Etiket: sosyal hizmet

  • ONKOLOJİK SOSYAL HİZMET

    Onkolojik Sosyal Hizmet Nedir?

    Onkolojik Sosyal Hizmet, kanser hastalarının ve ailelerinin yaşadığı biyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik zorlukları ele alan özel bir sosyal hizmet dalıdır. Kanser, yalnızca fiziksel bir hastalık olmanın ötesinde, hastaların ve yakınlarının yaşam kalitesini derinden etkileyen çok boyutlu bir süreçtir. Bu nedenle, onkolojik sosyal hizmet, tıbbi tedavinin yanı sıra psikososyal destek ve ekonomik yardım sağlayarak hastaların tedavi sürecine uyum sağlamalarına ve yaşam standartlarını korumalarına yardımcı olmayı amaçlar. Sosyal hizmetin temel prensipleri olan insan hakları, sosyal adalet ve bireylerin güçlendirilmesi, bu alanda da rehber ilkeler olarak öne çıkar.

    Onkolojik sosyal hizmet, kanser hastalarının karşılaştığı duygusal çalkantılar (örneğin kaygı, depresyon), sosyal izolasyon, iş kaybı gibi ekonomik sorunlar ve aile dinamiklerindeki değişimlerle başa çıkmalarına destek olur. Bu süreçte, hastaların sadece tıbbi ihtiyaçlarına değil, aynı zamanda çevreleriyle olan etkileşimlerine de odaklanılır. Kısacası, onkolojik sosyal hizmet, kanserin birey, aile ve toplum üzerindeki etkilerini hafifletmek için bütüncül bir yaklaşım sunar.

    Tarihçesi

    Onkolojik sosyal hizmetin kökeni, sosyal hizmet mesleğinin genel gelişim çizgisine paralel olarak 20. yüzyılın başlarına dayanır. Sosyal hizmet, 19. yüzyılda hayırseverlik ve gönüllü yardım faaliyetleriyle başlamış, zamanla profesyonel bir disiplin haline gelmiştir. Onkoloji alanındaki sosyal hizmet uygulamaları ise, kanser tedavisinin modern tıpta daha fazla yer bulmaya başladığı 20. yüzyılın ortalarında şekillenmiştir. Özellikle 1950’lerden itibaren, kanserin yalnızca tıbbi bir sorun olmadığı, aynı zamanda psikososyal destek gerektirdiği fark edilmeye başlanmıştır.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde, kanser hastalarına yönelik sosyal hizmet uygulamaları, Amerikan Kanser Derneği gibi kuruluşların öncülüğünde kurumsallaşmıştır. Bu dönemde, hastanelerde sosyal hizmet uzmanlarının görev alması yaygınlaşmış ve kanser hastalarının ihtiyaçlarına özel programlar geliştirilmiştir. Türkiye’de ise sosyal hizmetin kurumsal başlangıcı, 1961 yılında Hacettepe Üniversitesi bünyesinde Sosyal Hizmetler Akademisi’nin kurulmasıyla gerçekleşmiştir. Onkolojik sosyal hizmet, Türkiye’de tıbbi sosyal hizmetin bir alt dalı olarak zamanla gelişmiş, özellikle 2000’li yıllardan itibaren kanser hastalarına yönelik özel projeler ve uygulamalar artmıştır. Günümüzde, onkolojik sosyal hizmet, multidisipliner sağlık ekiplerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

    Onkolojik Sosyal Hizmet Uzmanlarının Görev ve Sorumlulukları

    Onkolojik sosyal hizmet uzmanları, kanser hastaları ve aileleriyle çalışırken geniş bir yelpazede görev ve sorumluluk üstlenir. Bu uzmanlar, hastaların tedavi sürecinde karşılaştıkları zorlukları çözmek ve yaşam kalitelerini artırmak için hem bireysel hem de sistemsel düzeyde müdahalelerde bulunur. Başlıca görev ve sorumlulukları şunlardır:

    Psikososyal Değerlendirme ve Destek:

    Uzmanlar, hastaların ve ailelerinin duygusal, sosyal ve ekonomik durumlarını değerlendirir. Kanser tanısı alan bireylerin yaşadığı korku, kaygı veya depresyon gibi psikolojik sorunlara yönelik danışmanlık sunar. Aynı zamanda, hastanın sosyal destek ağını güçlendirmek için aile ve çevreyle işbirliği yapar.

    Kaynak ve Hizmetlere Erişim Sağlama:

    Hastaların maddi zorluklarla başa çıkabilmesi için sosyal yardım programlarına yönlendirilmesi, tedavi masrafları için kaynak bulunması veya rehabilitasyon hizmetlerine erişim sağlanması gibi konularda rehberlik eder.

    Eğitim ve Bilgilendirme:

    Hastalara ve ailelerine kanser süreci, tedavi seçenekleri ve başa çıkma stratejileri hakkında bilgi verir. Bu, hastaların bilinçli kararlar almasına ve tedavi sürecine aktif katılımına olanak tanır.

    Savunuculuk:

    Hastaların haklarını korumak ve sağlık sisteminde karşılaştıkları engelleri aşmak için savunuculuk yapar. Örneğin, sigorta sorunları veya işyerinde ayrımcılık gibi durumlarda hastanın sesi olur.

    Kriz Müdahalesi:

    Kanser tanısı veya tedavinin zorlu aşamaları gibi kriz anlarında hastaya ve ailesine acil psikososyal destek sağlar. Bu, ani duygusal çöküşlerin veya aile içi çatışmaların yönetilmesini içerir.

    Ekip Çalışması:

    Doktorlar, hemşireler, psikologlar ve diğer sağlık profesyonelleriyle işbirliği yaparak hastanın bakım planına katkıda bulunur. Multidisipliner ekiplerde sosyal hizmet uzmanı, hastanın sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını temsil eder.

    Toplumla Çalışma:

    Kanser farkındalığını artırmak için toplum temelli projeler geliştirir. Destek grupları veya eğitim seminerleri düzenleyerek hastaların yalnızlık hissini azaltır.

