık öncesi duruma gelmelerine engel olarak yeti yitimi oluşturur. Ruhsal rahatsızlığa bağlı yeti yitimi gelişmiş bir bireyin rol performansında ortaya çıkan kısıtlılıklar kişiyi engelli duruma getirirler.

    Hastalıkların kişiyi engelli hale getirmesinde hastalığın üç evresinin özellikleri belirgin rol oynamaktadır:

    1. Birinci evre hastalık öncesi engellerdir ve ruhsal bozukluğun ortaya çıkmasından çok önceleri başlamış olan sorunlarla ilgilidir.
    2. İkinci evre birincil engellerdir ve ortaya çıkmış olan ruhsal bozukluğun doğasından kaynaklanırlar. Hastanın yaşadığı belirtilerden dolayı işlevselliğini kaybetmesi halidir.
    3. Üçüncü evrede ortaya çıkan ikincil engeller ise hastalığın ön plânda olan birincil belirtileri geçmiş olsa bile devam eden ilişki ve uyum sorunlarıdır. Hastalık sonucunda hastada kalan birtakım kalıntı belirtilerin ve hastalık sürecinin kişiyi yaşamdan koparması sonucu oluşan boşluğun oluşturduğu toplumsal, mesleki ve akademik yetersizliklerdir (Sönmez, 2009).

    Toplumda ruh hastalıkları korkulacak bir durum/birey gibi algılandığı için hastalar dışlanabilmekte ve hastalık konusundaki bilgi eksikliği bu tutumları daha da olumsuzlaştırmaktadır (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017). Bu durumda hem bireyin kendisi hem de aileler, kendisi ya da bir aile üyesinin şizofreni tanısı aldığında, diğer uzak aile üyeleri veya arkadaşları tarafından dışlandıklarını hissederler.

    5.        ŞİZOFRENİNİN AİLE YAŞANTISINA ETKİSİ

    Şizofreni sadece hastalar için değil, aileler için de çeşitli güçlüklere neden olan bir hastalıktır. Şizofrenili hastalara bakım veren aile üyelerinin yüksek düzeyde bakım yükü ve düşük düzeyde aile işlevleri deneyimi söz konusudur (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017). Şizofreni hastası yakını/ailesi olmak; aile bireylerinin hastalık hakkındaki bilgisizliği ve çaresizliği birçok sorunu da beraberinde getirir. Utanç, suçluluk, korku, çaresizlik, gelecek kaygısı ve öfke ailelerin sıklıkla yaşadığı duygulardır (www.sagligim.gov.tr). Şizofreninin şiddet içeren bir hastalık olduğu korkusu ailenin daha da dışlanmasına neden olmaktadır (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017). Özellikle hastaların tedavi reddi olduğu ya da akut alevlenme dönemlerinde daha çok hasta yakınları için zor olabilmektedir. Hasta yakınları hastalığın utanılacak bir şey olduğu düşüncesi nedeniyle dışlanma, aşağılanma korkusuyla hastalığı gizleyebilmekte bazen yok sayabilmektedirler. Ancak hasta yakınlarının dengeli tutumunu hastalık seyri üzerinde çok olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Şizofreni hastalığı ile mücadelede hasta yakını ekibin en önemli parçalarından biridir (www.erenkoyruhsinireah.saglik.gov.tr).

    Belirtilerin kontrol altına alınması, hastaların sosyal işlevselliklerinin artırılması, hasta yakınlarının anksiyete depresyon düzeylerini azaltmaya yönelik girişimler, sağlık çalışanı desteğini de içeren sosyal destek ailenin yükünün azaltılmasına yardımcı olacaktır. Hastalar için daha iyi tedavi sonuçlarına ulaşmak amacıyla ailelere yönelik olarak psikososyal girişimlerin; hastalara yönelik olarak da rehabilitasyon programlarının uygulanması bakımdaki yükü kolaylaştırmada önemli temel elementlerdir (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017).

