Etiket: aile ve sosyal hizmetler bakanlığı

  • COCUK KORUMA ALANI TARIHSEL GELISIMI

    Dünya ve Türkiye’de Çocuk Koruma Alanının Tarihçesi

    Çocukların korunması, insanlık tarihinin her döneminde toplumların temel kaygılarından biri olmuştur. Ancak bu kaygı, sistematik bir koruma anlayışına dönüşerek kurumsal bir çerçeveye oturması için uzun bir süreç gerekmiştir. Dünya genelinde ve Türkiye’de çocuk koruma alanının tarihçesi, kültürel, dini, sosyal ve hukuki gelişmelerin bir yansıması olarak şekillenmiştir. Bu yazıda, çocuk koruma kavramının kökenlerinden günümüze uzanan yolculuğunu detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.

    Dünya’da Çocuk Koruma Alanının Tarihçesi

    Erken Dönemler ve Geleneksel Yaklaşımlar

    Çocuk koruma fikri, insanlık tarihinin erken dönemlerinde daha çok aile ve topluluk temelli bir sorumluluk olarak ele alınmıştır. Antik Yunan ve Roma toplumlarında çocuklar, genellikle ebeveynlerin veya geniş ailenin koruması altındaydı, ancak yetim kalan veya terk edilen çocuklar için sistematik bir koruma mekanizması bulunmuyordu. Orta Çağ’da ise Hristiyanlık, İslam ve diğer büyük dinler, yetimlere ve muhtaç çocuklara yardım etmeyi bir erdem olarak teşvik etmiş; kiliseler, camiler ve manastırlar bu çocuklar için sığınaklar haline gelmiştir.

    Osmanlı Devleti gibi İslam toplumlarında, vakıflar aracılığıyla yetim ve kimsesiz çocuklara destek sağlanmış, bu da çocuk korumanın erken örneklerinden biri olarak kabul edilmiştir. Ancak bu çabalar, bireysel veya dini temelli girişimler olarak kalmış ve modern anlamda bir devlet politikası haline gelememiştir.

    Sanayi Devrimi ve Çocuk İşçiliği Sorunu

    18. ve 19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi, çocuk koruma alanında bir dönüm noktası oluşturmuştur. Fabrikalarda ve madenlerde çalıştırılan çocukların maruz kaldığı ağır koşullar, çocuk hakları ve korunması üzerine ilk ciddi tartışmaları başlatmıştır. Bu dönemde, İngiltere’de 1833 Fabrika Yasası gibi düzenlemeler, çocuk işçiliğini sınırlamaya yönelik ilk adımları atmış ve çocukların eğitim hakkını tanımaya başlamıştır.

    20. Yüzyıl: Çocuk Haklarının Kurumsallaşması

    Çocuk koruma alanındaki en önemli gelişmeler, 20. yüzyılda uluslararası kuruluşların ve hukuki belgelerin ortaya çıkmasıyla gerçekleşmiştir. 1924’te Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi, çocukların özel bir koruma gereksinimine sahip olduğunun ilk resmi kabulü olarak tarihe geçmiştir. Bu belge, çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması ve sömürüden korunması gerektiğini vurgulamıştır.

    İkinci Dünya Savaşı sonrası, 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), çocuk koruma konusunu küresel bir öncelik haline getirmiştir. 1959’da kabul edilen BM Çocuk Hakları Bildirisi, çocukların yaşama, eğitim ve sağlık gibi haklara sahip olduğunu ilan etmiş; bu, daha kapsamlı bir belgenin temelini oluşturmuştur. Nihayet, 20 Kasım 1989’da BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme kabul edilerek, 1990’da yürürlüğe girmiştir. 193 ülke tarafından onaylanan bu sözleşme, tarihin en fazla ülke tarafından kabul edilen insan hakları belgesi olmuş ve çocukları evrensel bir koruma şemsiyesi altına almıştır. Sözleşme, çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarını detaylı bir şekilde tanımlamış; taraf devletleri bu hakları güvence altına almaya zorlamıştır.

     

    Günümüz: Küresel Zorluklar ve Çabalar

    Bugün, UNICEF gibi kuruluşlar, çocuk koruma sistemlerini güçlendirmek, çocuk işçiliği, istismar, yoksulluk ve savaş gibi sorunlarla mücadele etmek için dünya genelinde faaliyet göstermektedir. Ancak, çocuk askerler, erken yaşta evlilikler ve dijital ortamdaki istismar gibi yeni tehditler, çocuk koruma alanını daha karmaşık hale getirmiştir. 21. yüzyılda, uluslararası işbirliği ve teknoloji odaklı çözümler, bu sorunlara yanıt aramada kritik bir rol oynamaktadır.