     

    Onkolojik sosyal hizmet, kanser hastalarının yalnızca bir hasta değil, bir birey olarak görülmesini sağlayan önemli bir disiplindir. Tarihsel olarak sosyal hizmetin evriminden beslenen bu alan, günümüzde kanserle mücadelede vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Onkolojik sosyal hizmet uzmanları, hastaların ve ailelerinin karşılaştığı karmaşık sorunlara çözüm üreterek, onların hem tedavi sürecinde hem de sonrasında daha güçlü bir şekilde ayakta kalmasına destek olur. Bu alanda çalışan uzmanlar, empati, profesyonel bilgi ve etik değerlerle donanmış olarak, kanserin yarattığı yükü hafifletmek için durmaksızın çalışır.

  • JANE ADDAMS KİMDİR?

    Jane Addams, sosyal hizmet mesleğinin öncülerinden biri olarak kabul edilen, Amerikalı bir reformist, feminist, barış aktivisti ve toplum organizatörüdür. 6 Eylül 1860’ta Illinois, Cedarville’de doğmuş ve 21 Mayıs 1935’te Chicago’da vefat etmiştir. Hayatı boyunca yoksullukla mücadele, kadın hakları, çocuk işçiliği reformu, barış hareketleri ve sosyal adalet gibi konularda çığır açan çalışmalar yapmıştır. Sosyal hizmet mesleğine katkıları, hem teorik hem de pratik düzeyde derin bir etki bırakmış ve bu alanın profesyonel bir disiplin olarak şekillenmesine öncülük etmiştir.

    Jane Addams’ın Hayatı ve Erken Dönemi

    Jane Addams, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası John Huey Addams, bir iş insanı ve Illinois eyalet senatörüydü; bu da Jane’e eğitim ve toplumsal meselelere ilgi duyma fırsatı sağladı. 1881’de Rockford Kadın Semineri’nden (bugünkü Rockford Üniversitesi) mezun oldu. Ancak, babasının ani ölümü ve kendi sağlık sorunları nedeniyle bir süre hayat amacını bulmakta zorlandı. Avrupa’ya yaptığı bir seyahat sırasında, Londra’daki Toynbee Hall’u ziyaret etti. Bu yerleşim evi (settlement house), yoksul mahallelerde yaşayanlara eğitim ve sosyal hizmetler sunuyordu. Bu deneyim, Addams’ın hayatını değiştirdi ve ona ilham verdi.

    Hull House’un Kuruluşu

    1889’da Jane Addams, arkadaşı Ellen Gates Starr ile birlikte Chicago’da Hull House’u kurdu. Hull House, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ilk yerleşim evlerinden biriydi ve yoksul göçmen topluluklarına yönelik bir destek merkezi olarak hizmet verdi. Chicago’nun endüstriyel bölgelerinde yaşayan işçiler, kadınlar ve çocuklar için eğitim programları, sağlık hizmetleri, kreşler, sanat atölyeleri ve sosyal etkinlikler sundu. Hull House, sadece bir yardım merkezi değil, aynı zamanda toplumsal sorunların araştırıldığı ve çözümler üretildiği bir laboratuvar gibi işlev gördü.

    Addams, Hull House’u bir “toplumsal deney” olarak görüyordu. Burası, farklı sınıflardan ve kültürlerden insanların bir araya gelip birbirlerinden öğrenebileceği bir yerdi. Göçmenlerin Amerikan toplumuna entegrasyonunu kolaylaştırmak için İngilizce dersleri, vatandaşlık eğitimleri ve kültürel etkinlikler düzenledi. Ayrıca, çocuk işçiliği, sağlıksız çalışma koşulları ve konut sorunları gibi konularda yerel yönetimlerle iş birliği yaparak reformlar için baskı yaptı.

     

    Sosyal Hizmet Mesleğine Katkıları

    Jane Addams’ın sosyal hizmet mesleğine katkıları, hem uygulamalı hem de teorik düzeyde değerlendirilebilir:

    Yerleşim Hareketinin Öncüsü: Hull House, sosyal hizmetin bireylerden topluluklara yönelik bir yaklaşımla ele alınabileceğini gösterdi. Addams, yardımın sadece maddi destekle sınırlı kalmaması gerektiğini, insanların kendi potansiyellerini geliştirmelerine olanak tanınması gerektiğini savundu. Bu, modern sosyal hizmetin “güçlendirme” (empowerment) ilkesinin temelini oluşturdu.

    Sosyal Reform ve Savunuculuk: Addams, sosyal hizmetin sadece bireysel sorunları çözmekle yetinmeyip, yapısal eşitsizlikleri ele alması gerektiğini vurguladı. Çocuk işçiliğine karşı yasalar çıkarılmasında, kadınların oy hakkının tanınmasında ve işçi haklarının korunmasında aktif rol oynadı. Bu savunuculuk anlayışı, sosyal hizmet uzmanlarının toplumsal değişim ajanı olarak görev yapması gerektiğini ortaya koydu.

    Eğitim ve Araştırma: Hull House, sosyal sorunların bilimsel yöntemlerle incelenmesi için bir platform sağladı. Addams ve ekibi, yoksulluk, sağlık ve konut koşullarını belgeleyen çalışmalar yaptı. Bu veriler, politikacıları ve kamuoyunu harekete geçirmek için kullanıldı. Addams’ın bu yaklaşımı, sosyal hizmette kanıta dayalı uygulamaların önemini ortaya koydu.

    Mesleğin Profesyonelleşmesi: Addams, sosyal hizmetin bir meslek olarak tanınması için çaba gösterdi. Onun çalışmaları, sosyal hizmet eğitiminin üniversitelerde bir disiplin haline gelmesine zemin hazırladı. Hull House’da çalışanlar, daha sonra sosyal hizmet uzmanı olarak kariyer yapan ilk nesillerden oldu.

     

    Barış Aktivizmi ve Nobel Ödülü

    Jane Addams, Birinci Dünya Savaşı sırasında barış hareketlerinde de öncü bir rol oynadı. 1915’te Uluslararası Kadın Barış ve Özgürlük Birliği’nin (Women’s International League for Peace and Freedom) kurulmasına öncülük etti ve bu örgütün ilk başkanı oldu. Savaş karşıtı duruşu nedeniyle eleştirilse de, barışın sosyal adaletin bir parçası olduğunu savundu. Bu çabaları, 1931’de Nobel Barış Ödülü’nü kazanmasını sağladı ve bu ödülü alan ilk Amerikalı kadın oldu.