    6.        ŞİZOFRENİ HASTALARININ YAŞADIĞI SOSYALLEŞME SORUNLARI

    Şizofreni hastalarında evlilik ve aile hayatı konusuna değinilecek olur ise Medeni Kanun’da “akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez.” ifadesi yer almaktadır. Sağlık kurulu uygun görür ise bir şizofreni hastası evlenebilir; fakat toplum içerisinde damgalanma ve dışlanmaya maruz kalacağını söylenebilir. Kronik ruhsal hastalıklar aile içinde evlilik ilişkilerini etkileyen önemli bir yaşam krizidir. Eşlerden birinin hastalanması ailenin dengesini bozar ve hastalık sürecinde hasta eşin aile içindeki rollerini genellikle sağlıklı olan eş yüklenir. Bakım verme sorumluluğu taşıyan eşlerin iyiliği ve sorunlarla duruma uygun bir şekilde baş edebilmesi, hastalığın seyri açısından önem taşımaktadır. Araştırma bulguları eşlerin, sosyal ilişkilerde azalma, kendine zaman ayıramama, dinlenememe ve maddi gelirde azalma yanında, hastanın bakım ihtiyaçlarıyla kuşatılmış olduğunu göstermektedir (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017). Ayrıca eşlerin boşanması söz konusu olduğunda şizofreni tanısı konması hemen boşanma gerekçesi oluşturmaz. Türk Medeni Kanunu’na göre akıl hastalığı sebebiyle boşanmanın mümkün olabilmesi için sadece hastalığın bulunması yeterli değildir (www.sizofrenidostlaridernegi.org).

    Işık, Kılıç ve Savaş’ın (2019) çalışmasında yaptığı görüşmeler sonucunda bireylerin, şizofreniden kaynaklı çabuk sinirlenme, odaklanmakta güçlük, uykuda artış gibi bazı belirtilerinin çalışma hayatındaki şartlara uyum sağlamalarında güçlük yaşadıkları anlatılmaktadır. Aynı zamanda hasta bireylerin işe alımlarda işverenler tarafından zorluk yaşadıkları belirtilmiştir. Engelli kadrosundan işe alınma konusunda da birtakım zorluklar yaşadıklarını, işverenlerin genellikle fiziksel engelli kişileri tercih ettikleri belirtilmektedir. Aynı çalışmada bireylerin engellilik maaşın kesilmesinin çalışamama nedenlerinden biri olduğunu belirlenmiştir. Bireyler genellikle çalışmak istediklerinde engellilik maaşlarının kesildiğini ve kesilen maaşı tekrar bağlatmanın da uzun zaman aldığını bu yüzden bir işe girmeye cesaret edemediklerini ifade etmişlerdir (Işık, Kılıç ve Savaş,2019). Yine aynı çalışmada damgalanma nedeni ile hastaların çalışma hayatında “deli” ya da “çürük elma” olarak nitelendirildikleri açıklanmaktadır.

    Daha önce yapılan çalışmalarda kadın şizofreni hastalarında sosyal işlevselliğin daha iyi olduğu söylenmekte olsa da, Erol, Keleş Ünal, Mete ve Tunç Aydın’ın  (2009) yaptığı çalışmada yüzdeki duyguları algılama yetisi, bilişsel işlevler gibi sosyal işlevselliği etkileyebilecek pek çok etmen açısından eşdeğer olan kadın ve erkek hastalar arasında sosyal işlevsellik açısından fark bulunmadığını söylemektedir. Aynı çalışmada iş sahibi olan hastalarda sosyal işlevsellik daha iyi düzeyde olduğu ve evli hastaların sosyal işlevsellik düzeyleri daha yüksek bulunmuştur.