    Türkiye’de Çocuk Koruma Alanının Tarihçesi

    Osmanlı Dönemi: Vakıflar ve Geleneksel Koruma

    Türkiye’de çocuk koruma alanının kökleri, Osmanlı Devleti’ne kadar uzanır. Osmanlı’da yetim ve kimsesiz çocuklar, genellikle vakıflar aracılığıyla korunmuş; Darüşşafaka gibi kurumlar, eğitim ve barınma imkânı sunarak bu çocuklara destek olmuştur. Ancak bu çabalar, çoğunlukla yerel ve bireysel düzeyde kalmış, merkezi bir devlet politikası haline gelememiştir. Osmanlı’da çocuk bayramı gibi etkinliklerin düzenlendiğine dair bazı tarihsel kaynaklar da bulunmaktadır; örneğin, Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin temellerinin bu dönemde atıldığına işaret edilmektedir.

    Cumhuriyetin İlk Yılları: Kurumsal Adımlar

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte, çocuk koruma alanında önemli adımlar atılmıştır. 1921’de, Kurtuluş Savaşı’nın zor koşullarında yetim kalan çocuklar için Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) kurulmuş ve bu, modern Türkiye’nin ilk çocuk koruma girişimi olarak kabul edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı” sözü, bu dönemde devletin çocuklara verdiği önceliği yansıtmaktadır. 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, Himaye-i Etfal’in faaliyetleri genişletilmiş; çocuklara sağlık, eğitim ve barınma hizmetleri sunulmuştur.

    Türkiye’de çocuk haklarının sembolü haline gelen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 1929’da ilk kez kutlanmış ve dünyada çocuklara armağan edilen ilk bayramlardan biri olmuştur. Bu bayram, çocukların toplumdaki yerini vurgulamış ve koruma bilincini güçlendirmiştir.

    Yasal Düzenlemeler ve Gelişmeler

    1949’da kabul edilen 5387 Sayılı Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkındaki Kanun, Türkiye’de çocuk koruma sisteminin ilk yasal çerçevesini oluşturmuştur. Bu kanun, korunmaya ihtiyacı olan çocukların bakımını Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’na devretmiş; 1957’de 6972 Sayılı Kanun ile düzenlemeler daha da genişletilmiştir. 1983’te ise 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu, modern sosyal hizmetlerin temelini atmış ve çocuk koruma hizmetlerini kurumsal bir çerçeveye oturtmuştur.

    Türkiye, 1990’da BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi imzalamış ve 1995’te yürürlüğe koymuştur. Bu adım, Türkiye’nin çocuk haklarını uluslararası standartlara uyumlu hale getirme çabasını göstermiştir. 2000’li yıllarda “Haydi Kızlar Okula” gibi kampanyalarla kız çocuklarının eğitimi teşvik edilmiş; erken çocukluk gelişimi ve çocuk işçiliği gibi alanlarda projeler hayata geçirilmiştir.

    Günümüz Türkiye’sinde Çocuk Koruma

    2011’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulması, çocuk koruma hizmetlerinde bir dönüm noktası olmuştur. Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kapatılmasıyla, hizmetler daha modern ve aile odaklı bir yaklaşımla yeniden yapılandırılmıştır. Kışla tipi yurtların yerini çocuk evleri almış; koruyucu aile sistemi teşvik edilmiştir. UNICEF ile işbirliği içinde yürütülen projeler, mülteci çocuklar da dahil olmak üzere tüm çocukların korunmasını hedeflemektedir.

    Ancak, Türkiye’de çocuk koruma alanında hâlâ zorluklar bulunmaktadır. Çocuk işçiliği, erken yaşta evlilikler ve töre gibi kültürel faktörler, çocuk hakları ihlallerine neden olabilmektedir. Ayrıca, personel yetersizliği ve bütçe kısıtlamaları, sistemin etkinliğini sınırlamaktadır. Buna rağmen, “Çocuk Dostu Şehirler” gibi girişimler ve dijital güvenlik önlemleri, Türkiye’nin çocuk koruma alanındaki çabalarını geleceğe taşımaktadır.