    Eserleri ve Felsefesi

    Addams, fikirlerini yazıya döken üretken bir yazardı. En bilinen eserleri arasında Democracy and Social Ethics (1902), Twenty Years at Hull-House (1910) ve The Spirit of Youth and the City Streets (1909) yer alır. Bu kitaplarda, demokrasinin sadece siyasi bir sistem değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve eşitlik gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu savundu. Ayrıca, gençlerin ve yoksul toplulukların potansiyelini ortaya çıkarmanın önemini vurguladı.

    Sosyal Hizmet Uzmanları ve Öğrenciler İçin İlham

    Jane Addams’ın mirası, sosyal hizmet uzmanları ve öğrencileri için hâlâ büyük bir ilham kaynağıdır. Onun çalışmaları, mesleğin temel değerlerini –adalet, dayanışma, insan onuru ve toplumu güçlendirme– somutlaştırır. Addams, sosyal hizmetin bireylerle sınırlı kalmayıp, toplumu dönüştürme gücüne sahip olduğunu göstermiştir. Öğrenciler için, Addams’ın hayatı, empati, cesaret ve kararlılığın mesleki başarıyı nasıl şekillendirebileceğinin bir örneğidir.

    Sonuç olarak, Jane Addams, sosyal hizmet mesleğinin kurucularından biri olarak, yoksullukla mücadele, toplumsal reform ve barış aktivizmi alanlarında unutulmaz bir iz bırakmıştır. Hull House ile başlayan hareket, bugün dünya genelinde sosyal hizmet uygulamalarının temelini oluşturan bir model haline gelmiştir. Onun vizyonu, sosyal hizmet uzmanlarına ve öğrencilerine, mesleğin sadece bir iş değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı ve toplumsal değişim aracı olduğunu hatırlatır.

     

     

     

     

     

     

  • COCUK KORUMA ALANI TARIHSEL GELISIMI

    Dünya ve Türkiye’de Çocuk Koruma Alanının Tarihçesi

    Çocukların korunması, insanlık tarihinin her döneminde toplumların temel kaygılarından biri olmuştur. Ancak bu kaygı, sistematik bir koruma anlayışına dönüşerek kurumsal bir çerçeveye oturması için uzun bir süreç gerekmiştir. Dünya genelinde ve Türkiye’de çocuk koruma alanının tarihçesi, kültürel, dini, sosyal ve hukuki gelişmelerin bir yansıması olarak şekillenmiştir. Bu yazıda, çocuk koruma kavramının kökenlerinden günümüze uzanan yolculuğunu detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.

    Dünya’da Çocuk Koruma Alanının Tarihçesi

    Erken Dönemler ve Geleneksel Yaklaşımlar

    Çocuk koruma fikri, insanlık tarihinin erken dönemlerinde daha çok aile ve topluluk temelli bir sorumluluk olarak ele alınmıştır. Antik Yunan ve Roma toplumlarında çocuklar, genellikle ebeveynlerin veya geniş ailenin koruması altındaydı, ancak yetim kalan veya terk edilen çocuklar için sistematik bir koruma mekanizması bulunmuyordu. Orta Çağ’da ise Hristiyanlık, İslam ve diğer büyük dinler, yetimlere ve muhtaç çocuklara yardım etmeyi bir erdem olarak teşvik etmiş; kiliseler, camiler ve manastırlar bu çocuklar için sığınaklar haline gelmiştir.

    Osmanlı Devleti gibi İslam toplumlarında, vakıflar aracılığıyla yetim ve kimsesiz çocuklara destek sağlanmış, bu da çocuk korumanın erken örneklerinden biri olarak kabul edilmiştir. Ancak bu çabalar, bireysel veya dini temelli girişimler olarak kalmış ve modern anlamda bir devlet politikası haline gelememiştir.

    Sanayi Devrimi ve Çocuk İşçiliği Sorunu

    18. ve 19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi, çocuk koruma alanında bir dönüm noktası oluşturmuştur. Fabrikalarda ve madenlerde çalıştırılan çocukların maruz kaldığı ağır koşullar, çocuk hakları ve korunması üzerine ilk ciddi tartışmaları başlatmıştır. Bu dönemde, İngiltere’de 1833 Fabrika Yasası gibi düzenlemeler, çocuk işçiliğini sınırlamaya yönelik ilk adımları atmış ve çocukların eğitim hakkını tanımaya başlamıştır.

    20. Yüzyıl: Çocuk Haklarının Kurumsallaşması

    Çocuk koruma alanındaki en önemli gelişmeler, 20. yüzyılda uluslararası kuruluşların ve hukuki belgelerin ortaya çıkmasıyla gerçekleşmiştir. 1924’te Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi, çocukların özel bir koruma gereksinimine sahip olduğunun ilk resmi kabulü olarak tarihe geçmiştir. Bu belge, çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması ve sömürüden korunması gerektiğini vurgulamıştır.

    İkinci Dünya Savaşı sonrası, 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), çocuk koruma konusunu küresel bir öncelik haline getirmiştir. 1959’da kabul edilen BM Çocuk Hakları Bildirisi, çocukların yaşama, eğitim ve sağlık gibi haklara sahip olduğunu ilan etmiş; bu, daha kapsamlı bir belgenin temelini oluşturmuştur. Nihayet, 20 Kasım 1989’da BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme kabul edilerek, 1990’da yürürlüğe girmiştir. 193 ülke tarafından onaylanan bu sözleşme, tarihin en fazla ülke tarafından kabul edilen insan hakları belgesi olmuş ve çocukları evrensel bir koruma şemsiyesi altına almıştır. Sözleşme, çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarını detaylı bir şekilde tanımlamış; taraf devletleri bu hakları güvence altına almaya zorlamıştır.