    7.        ŞİZOFRENİ VE ENGELLİLİĞİN ULUSLAR ARASI/ ULUSAL MEVZUATTAKİ YERİ

    5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’a göre bireyin engelliliğini ve engellilikten kaynaklanan özel ihtiyaçlarını belirleyen derecelendirmeler, sınıflandırmalar ve tanılamalarda uluslararası temel yöntemler esas alınmaktadır. Engellilerin öncelikle bulundukları ortamda bağımsız yaşayabilmeleri için durumlarına uygun olarak gerekli psikososyal destek ve bakım hizmetleri sunulur. Destek ve bakım hizmetlerinin sunumunda kişinin biyolojik, fiziksel, psikolojik, sosyal, kültürel ve manevi ihtiyaçları ailesi de gözetilerek dikkate alınır. Aynı kanununun 11. maddesine göre yeni doğan, erken çocukluk ve çocukluğun her dönemi fiziksel, işitsel, duyusal, sosyal, ruhsal ve zihinsel gelişimlerinin izlenmesi, genetik geçişli ve engelliliğe neden olabilecek hastalıkların erken teşhis edilmesinin sağlanması, engelliliğin önlenmesi, var olan engelliliğin şiddetinin olabilecek en düşük seviyeye çekilmesi ve ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin çalışmalar Sağlık Bakanlığınca planlanır ve yürütülmektedir. İstihdam konusunda ise çalışan engellilerin aleyhinde sonuç doğuracak şekilde, engelinden dolayı diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamayacağı belirtilmiştir. Çalışan veya iş başvurusunda bulunan engellilerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri ortadan kaldırmaya yönelik istihdam süreçlerindeki önlemlerin alınması ve engellilerin çalıştığı iş yerlerinde makul düzenlemelerin, bu konuda görev, yetki ve sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlar ile işverenler tarafından yapılması zorunlu kılınmıştır.

    Engelliler Hakkında Kanun’un 15. maddesine göre engellilerin eğitim alması hiçbir sebeple engellenemeyeceğini belirtmektedir.

    Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ve Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 10. maddesinde her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşir koşuşlar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tedbirleri ve 11. maddesinde de taraf devletlerin silahlı çatışma halleri, acil insani durumlar ve doğal afetler de dâhil olmak üzere risk durumlarında engellilerin korunması ve güvenliğinin sağlanması için insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku dâhil uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli tüm tedbirleri alır. 12. maddesinde engellilerin yasa önünde eşit tanınması açıklanırken diğer maddelerde de adalete erişim, kişi özgürlüğü ve güvenliği; işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz kalmama; sömürü, şiddet veya istismara maruz kalmama, kişisel bütünlüğün korunması, seyahat özgürlüğü, özel hayata saygı, hane ve aile hayatına saygı gibi haklar açıklanmıştır.

    Şizofreni hastası birey İş Kanunu’na göre 50 veya daha fazla işçi çalıştıran iş yerlerinde %3’ lük engelli işçi kontenjanında çalışabilir. Bunun için öncelikle Türkiye İş Kurumu’na başvurmak gereklidir, kurum hastayı hastaneye sevk eder. Hasta tedaviye uyum gösteriyor ve uygulanan tedaviden yarar görüyorsa, klinik olarak “tedavi ile çalışma olanağı veren” (%45) şizofreni halinde birey çalışabilir. Hastaya engelli kontenjanından yararlanabileceğine dair sağlık kurulu raporu düzenlenir.

    2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununda sosyal hizmet programlarının uygulanmasında korunmaya ihtiyacı olan çocuk, ihtiyacı olan engelli ve ihtiyacı olan yaşlıya öncelik tanınmakta ve korunmaya, bakıma ve yardıma ihtiyacı olan kişilere hizmet sunumu insan haysiyet ve vakarına yaraşır şekilde yerine getirilmektedir.

    Medeni Kanunda “akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez.” ifadesi yer almaktadır. Bu maddeye göre sağlık kurulu raporu ile şizofreni hastalarının da evlenme hakları bulunmaktadır (www.sizofrenidostlaridernegi.org).