    Sonuç

    Dünya ve Türkiye’de çocuk koruma alanının tarihçesi, insanlığın çocuklara verdiği değerin evrimini yansıtmaktadır. Geleneksel toplumlardaki bireysel yardımlardan, modern devletin kurumsal politikalarına uzanan bu süreç, çocukların haklarının tanınması ve korunması için atılmış önemli adımları içermektedir. Ancak, küresel ve yerel düzeyde hâlâ çözülmesi gereken sorunlar bulunmaktadır. Çocukların güvenli, sağlıklı ve mutlu bir geleceğe sahip olabilmesi için uluslararası işbirliği ve toplumsal farkındalık, bu alandaki ilerlemenin temel taşları olmaya devam edecektir.

     

     

     

     

  • Kurgusal Sosyal Inceleme Raporu

    SOSYAL İNCELEME RAPORU

    Raporu Hazırlayan: Sosyal Hizmet Uzmanı Bay Tospa

    Tarih: 26 Mart 2025

    İl/İlçe: Milano / Municipio 1 Sosyal Hizmet Merkezi

    1. MÜRACAATÇI BİLGİLERİ

    Adı Soyadı: Giovanni Rossi

    Yaş: 32

    Meslek: Geçici işlerde çalışıyor

    İlişkisi: Luca Rossi’nin amcası

    Müracaat Tarihi: 15 Mart 2025

    Müracaat Nedeni: Yeğeni Luca Rossi’nin ebeveynleri tarafından yeterince bakılamadığı ve korunmaya muhtaç olduğu gerekçesiyle devlet korumasına alınmasını talep etmiştir.

    2. OLAY ÖYKÜSÜ

    Luca Rossi, 7 yaşında bir erkek çocuktur. Anne Sofia Rossi ve baba Marco Rossi ile birlikte Milano’nun Municipio 1 bölgesinde yaşamaktadır. Amca Giovanni Rossi, 15 Mart 2025 tarihinde Sosyal Hizmet Merkezi’ne başvurarak, “Kardeşim Marco ve yengem Sofia, Luca’ya bakamıyor. Çocuğun sağlığı ve güvenliği tehlikede” şeklinde bir ihbar yapmıştır. İhbar üzerine, Sosyal Hizmet Uzmanı Bay Tospa tarafından 18 Mart 2025 tarihinde ailenin ikamet ettiği adreste inceleme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerde, anne ve babanın psiko-sosyal sorunları nedeniyle çocuğun bakımını ihmal ettiği, Luca’nın sağlık ve temel ihtiyaçlarının karşılanamadığı tespit edilmiştir.

    3. EKONOMİK DURUM

    Ailenin temel geçim kaynağı, baba Marco Rossi’nin inşaat sektöründeki düzensiz işlerinden elde ettiği gelirdir. Marco’nun gelirleri istikrarsız olup, aylık ortalama 400-500 Euro arasında değişmektedir. Anne Sofia Rossi’nin herhangi bir geliri yoktur. Amca Giovanni Rossi de geçici işlerde çalışmakta ve hane ekonomisine düzenli katkı sağlayamamaktadır. Hane halkı, İtalya Sosyal Yardım Kurumu’ndan (INPS) sınırlı miktarda gıda yardımı almaktadır. Kişi başına düşen aylık gelir, asgari yaşam standartlarının altındadır.

    4. EĞİTİM DURUMU

    Luca Rossi: 7 yaşında, okul öncesi dönemde. Henüz örgün eğitime başlamamıştır.

    Sofia Rossi (Anne): Okur-yazar değil, herhangi bir eğitim almamıştır.

    Marco Rossi (Baba): Okur-yazar değil, örgün eğitim geçmişi yoktur.

    Giovanni Rossi (Amca): Okur-yazar değil, eğitim almamıştır.

    5. SAĞLIK DURUMU

    Luca Rossi: Astım hastasıdır, düzenli ilaç kullanımı gerekmektedir. Ancak aile, maddi yetersizlik nedeniyle ilaçları temin edememektedir. Luca’nın genel sağlık durumu zayıf, yaşıtlarına göre fiziksel gelişimi geridedir.

    Sofia Rossi (Anne): Kronik depresyon tanısı mevcut, ancak tedavi görmemektedir.

    Marco Rossi (Baba): Alkol bağımlılığı şüphesi bulunmaktadır, resmi bir tanı veya tedavi süreci yoktur.

    Giovanni Rossi (Amca): Bilinen bir sağlık sorunu yoktur.

    6. YAŞANILAN KONUT DURUMU

    Aile, Milano’nun Municipio 1 bölgesinde, iki odalı, eski bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Evde rutubet sorunu mevcut, ısıtma sistemi yetersizdir. Luca’nın kendine ait bir odası veya yatağı bulunmamakta, aile bireyleriyle aynı odayı paylaşmaktadır. Evin genel temizlik ve hijyen durumu kötüdür; temel eşyalar (yatak, dolap vb.) eksiktir.