     

    Günümüz: Küresel Zorluklar ve Çabalar

    Bugün, UNICEF gibi kuruluşlar, çocuk koruma sistemlerini güçlendirmek, çocuk işçiliği, istismar, yoksulluk ve savaş gibi sorunlarla mücadele etmek için dünya genelinde faaliyet göstermektedir. Ancak, çocuk askerler, erken yaşta evlilikler ve dijital ortamdaki istismar gibi yeni tehditler, çocuk koruma alanını daha karmaşık hale getirmiştir. 21. yüzyılda, uluslararası işbirliği ve teknoloji odaklı çözümler, bu sorunlara yanıt aramada kritik bir rol oynamaktadır.

    Türkiye’de Çocuk Koruma Alanının Tarihçesi

    Osmanlı Dönemi: Vakıflar ve Geleneksel Koruma

    Türkiye’de çocuk koruma alanının kökleri, Osmanlı Devleti’ne kadar uzanır. Osmanlı’da yetim ve kimsesiz çocuklar, genellikle vakıflar aracılığıyla korunmuş; Darüşşafaka gibi kurumlar, eğitim ve barınma imkânı sunarak bu çocuklara destek olmuştur. Ancak bu çabalar, çoğunlukla yerel ve bireysel düzeyde kalmış, merkezi bir devlet politikası haline gelememiştir. Osmanlı’da çocuk bayramı gibi etkinliklerin düzenlendiğine dair bazı tarihsel kaynaklar da bulunmaktadır; örneğin, Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin temellerinin bu dönemde atıldığına işaret edilmektedir.

    Cumhuriyetin İlk Yılları: Kurumsal Adımlar

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte, çocuk koruma alanında önemli adımlar atılmıştır. 1921’de, Kurtuluş Savaşı’nın zor koşullarında yetim kalan çocuklar için Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) kurulmuş ve bu, modern Türkiye’nin ilk çocuk koruma girişimi olarak kabul edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı” sözü, bu dönemde devletin çocuklara verdiği önceliği yansıtmaktadır. 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, Himaye-i Etfal’in faaliyetleri genişletilmiş; çocuklara sağlık, eğitim ve barınma hizmetleri sunulmuştur.

    Türkiye’de çocuk haklarının sembolü haline gelen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 1929’da ilk kez kutlanmış ve dünyada çocuklara armağan edilen ilk bayramlardan biri olmuştur. Bu bayram, çocukların toplumdaki yerini vurgulamış ve koruma bilincini güçlendirmiştir.

    Yasal Düzenlemeler ve Gelişmeler

    1949’da kabul edilen 5387 Sayılı Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkındaki Kanun, Türkiye’de çocuk koruma sisteminin ilk yasal çerçevesini oluşturmuştur. Bu kanun, korunmaya ihtiyacı olan çocukların bakımını Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’na devretmiş; 1957’de 6972 Sayılı Kanun ile düzenlemeler daha da genişletilmiştir. 1983’te ise 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu, modern sosyal hizmetlerin temelini atmış ve çocuk koruma hizmetlerini kurumsal bir çerçeveye oturtmuştur.

    Türkiye, 1990’da BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi imzalamış ve 1995’te yürürlüğe koymuştur. Bu adım, Türkiye’nin çocuk haklarını uluslararası standartlara uyumlu hale getirme çabasını göstermiştir. 2000’li yıllarda “Haydi Kızlar Okula” gibi kampanyalarla kız çocuklarının eğitimi teşvik edilmiş; erken çocukluk gelişimi ve çocuk işçiliği gibi alanlarda projeler hayata geçirilmiştir.

    Günümüz Türkiye’sinde Çocuk Koruma

    2011’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulması, çocuk koruma hizmetlerinde bir dönüm noktası olmuştur. Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kapatılmasıyla, hizmetler daha modern ve aile odaklı bir yaklaşımla yeniden yapılandırılmıştır. Kışla tipi yurtların yerini çocuk evleri almış; koruyucu aile sistemi teşvik edilmiştir. UNICEF ile işbirliği içinde yürütülen projeler, mülteci çocuklar da dahil olmak üzere tüm çocukların korunmasını hedeflemektedir.

    Ancak, Türkiye’de çocuk koruma alanında hâlâ zorluklar bulunmaktadır. Çocuk işçiliği, erken yaşta evlilikler ve töre gibi kültürel faktörler, çocuk hakları ihlallerine neden olabilmektedir. Ayrıca, personel yetersizliği ve bütçe kısıtlamaları, sistemin etkinliğini sınırlamaktadır. Buna rağmen, “Çocuk Dostu Şehirler” gibi girişimler ve dijital güvenlik önlemleri, Türkiye’nin çocuk koruma alanındaki çabalarını geleceğe taşımaktadır.

    Sonuç

    Dünya ve Türkiye’de çocuk koruma alanının tarihçesi, insanlığın çocuklara verdiği değerin evrimini yansıtmaktadır. Geleneksel toplumlardaki bireysel yardımlardan, modern devletin kurumsal politikalarına uzanan bu süreç, çocukların haklarının tanınması ve korunması için atılmış önemli adımları içermektedir. Ancak, küresel ve yerel düzeyde hâlâ çözülmesi gereken sorunlar bulunmaktadır. Çocukların güvenli, sağlıklı ve mutlu bir geleceğe sahip olabilmesi için uluslararası işbirliği ve toplumsal farkındalık, bu alandaki ilerlemenin temel taşları olmaya devam edecektir.

     

     

     

     

  • Kurgusal Sosyal Inceleme Raporu

    SOSYAL İNCELEME RAPORU

    Raporu Hazırlayan: Sosyal Hizmet Uzmanı Bay Tospa

    Tarih: 26 Mart 2025

    İl/İlçe: Milano / Municipio 1 Sosyal Hizmet Merkezi

    1. MÜRACAATÇI BİLGİLERİ

    Adı Soyadı: Giovanni Rossi

    Yaş: 32

    Meslek: Geçici işlerde çalışıyor

    İlişkisi: Luca Rossi’nin amcası

    Müracaat Tarihi: 15 Mart 2025

    Müracaat Nedeni: Yeğeni Luca Rossi’nin ebeveynleri tarafından yeterince bakılamadığı ve korunmaya muhtaç olduğu gerekçesiyle devlet korumasına alınmasını talep etmiştir.