    Büyükşehir Belediyesi ve Belediye Kanunlarına bakıldığında hem büyükşehirlerde hem de şehirlerde yaşayan engelliler, belediyelerin engellilere yönelik sosyal hizmet ve yardımlarından yararlanma ve belediyelerde oluşturulan sağlık, eğitim, spor, çevre, kütüphane ve park gibi hizmetlere katılım hakları bulunmaktadır.

    Devlet Memurları Kanunu’na göre ise memurlara; en az %70 oranında engelli ya da süreğen hastalığı olan çocuğunun hastalanması halinde hastalık raporuna dayanarak anne veya babadan sadece biri tarafından kullanılmak üzere bir yıl içinde on güne kadar mazeret izni verilmektedir. Bu kanun maddesi şizofreni hastası çocuğu olan aile bireylerine yönelik oldukça önemlidir.

    5237 sayı Türk Ceza Kanunu’nun 122. Maddesinde nefret ve ayrımcılık konuları açıklanmaktadır. Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini, bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, bir kişinin işe alınmasını, bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Aynı kanunun 278. maddesinde ise suçu bildirmeme konusu ele alınmakta, mağdurun on beş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılacağından bahsedilmektedir.

    8.        SONUÇ

    Varsanı, sanrı, dağınık konuşma, dağınık davranış ya da silik belirtilerle karakterize psikotik bir ruhsal bozukluk olarak tanımlanan şizofreni, beyindeki dopamin artışı ile ilgili bir kronik hastalıktır (Akıncı,2019). Hastalığın ortaya çıkışında genetik faktörler kadar sosyal çevre de etki etmektedir. Bakım verenlere ciddi sorumluluklar yükleyen süreçte psikososyal desteğin yetersiz olması hastayı olumsuz etkilemektedir (Akıncı,2019). Hastalık ve tedavi sürecinde ailede stresle başa çıkma, algılanan aile yükü, damgalanma, duyguların dışavurumu gibi pek çok sorun ortaya çıkmaktadır. Bu durumda hastalığın ortaya çıkışını, faktörlerini ve sosyal ilişkilerin nasıl etkilendiği konusu ele alınırken kapsamlı bir araştırma yapılması gerekmektedir. Bu araştırma hem aile üyelerini hem de bireyin sosyal çevresini ele almalıdır. Sosyal hizmetin bir alanı olan tıbbi sosyal hizmet bu noktada devreye girmektedir. Tıbbi Sosyal Hizmet Uygulama Yönergesi’nde (2011) tanımlandığı üzere tıbbi sosyal hizmet, ayakta ya da yatarak tedavi gören hastaların tıbbi tedaviden etkili bir şekilde yararlanması, sosyal sağlığının korunması ve geliştirilmesi, tedavi sürecinde hastanın ailesi ve çevresi ile ilişkilerinin düzenlenmesi, tedavi sürecini etkileyen psikososyal ve sosyo-ekonomik sorunlarının zamanında çözümlenerek sosyal işlevselliğini yeniden kazanması amacıyla yürütülen bir sosyal hizmet uygulamasıdır. Sosyal hizmet uygulaması süresince yapılan ve yapılacak olan faaliyetleri resmi bir içerik kazanması için sosyal hizmet uzmanları tarafından bir uzmanlık çerçevesinde oluşturulan forma sosyal inceleme raporu denilmektedir (sbyo.gelisim.edu.tr). Tıbbi sosyal hizmet uzmanları tarafından yazılan sosyal inceleme raporunda; bireyin özellikleri, ailesinin fiziki ve sosyal özellikleri, iş durumu, ekonomik durum, öğrenim durumu, sağlık durumu yaşanılan konut durumu gibi pek çok konuyu ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle sosyal inceleme raporu, diğer tüm engellilik ve hastalık durumlarında önemli olduğu gibi şizofrenide de oldukça önemlidir.