    7. SABAKA DURUMU

    Sofia Rossi: Sabıka kaydı yoktur.

    Marco Rossi: 2023 yılında alkollü araç kullanmaktan dolayı para cezası almıştır, başka bir sabıka kaydı bulunmamaktadır.

    Giovanni Rossi: Sabıka kaydı yoktur.

    8. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

    Yapılan inceleme sonucunda, Luca Rossi’nin mevcut yaşam koşulları altında fiziksel, duygusal ve sosyal gelişiminin olumsuz etkilendiği tespit edilmiştir. Anne Sofia Rossi’nin depresyonu ve baba Marco Rossi’nin alkol kullanımı ile ebeveynlik sorumluluklarını yerine getirememesi, çocuğun temel ihtiyaçlarının (sağlık, beslenme, hijyen) karşılanmasını engellemektedir. Amca Giovanni Rossi, Luca’ya duygusal destek sağlasa da, bakımını üstlenebilecek ekonomik ve sosyal yeterliliğe sahip değildir.

    Bu doğrultuda, Luca Rossi’nin sağlıklı bir ortamda büyümesini sağlamak amacıyla bakım tedbiri alınması önerilmektedir. Çocuğun, Milano Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne bağlı bir çocuk koruma merkezine veya uygun bir bakım kuruluşuna yerleştirilmesi uygun görülmüştür.

    Raporu Hazırlayan:

    Sosyal Hizmet Uzmanı

    Bay Tospa

    [İmza]

  • KADIN KONUKEVİ NEDİR?

    Kadın konukevleri, fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik ve sözlü istismara veya şiddete uğrayan kadınların, şiddetten korunması, psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarının çözülmesi, güçlendirilmesi ve bu dönemde kadınların varsa çocukları ile birlikte ihtiyaçlarının da karşılanmak suretiyle geçici süreyle kalabilecekleri ve kadın konukevi, sığınmaevi, kadın sığınağı, kadınevi, şefkatevi ve benzeri adlarla açılmış ya da açılacak yatılı sosyal hizmet kuruluşlarıdır.

    Kadın konukevlerinden hizmet alan kadınların durumlarının, aileleri ya da eşleri ile olan anlaşmazlıklarının incelenmesi ve sorunlarının giderilmesine yönelik Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından mesleki çalışmalar yapılmaktadır. Söz konusu kadın ve beraberindeki çocuklarına doğrudan ya da ilgili kurumlara yönlendirmek suretiyle güvenlik, danışmanlık, tıbbi destek, geçici maddi yardım, kreş, mesleki eğitim kursu, grup çalışmaları, sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetler vb. alanlarda destek sunulmaktadır.

    Daha ayrıntılı bilgiler için www.aile.gov.tr adresine göz atabilirsiniz.

  • KORUYUCU AİLE NEDİR?

    Koruyucu aile; çeşitli nedenlerle öz ailesi yanında bakımları bir süre için sağlanamayan çocuklarımızın kendi aile ortamlarında eğitim, bakım ve yetiştirilme sorumluluğunu kısa veya uzun süreli olarak, ücretli veya gönüllü statüde devlet denetiminde paylaşan, hissettikleri toplumsal sorumluluğu gösterebilen uygun aile ya da kişilerdir.

    Koruyucu aile hizmetinde amaç; korunma ve bakım altında bulunan çocuğun, karmaşık ve sorunlu olan dönemini örselenmeden geçirmesini ve normal hayatını devam ettirmesini sağlamaktır. Koruyucu aile, kurumla işbirliği içinde; çocuğa, öz ailesi, okulu ve çevresiyle ilişkilerini devam ettirmelerini sağlayarak yardımcı olur.

    Ülkemizde T.C. vatandaşı olup sürekli olarak Türkiye’de ikamet eden, 25-65 yaş aralığında bulunan, en az ilkokul mezunu, düzenli geliri bulunan, evli/bekâr veya çocuklu/çocuksuz herkes (çocuğun biyolojik anne-babası ya da vasisi dışındaki kişiler) koruyucu aile olabilmektedir.

    Akrabaların koruyucu aile olmak istemesi halinde yapılacak sosyal inceleme sonucuna göre yaş ve eğitim koşulları değerlendirilmektedir.

     

    Daha fazla bilgi için https://www.aile.gov.tr/ sitesine göz atabilirsiniz.