    2. OLAY ÖYKÜSÜ

    Luca Rossi, 7 yaşında bir erkek çocuktur. Anne Sofia Rossi ve baba Marco Rossi ile birlikte Milano’nun Municipio 1 bölgesinde yaşamaktadır. Amca Giovanni Rossi, 15 Mart 2025 tarihinde Sosyal Hizmet Merkezi’ne başvurarak, “Kardeşim Marco ve yengem Sofia, Luca’ya bakamıyor. Çocuğun sağlığı ve güvenliği tehlikede” şeklinde bir ihbar yapmıştır. İhbar üzerine, Sosyal Hizmet Uzmanı Bay Tospa tarafından 18 Mart 2025 tarihinde ailenin ikamet ettiği adreste inceleme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerde, anne ve babanın psiko-sosyal sorunları nedeniyle çocuğun bakımını ihmal ettiği, Luca’nın sağlık ve temel ihtiyaçlarının karşılanamadığı tespit edilmiştir.

    3. EKONOMİK DURUM

    Ailenin temel geçim kaynağı, baba Marco Rossi’nin inşaat sektöründeki düzensiz işlerinden elde ettiği gelirdir. Marco’nun gelirleri istikrarsız olup, aylık ortalama 400-500 Euro arasında değişmektedir. Anne Sofia Rossi’nin herhangi bir geliri yoktur. Amca Giovanni Rossi de geçici işlerde çalışmakta ve hane ekonomisine düzenli katkı sağlayamamaktadır. Hane halkı, İtalya Sosyal Yardım Kurumu’ndan (INPS) sınırlı miktarda gıda yardımı almaktadır. Kişi başına düşen aylık gelir, asgari yaşam standartlarının altındadır.

    4. EĞİTİM DURUMU

    Luca Rossi: 7 yaşında, okul öncesi dönemde. Henüz örgün eğitime başlamamıştır.

    Sofia Rossi (Anne): Okur-yazar değil, herhangi bir eğitim almamıştır.

    Marco Rossi (Baba): Okur-yazar değil, örgün eğitim geçmişi yoktur.

    Giovanni Rossi (Amca): Okur-yazar değil, eğitim almamıştır.

    5. SAĞLIK DURUMU

    Luca Rossi: Astım hastasıdır, düzenli ilaç kullanımı gerekmektedir. Ancak aile, maddi yetersizlik nedeniyle ilaçları temin edememektedir. Luca’nın genel sağlık durumu zayıf, yaşıtlarına göre fiziksel gelişimi geridedir.

    Sofia Rossi (Anne): Kronik depresyon tanısı mevcut, ancak tedavi görmemektedir.

    Marco Rossi (Baba): Alkol bağımlılığı şüphesi bulunmaktadır, resmi bir tanı veya tedavi süreci yoktur.

    Giovanni Rossi (Amca): Bilinen bir sağlık sorunu yoktur.

    6. YAŞANILAN KONUT DURUMU

    Aile, Milano’nun Municipio 1 bölgesinde, iki odalı, eski bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Evde rutubet sorunu mevcut, ısıtma sistemi yetersizdir. Luca’nın kendine ait bir odası veya yatağı bulunmamakta, aile bireyleriyle aynı odayı paylaşmaktadır. Evin genel temizlik ve hijyen durumu kötüdür; temel eşyalar (yatak, dolap vb.) eksiktir.

    7. SABAKA DURUMU

    Sofia Rossi: Sabıka kaydı yoktur.

    Marco Rossi: 2023 yılında alkollü araç kullanmaktan dolayı para cezası almıştır, başka bir sabıka kaydı bulunmamaktadır.

    Giovanni Rossi: Sabıka kaydı yoktur.

    8. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

    Yapılan inceleme sonucunda, Luca Rossi’nin mevcut yaşam koşulları altında fiziksel, duygusal ve sosyal gelişiminin olumsuz etkilendiği tespit edilmiştir. Anne Sofia Rossi’nin depresyonu ve baba Marco Rossi’nin alkol kullanımı ile ebeveynlik sorumluluklarını yerine getirememesi, çocuğun temel ihtiyaçlarının (sağlık, beslenme, hijyen) karşılanmasını engellemektedir. Amca Giovanni Rossi, Luca’ya duygusal destek sağlasa da, bakımını üstlenebilecek ekonomik ve sosyal yeterliliğe sahip değildir.

    Bu doğrultuda, Luca Rossi’nin sağlıklı bir ortamda büyümesini sağlamak amacıyla bakım tedbiri alınması önerilmektedir. Çocuğun, Milano Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne bağlı bir çocuk koruma merkezine veya uygun bir bakım kuruluşuna yerleştirilmesi uygun görülmüştür.

    Raporu Hazırlayan:

    Sosyal Hizmet Uzmanı

    Bay Tospa

    [İmza]

  • Planlı Müdahale Örneği

    Vaka Kurgu:

    Adı: Maria López

    Yaşı: 34

    Durum: Maria, iki çocuk annesi olan bir kadın. Eşinden ayrılmış ve geçimini sağlamakta zorlanıyor. İşsiz ve düşük gelirli bir aileden geliyor. Çocuklarının eğitimine devam edebilmesi için ciddi maddi sıkıntılar yaşıyor. Ayrıca, eşinden ayrılma sürecinde duygusal olarak da zorlanıyor.

    Planlı Müdahale Süreci:

    Tanışma:

    Maria ile ilk temas kurulur. Sosyal hizmet uzmanı, Maria’nın rahat ve güvende hissetmesini sağlar. Maria’nın kaygılarını dinler ve güven ilişkisi kurmaya çalışır.

    Ön Değerlendirme:

    Maria’nın mevcut durumu detaylı olarak incelenir. İhtiyaçları, sorunları ve güçlü yönleri belirlenir. Bu aşamada, Maria’nın çocuklarının eğitimine devam etmesi, maddi destek sağlanması ve duygusal destek ihtiyacı tespit edilir.