    NEVİN KÜLAHLI

    9.        ŞEKİLLER

    10.   KAYNAKÇA

    • Akıncı, Ü-E.(2019). Şizofreni Hastalarının Yaşam Nitelikleri, Hasta Yakınlarının Psikopatolojiye Yönelik İnançları, Stresle Başa Çıkma Tarzları, Algılanan Aile Yükleri Ve Duygu Dışavurumları Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi (Yüksek Lisans Tezi). Başkent Üniversitesi, Ankara.
    • Belediye Kanunu (2005). 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5393.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Büyükşehir Belediyesi Kanunu (2004) 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5216.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Devlet Memurları Kanunu (1965). 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.657.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Engelliler Hakkında Kanun (2005). 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5378.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ve Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme (2008). 08.04.2020 tarihinde https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2009/07/20090714-1.htm adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Eren, K. (2006). Şizofreni Ve Cinsiyet Farklılıkları (Uzmanlık Tezi). Bakırköy Prof. Dr. Mahzar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul.

     

    • Erol, A., Keleş-Ünal, E., Mete, L. ve Tunç-Aydın, E.(2009). Şizofrenide Sosyal İşlevselliği Yordayan Etmenler. Türk Psikiyatri Dergisi, 20(4),313-321.

     

    • Hocaoğlu, Ç. ve Köroğlu, A.(2017). Şizofreninin Aile Üzerine Olan Etkisi. Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 7(3),170-175.

     

    • Işık, I., Kılıç, N. ve Savaş, G. (2019). Şizofreni Hastalığına Sahip Bireylerin Çalışma Hayatı Konusunda Yaşadıkları Güçlükler. ACU Sağlık Bilimleri Dergisi, 10(3), 399-408.
    • İş Kanunu (2003). 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4857.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Sosyal Hizmet. (2020). İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu. 02.05.2020 tarihinde https://sbyo.gelisim.edu.tr/bolum/sosyal-hizmet-52/haber/mesleki-rapor-yazma-becerisi-sosyal-inceleme-raporu adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Sosyal Hizmetler Kanunu (1983). 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2828.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Sönmez, S.(2009). Şizofreni Hastalarında Psikoeğitim Grup Çalışmasının Pozitif Ve Negatif Belirtiler, Sosyal İşlevsellik, Yeti Yitimi, İçgörü ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkilerinin Araştırılması (Uzmanlık Tezi). C Sağlık Bakanlığı Bakırköy Prof. Dr. Mahzar Osman Ruh Sağlığı Ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul.

     

     

     

     

     

  • REHABİLİTASYON NEDİR?

    Rehabilitasyon, doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle oluşan özrü ortadan kaldırmak veya engelliliğin etkilerini mümkün olan en az düzeye indirmektir. Engelliye yeniden fiziksel, zihinsel, psikolojik, ruhsal, sosyal, mesleki ve ekonomik yararlılık alanlarında başarabileceği en üst düzeyde yetenekler kazandırarak; evinde, işinde ve sosyal yaşamında kendine ve topluma yeterli olabilmesi ve engellinin toplum ile bütünleşmesi, ayrımcılığa karşı tüm tedbirlerin alınması amacıyla verilen psiko-sosyal hizmetler bütünüdür.

  • ALO 183 NEDİR?

    Çocukların ihmal ve istismarı, kadına yönelik şiddet gibi konulardaki ihbarları değerlendirmek, acil durumları ilgili kurumlara bildirmek amacıyla kurulan “Alo 183 Kadın, Çocuk ve Sosyal Hizmet Danışma Hattı” 24 saat boyunca hizmet veriyor.

    ALO 183’e ulaşan vatandaşlara yaşlılar, korunmaya muhtaç çocuklar, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar, şiddete uğrayan kadın ve çocuklar konusundaki çalışmaları konusunda bilgilendiriliyor, ne tür bir sosyal destek verilebileceği söyleniyor.

    Türkiye’nin her yerinden ücretsiz olarak aranabilen hatta uzman personeller, kadına yönelik fiziksel, cinsel, ekonomik ve duygusal istismar ve ihmale karşı neler yapılabileceği konusunda arayanları yönlendiriyor.