    Planlama:

    Hedefler belirlenir:

    Maria’ya geçici maddi yardım sağlanması.

    İş bulma konusunda destek verilmesi (eğitim, iş danışmanlığı).

    Duygusal destek için psikolojik danışmanlık hizmetleri.

    Çocukların eğitimine devam etmesi için burs veya yardım programlarına yönlendirilmesi.

    Bu hedeflere ulaşmak için gerekli kaynaklar ve kurumlar belirlenir.

    Uygulama:

    Maria ile birlikte belirlenen hedeflere ulaşmak için adımlar atılır:

    Yerel sosyal hizmet merkezleri aracılığıyla maddi destek sağlanır.

    İş bulma ajansları ve meslek kurslarına yönlendirilir.

    Psikolojik destek için rehberlik ve danışmanlık merkezleriyle iletişime geçilir.

    Çocuklar için eğitim destek programları araştırılır ve başvuru süreçleri yönetilir.

    Son Değerlendirme:

    Uygulama sürecindeki ilerlemeler takip edilir. Maria ve çocuklarının durumu yeniden değerlendirilir. Hangi hedeflere ulaşıldığı, hangilerinin ulaşılamadığı ve nedenleri analiz edilir.

    Sonlandırma:

    Maria’nın durumu stabilize olduğunda veya hedeflerin çoğuna ulaşıldığında, sosyal hizmet desteği sonlandırılır. Ancak, Maria’ya gelecekte ihtiyaç duyabileceği destekler konusunda bilgi verilir ve gerekirse ileride tekrar başvurabileceği bilgisi aktarılır.

    İzleme:

    Maria’nın ve çocuklarının durumu, müdahale sonrası dönemde belirli aralıklarla kontrol edilerek, sağlanan değişikliklerin kalıcılığı değerlendirilir.

    Bu süreç, Maria’nın ve çocuklarının hayat kalitesini artırmak için sistematik ve planlı bir şekilde ilerler. Her adımda Maria’nın katılımı ve geri bildirimi alınarak, müdahale sürecinin etkinliği en üst düzeye çıkarılmaya çalışılır.

  • SED Konusunda Sosyal İnceleme Raporu Örneği-1

    SOSYAL VE EKONOMİK DESTEK HİZMETİ (SED)

    SOSYAL İNCELEME RAPORU

                                               

    KURUM/KURULUŞ                      : Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü

    SOSYAL İNCELEME TARİHİ    : 21.09.2022

    RAPOR TARİHİ                              : 23.09.2022

    MESLEKİ KAYIT NO                   : 1

     

    MÜRACAATÇININ

    Adı Soyadı                 :Hayriye Hanım

    TC Kimlik No             : —-

    Anne / Baba Adı        : A/A

    Doğ. Yeri-Tarihi         : Kayseri/01.01.1976

    Cinsiyeti                     : K

    Medeni Durum           : Boşanmış

    Öğrenim Durumu       : Lise

    İşi                                : —-

    İş Adresi                     : —-

    Sosyal Güvencesi       : SGK

    Aylık Gelirleri            : —-

    İkamet Adresi             : —-

    Telefonu                     : —-

    Müracaat Tarihi          : 20.09.2022

    Müracaat Nedeni        :  Ekonomik yoksunluk

     

    HİZMETTEN YARARLANACAK BİREYİN

    Adı Soyadı                 : Çocuk Şevket

    TC Kimlik Nosu         : —-

    Anne / Baba Adı        : H./A.R.

    Doğ. Yeri-Tarihi         : Kayseri/07.07.2015

    Cinsiyeti                     : E

    Medeni Durum           : Bekar

    Öğrenim Durumu       : İlkokul

    Sosyal Güvencesi       : SGK

    İkamet Adresi             : —-

     

    SOSYAL İNCELEMENİN:

    Yapıldığı Yer             : İkamet adresi

    Nedeni                        : Ekonomik yoksunluk

    Bilgi Kaynakları         : Müracaatçı ile yapılan görüşmeler, Dosya bilgileri

    Sorgulama Yapılan Modüller : MERNİS, SOYBİS

     

    AİLENİN TALEBİ VE SORUNUN TANIMI:

                Müracaatçı Hayriye Hanım’ın almış olduğu süreli SED hizmetinin sonlanacak olması üzerine 21.12.2021 tarihinde müracaatçının ikamet adresine gidilerek müracaatçı ve çocuğu ile mesleki görüşme ve sosyal inceleme gerçekleştirilmiştir.

     

     

    AİLENİN GENEL TANITIMI, SOSYAL YAŞANTISI VE KİŞİLİK ÖZELİKLERİ:

    Müracaatçı Hayriye Hanım, 1976 Kayseri doğumludur. Anne ve babası vefat etmiştir. Kardeşleri ise yurt dışında yaşamaktadır.

    Müracaatçı, Ali Rıza Bey ile 2013 yılında resmi olarak evlilik gerçekleştirmiş, bu evlilikten 2015 doğumlu Şevket isimli bir erkek çocuklarının dünyaya gelmiştir.

    Müracaatçı Hayriye Hanım, eşinin evlilik dışı birlikteliğinin olması nedeniyle 2017 yılında resmi olarak boşandıklarını, evlilik süresinde Ali Rıza Bey’in esnaflık yaparak evin geçimini sağladığını, ayrılıktan sonra Ali Rıza Bey’in başka bir şehre yerleştiğini, oğlu ile telefonda iletişim kurduklarını, nadiren kendi bulundukları şehre geldiğini, en son 2 ay önce oğlu ile görüştüğünü ifade etmiştir.

    Müracaatçı boşanmanın ardından anne ve babasından ölüm aylığı alarak geçimini sağladığını, ancak geçen ay maaşın kesildiğini, SGK’ye dilekçe ile başvuru yaptığını, dilekçesine yazılı yanıt verilmediğini, bu konuda gerekli işlemlerin yapılması için mahkemeye başvurduğunu, gelecek kasım ayında davanın duruşmasının bulunduğunu belirtmiştir.