  • ENGELLİ BAKIM MERKEZİNDE İLETİŞİM VE SÜREÇ

    İnsan en çok dinlenilmek istiyor. Ne konuşmak ne de sadece dinlemek… Eğer konuşmak yeterli olsaydı kendi kendine konuşan herkes onanma duygusunu yaşar ve başka birileriyle dertleşmeye gerek kalmazdı.

     

    Sizi siz olduğunuz için seven, sizi olduğunuz gibi kabul eden ve anlattıklarınızı can kulağıyla dinleyen birinin yanında bu yüzden hafifliyorsunuzdur. En çok dinlenilmeye ihtiyacımız var. Anlattıkça azalan dertler, paylaştıkça çoğalan neşelerin zamanla bize gerçeği gösterdiğinden bellidir bu.

     

    Psiko-terapide de bu böyledir. Sosyal hizmet uzmanlarında, aile danışmanlığında, klinik psikologlarda, hatta tıp doktorlarında da benzer vakalar görülmektedir. Karşınıza gelen kişi anne olsun, çocuk olsun, öğretmen olsun, ebeveyn olsun konuştuklarının yanında dinlenilmeye de ihtiyacı vardır. Bu durumlara örnek olarak çeşitli obsesif kompulsif bozukluklar verilebilir.

     

    Engelli bakım merkezinde deneyim kazanmış olan meslektaşlarımız bilirler ki belirli zamanlarda, belirli aralıklarla hizmet sunduğunuz bireyler ile mesleki görüşme yaparsınız. Tabi bireysel görüşme ve sosyal inceleme raporlarının hazırlanışından, bireysel görüşmenin nasıl ve ne amaçla yapıldığını burada açıklamayacağız. Bu noktaların eğitimini almış sosyal hizmet uzmanları, diğer meslek elemanları aldıkları eğitimin de getirisiyle çok faydalı noktalardan bilgi sahibidirler. Şu an için hedef kitlemiz engelli bakım merkezi nedir? Nasıl bir yerdir? Henüz deneyimlememiş olan meslek arkadaşlarımıza, meslektaş olma yolunda ilerleyen öğrenci arkadaşlarımıza da buraların ne kadar önemli olduğunu ve buralarda çalışmanın nasıl bir duygu olduğunu anlatmaya çalışacağız. Her neyse… Ben de ilgimi en çok çeken konulardan biri olan engelli bakım merkezlerinde bir dönem mesleki çalışmalarda bulundum.

     

    Sayıca kalabalık bir kuruluştu ve ilk aşamada sadece hizmet alan bireylerin isimlerini öğrenmem gerekiyordu. Bir engelli bakım merkezinde çalışmaya başladıysanız, gökten düşer gibi bir anda her şeyin mükemmel olmayacağını, alışmanın zaman alacağını iyice öğreneceksiniz demektir. Bilişsel süreçleri normal düzeyde ilerleyen danışan ile mesleki görüşme yapacak olsanız öncelikle karşınızdaki kişinin güvenini sağlamak, her vakanın biricik ve tek olduğunu hissettirmek, sırlarının garanti altında olduğunun teminatını vermek gibi görevleriniz vardır. Bu süreç, normal gelişim düzeyindeki danışanlar ile bile oldukça zordur. Tabi burada danışanın danışma sürecine kendi isteğiyle mi yoksa çevresinden veya ailesinden bir istek-baskı ile mi katıldığı, danışma için en uygun olan zamanlamanın neresinde olduğu gibi pek çok etken vardır. İşler arapsaçına dönmeden önce size ulaşan danışmanınız, içinden çıkılmaz hale gelene kadar bekleyen danışanınızdan en az bir adım öndedir. Biz burada daha çok, bilişsel süreçleri ve zeka seviyelerinin normalin altında olan biricik vakalarımızdan bahsedeceğiz.