    Müracaatçı daha önce gündelik temizlik işlerinde çalışarak geçimini sağlamakta zorlandığını ifade etmiştir. Sağlık kontrollerinin halen devam ettiğini, temmuz ayında sesinin kesilmesi üzerine hastaneye gittiğinde doktorları ameliyat olması gerektiğini söylemiş fakat verilen ilaçlarla bu durum aşılmıştır.

    Müracaatçı oğlu Şevket’in okulda sınıf arkadaşlarına karşı agresif davranışlarının bulunduğunu, dikkat dağınıklığının olduğunu, okulun rehberlik öğretmeni görüşmeye gittiğini, rehberlik öğretmeninin psikiyatriye yönlendirdiğini, psikiyatr ile görüşme sonucunda ilaca başladığını, 2 ayda bir kontrollerinin olduğunu, ocak ayı içinde kontrole gideceklerini ifade etmiştir.

    AİLENİN EKONOMİK DURUMU:

    Müracaatçı eski eşi Ali Rıza Bey’in kendisine düzenli olarak 700 TL verdiğini, ev kira bedeli olan 1700 TL’yi karşıladığını ve oğlunun okul servis masrafı olan 600 TL’yi ödediğini ifade etmiştir. Müracaatçı belediyeden 400 TL doğalgaz yardımı aldığını belirtmiştir.

     

    ÇALIŞABİLİRLİK VE İŞ EDİNME DURUMU:

    Müracaatçı Hayriye Hanım, daha önce gündelik temizlik işlerinde çalıştığını, sağlık problemleri, boşanma süreci ve çocuğu ile ilgilenmek istemesi nedenleriyle artık iş bulmadığı belirtmiştir.

     

    ÇOCUĞUN GÖRÜŞÜ VE TALEBİ:

    Çocuk Şevket, evde annesi ile birlikte yaşadığını, annesi ile çok iyi anlaştıklarını ve annesini çok sevdiğini, babası ile her gün telefonda görüntülü görüştüklerini belirtmiştir. Çocuğun hareketli ve konuşkan olduğu gözlemlenmiştir.

     

    ÖĞRENİM DURUMU:

    Müracaatçı Hayriye Hanım lise mezunudur. Çocuk Şevket ilkokul 1.sınıf öğrencisidir.

    SAĞLIK DURUMU:

                Müracaatçı 2021 yılı ekim ayında rahim kanseri olduğunu, düzenli olarak takip ve kontrollerinin yapıldığı, 2022 yılı temmuz ayında sesinin kısılması üzerine hastaneye gittiğinde doktorların önce ameliyat olması gerektiğini söylediğini fakat verilen ilaçlarla bu durumun aşıldığını ifade etmiştir.

    Oğlu Şevket’in okulda sınıf arkadaşlarına şiddet uyguladığını, agresif davranışlarının bulunduğunu, dikkat dağınıklığının olduğunu, okulun rehberlik öğretmeni ile görüşmeye gittiğini, rehberlik öğretmeninin psikiyatriye yönlendirdiğini, psikiyatr ile görüşme sonucunda ilaca başladığını, 2 ayda bir kontrollerinin olduğunu, ekim ayı içinde kontrole gideceklerini ifade etmiştir.

     

    VELAYET VE VESAYET VE SABIKA DURUMU:

    Müracaatçı kendisinin ve aile bireylerinin herhangi bir sabıka kaydının olmadığını beyan etmiştir.

    Çocuk Şevket’in velayeti anne Hayriye Hanım’a verilmiştir.

     

    ÇOCUĞUN AİLE YANINDA RİSK DURUMU:

    Çocuğun anne yanında bakımının uygun olduğu anlaşılmıştır. Çocuk hakkında herhangi bir tedbirin alınmasını gerektiren bir risk durumu mevcut değildir.

     

    YAŞANILAN KONUT DURUMU:

    İkamet edilen ev 2 oda 1 salondan oluşan bir apartman dairesidir. Kira bedeli 1750 TL’dir.

    DEĞERLENDİRME ve SONUÇ:

                Müracaatçı Hayriye Hanım’ın almış olduğu süreli SED hizmetinin sonlanacak olması üzerine 23.09.2022 tarihinde müracaatçı ve çocuğu ile mesleki görüşme ve sosyal inceleme gerçekleştirilmiştir.

    Yapılan İnceleme ve Değerlendirme Sonucunda; Müracaatçının eşi ile boşandığı, bir çocuğunun olduğu, çocuğun eğitime devam ettiği, müracaatçının kanser hastası olduğu, kontrollerinin devam ettiği, daha önce bağlanmış olan ölüm aylığının kesilmesi ile ilgili açmış olduğu davanın hala sonuçlanmadığı göz önünde bulundurulduğunda müracaatçının aldığı ekoomik destek hizmetinin devam etmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

    Sonuç olarak; 03.03.2015 Tarihinde Resmî Gazete’ de yayımlanan 29284 Sayılı Sosyal ve Ekonomik Destek Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin 6. Maddesi 1. Bendi (b) fıkrası gereğince, Kayseri-07.07.2015 doğumlu Çocuk Şevket adına uzun süreli (2 yıl) ekonomik destek verilmesi ve ödemenin anne Hayriye Hanım’a yapılmasının uygun olacağı kanaatine varılmıştır.

     

     

    Adı-Soyadı : Sıla MEMİŞ

    Unvanı       :Sosyal Çalışmacı

    İmza           :

  • KADIN KONUKEVİ NEDİR?

    Kadın konukevleri, fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik ve sözlü istismara veya şiddete uğrayan kadınların, şiddetten korunması, psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarının çözülmesi, güçlendirilmesi ve bu dönemde kadınların varsa çocukları ile birlikte ihtiyaçlarının da karşılanmak suretiyle geçici süreyle kalabilecekleri ve kadın konukevi, sığınmaevi, kadın sığınağı, kadınevi, şefkatevi ve benzeri adlarla açılmış ya da açılacak yatılı sosyal hizmet kuruluşlarıdır.