     

    Bir bakım merkezine yolunuzun düşmesi şimdiye kadar başınıza gelmemiş olsa da engellilik alanında hizmet veren gündüzlü- yatılı bakım hizmeti veren kurum ve kuruluşlardan muhakkak haberiniz vardır. Eş dost- hısım akraba olmasa da bir komşunuzun yakını ya da birilerinden duyduğunuz vakalar vardır gözüyle bakıyoruz. Şöyle ki bu durumlardan biri ya da birkaçı başınıza gelmiş olsa da bu oldukça güçlü durmayı gerektiren bir süreçtir ve kabullenilmesi oldukça uzun süren bir geçiş dönemidir. En baştan alacak olursak yaşı, cinsiyeti, fiziksel durumu, sosyo-ekonomik durumu ne olursa olsun sizin ya da ailenizden birinin ‘’engelli sağlık raporuna’’ sahip olması kolayca benimsenecek bir durum değildir. Şok, inkar etme, suçlama, kabul etme ve alışma aşamaları gibi süreçlerin olması normaldir; hatta ilk üç aşamayı atlatabilmiş danışanların sayısının çoğunluğa oranla oldukça az sayıda olduğu bilinmektedir. Şu an sağlıklı olmak demek ileride demans ya da şizofreni teşhisiyle karşılaşmayacağımız anlamına gelmiyor maalesef…

    Sizin değil de ailenizden birinin engelli durumunda olduğunu, kolay olmayan bu durumu bir nebze de olsa kabul ettiğinizi ve yakınınızı bir engelli bakım merkezine emanet edeceğinizi ele alalım.

     

    Bu kuruluşun aynı il sınırları içinde olabileceği gibi farklı illerde de olabileceğini tabi ki hatırlatmak isteriz. Engelli sağlık raporu, mahkeme kararı gibi mecburi işlemler sonrasında ruhsal engelli yakınınızı kuruluş bakımına yerleştirdiniz.

     

    Kuruluşa getirilen bireyin kuruluşa ve diğer kuruluş sakinlerine alışması, kendisinin orada olduğunu kabullenmesi içinse ayrı bir süreç başlamıştır. Öncelikle birey kuruluşa geleceğinden haberdar mıdır? Burada olmasının nedeni nedir? Nasıl bir yerdedir? Kendi düzenini burada devam ettirebilecek midir? Aklında ister istemez bir sürü soru işareti vardır ve buraya nasıl geldiğinin de etkisi çok fazladır. Rahatsızlığının farkında olan ve tedaviyi kabul eden bireyin ailesiyle gelip kuruluşa yerleşmesi bundan sonraki rehabilitasyon ve tedavi süreçlerini de olumlu yönde etkileyecektir. Bunun yanında ailesi tarafından zorla, hiçbir açıklama yapılmadan, kandırılarak- yalan söylenerek- ne düşüneceği önemsemeden getirilen bireyin yaşayacağı uyum sorunları çok daha zordur ve yeni hayatını kabullenmesi diğer bireylere oranla daha uzun süre gerektirmektedir.

    Ruhsal engelli bir bireyin bilişsel yetilerinin el verdiği ölçüde mesleki çalışmaya katılım sağlaması rehabilitasyon ve tedavi süreci için oldukça önemlidir. Şöyle ki sözel iletişime kapalı, konuşma- işitme bozukluğu olan, ağır düzeyde mental retardasyon teşhisi almış bir engelli ile bireysel görüşme yapmak pek mümkün değildir. Bireyin durumu neticesiyle psikososyal görüşme yerine bireyin hareketleri gözlemlenmekte, nelerden hoşlanıp hoşlanmadığı, neleri yapabiliyor ya da yapamıyor olduğu bu gözlemlerden öğrenilmektedir. Hastalık öyküsü, kuruluş bakımından önceki hayatı hazırlanan sosyal inceleme raporlarından, varsa ailesi- vasisi ile yapılan görüşmelerden öğrenilmektedir. Böyle sözel iletişim kurulamayan engellilerin sayıca az olmadığı ilgili kurum ve kuruluşlarda çalışmalar yapan ilgili kişilerin bilgisi dahilindedir.

     

    Öncelikle sözel iletişim kurabilen ve söyledikleri anlaşılır, kendisini ifade edebilen, bilinci yerinde ve engel oranının gündelik hayatını çok fazla etkilemeyen birisini ele alalım. Ruhsal engelli( şizofren, bipolar vs) teşhisiyle karşınıza gelen birey alevlenme döneminde olmasa dahi sizinle oldukça zor bir iletişim kuracaktır. Belki de iletişim kurmayı reddedecek ve sizin güven sağlamanız, karşılıklı birkaç kelime konuşacak kıvama gelmeniz aylar sürecektir. Bu nedenle engellilik alanında çalışmak diğer alanlara oranla çok daha emek ve sabır isteyen bir çalışma bütünüdür. Birey aradan geçen zamanla birlikte size güvenmeye başlamış, sizin ona olan hal ve hareketleriniz kendisini önemsediğinizi, ona yardımda bulunabileceğinizi hissettirmiş ve birey size ilk adımı atmıştır. Öncelikle yapılan bireysel görüşmelerde küçük küçük sizi sınayabilir. Güvende olup olmadığını kontrol ettiğini, gerçekten dinlenip dinlenmediğini sınamasını mesleki müdahale aşamalarında fark edebilirsiniz.

     

    Gündelik hayatta yaşadığı zorluklardan şikayet edebilir, yalnız kalma, uyuyamama gibi sorunları hakkında yardım isteyebilir ya da sadece sizin halinizi hatrınızı sormak, yaptığınız gündelik sohbetler ona iyi gelebilir. Mesela hem fiziksel hem zihinsel engeli olan bir kuruluş sakinimiz her sabah aynı saatte yapılan ziyaretlerde sözel iletişim kuramasa da meslek elemanıyla duygusal bir bağ kurmuş; adını bile hatırlayamayacak bilişsel bir durumda olan birey alışkanlıkları dahilinde moral ve motivasyon sahibi olmuştur.

     

    Dinlemek ve konuştuklarının dinleniyor olması da aynı sebeple insan hayatı için önemlidir. Ruhsal durumunun sadece kısa bir hal hatır sormaya tahammülü olan engelli, her gün aynı saate kuruluş meslek elemanıyla karşılaşmakta ve birkaç gün görmediğinde o kısa görüşmenin eksikliğini hissetmektedir.

     

    Sonuç olarak mesleki müdahale kapsamında, görüşme odasında olsun ya da olmasın, bence en iyi psikolojik tedavi yöntemlerinden biri sayılabilecek şekilde konuşuyoruz. Anlamlı anlamsız, nedenli nedensiz, kalabalıkta ya da kendi kendimize… Eğer konuşmak kendi başına yeterli olsaydı bugün ne klinikler var olurdu ne de danışma merkezleri. İnsanoğlu kendi iç sesini duyma konusunda, çıkar yol arama aşamasında veya en basitiyle sadece dertleşme amacıyla anlatmak ister. Anlattıklarının dinlenmesini, dinleyen tarafından kendisine önem verildiğini görmek ister. Bu terapi süreci bakım merkezinde ise ağzınızdan çıkan her bir kelimeye gereğinden de fazla dikkat etmelisiniz. Sizin için belki önemli olmayan en küçük bir ayrıntı kelime, dikkatiniz haricinde olagelen jest ve mimikleriniz size mesleki olarak açılmayı başarmış danışanınızı küstürebilir, kabul ettiği mesleki görüşmeden vazgeçirebilir. Unutulmaması gereken bir başka nokta ise bakım merkezinde bireysel görüşmeyi kabul eden bir danışanın dış dünyayı yeniden anlamlandırması, diğer etkenlerin yanında, o kurum/kuruluşta çalışan meslek elemanına bağlıdır.

     

    Hangi hizmet alanı olursa olsun, güven ve başarıyla…

     

    Nildem DİLMEÇ TOKUR

    Sosyal Hizmet Uzmanı

    Aile Danışmanı