    Kadın konukevlerinden hizmet alan kadınların durumlarının, aileleri ya da eşleri ile olan anlaşmazlıklarının incelenmesi ve sorunlarının giderilmesine yönelik Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından mesleki çalışmalar yapılmaktadır. Söz konusu kadın ve beraberindeki çocuklarına doğrudan ya da ilgili kurumlara yönlendirmek suretiyle güvenlik, danışmanlık, tıbbi destek, geçici maddi yardım, kreş, mesleki eğitim kursu, grup çalışmaları, sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetler vb. alanlarda destek sunulmaktadır.

    Daha ayrıntılı bilgiler için www.aile.gov.tr adresine göz atabilirsiniz.

  • SOSYAL İNCELEME RAPORU ÖRNEĞİ-KURGUSU

     

    KURUMU                  : Q Çocuk Evleri  Sitesi Müdürlüğü

                                         (Q İli Çocuk Koruma İlk Müdahale ve Değerlendirme Birimi)

    RAPOR TARİHİ        : 02.07.2021

    RAPOR NO                : 000000

    MÜRACAATÇININ

    Adı Soyadı                 : X.X                                                   Y.X

    Doğum Yeri Yılı        : MERKEZ1/1/1970                           MERKEZ – 2/1/1971

    T.C. no                       : 00000000000                                   00000000000                               

    Eğitim Durumu        : İlkokul mezunu                                Lise mezunu

    İşi                               : Ev hanımı                                            Kaportacı

    İş Adresi                    :           —                                               Sanayi

    Sosyal Güvencesi      :           Emekli

    Ailenin Aylık Geliri  :           5000 TL         

    İkamet Adresleri       : Falan Mah. Filan Sok. No:999 Merkez-Q Şehri

     

    Müracaat Tarihi       : 30/06/2021

    Müracaat Nedeni      : 24/04/2021 tarihinde birimimize teslim edilen ve 22/05/2021 tarihinde Q İli Çocuk Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi ÇEMATEM’e yatan Q.X’in hafta sonu hastaneden eve izinli verilmesi hakkında.

    HİZMETTEN YARARLANACAK BİREYLERİN

    Adı Soyadı                 :           X.Q

    TC Kimlik No           :           00000000000000

    Baba / Anne Adı       :           X-Y

    Doğ. Yeri-Tarihi       :           10/8/2005- Q Şehri

    Medeni Durum         :           Bekar

    Cinsiyeti                    :            E

    Öğrenim Durumu     :           Ortaokul mezunu

     

    SOSYAL İNCELEMENİN

    Tarihi                         : 02.07.2021

    Yapıldığı Yer            : ÇOKİM, Ailenin İkameti

    Bilgi Kaynakları       : Çocuk Q.X ile yapılan görüşme, aile ile yapılan görüşmeler, ÇEMATEM personelleriyle görüşme, Nüfus Kayıt Örneği, Dosya Bilgileri

    GENEL TANITIMI : : Q Şehri Merkez Sosyal hizmet merkezi ile yapılan görüşme ve dosya incelemesi sonucu 2005/Q Şehri  doğumlu Q.X isimli çocuğun 24/04/2021- 04/05/2021 tarihleri arasında birimimizde kaldığı ve hakkında Sağlık Tedbiri Talep edilerek aileye teslim edildiği bilgisi edinilmiştir.

    14/05/2021 tarihinde Çocuk Koruma İlk Müdahale ve Değerlendirme Birimine ikinci defa yerleştirilen çocuk Q.X ile yapılan görüşmede ve hakkında birimimizce düzenlenen 04/05/2021 tarihli Sosyal İnceleme Raporundan elde edilen bilgiler doğrultusunda;

    Annesi X.X’in ev hanımı olduğu, babası Y.X’in sanayide kaportacı olduğu, ağabeyi Z.X’in babası yanında çalıştığını, 2009 doğumlu W.X isimli kardeşinin ise eğitim hayatına devam ettiği öğrenilmiştir.

    Q.X ile yapılan görüşmede Q.X; arkadaş çevresinin etkisiyle uçucu madde kullanımına alıştığını, krizleri nedeniyle bir süreliğine Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tedavi gördüğünü, tedavinin ardından krizlerinin bittiğini, fakat şuan zevk için içtiğini, hastanede tedavi görmek istemediğini, ilaç kullanmak istemediğini, çünkü Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tedavi gördüğü süreçte içtiği ilaçların kendisini kötü yaptığını, hareket etmekte zorlandığını belirtmiştir.

    Yapılan görüşmede Q.X’in esmer tenli olduğu, görüşme sırasında kendisini ifade edebildiği, göz kontağı kurabildiği gözlemlenmiştir.  

                Anne X.X ile çocuğun hastaneye yatışından sonra birimde yapılan görüşmede; baba Y.X ve evin büyük çocuğu Z.X ‘in, Q.X ile ilgili kararı kendisine bıraktıklarını, kendisinin çocuğu Q.X’i teslim almak istediği ancak tedavi sürecinin nasıl işleyeceğini bilemediğini, oğlu Q.X’in tekrar maddeye başlaması halinde ailesi ile daha büyük sorunlar yaşayabileceğini aktarmıştır. Anne X.X ile yapılan görüşmenin ardından, baba Y.X ve ağabey Z.X ile de görüşme yapılmıştır. Görüşme sonunda baba Y.X ve ağabey Z.X de Q.X’in iyileşme sürecinde ona destek olacaklarını belirtmiştir.

                Psikiyatrist ve Ruh Sağlığı Hastanesi’ndeki psikolog ile yapılan görüşmelerde çocuk Q.X’in sağlık durumunun iyiye gittiği ve 10/05/2021 tarihinde taburcu olup eve dönüşüne izin verildiği, meslek elemanlarının çocuk Q.X’in sağlık durumunu düzenli olarak takip edeceği bilgileri edinilmiştir.

    KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ: Yapılan görüşmede Q.X’in esmer tenli olduğu, görüşme sırasında kendisini ifade edebildiği, göz kontağı kurabildiği; anne X.X ve baba Y.X’in çocukları hakkında ilgili bir ebeveyn rolü üstlendiği, önemsedikleri, çocukları için kaygılandıkları gözlemlenmiştir.

    ÖĞRENİM DURUMU: Çocuk Q.X’in ortaokul mezunu olduğu, annenin ilkokul mezunu olduğu, babanın lise mezunu olduğu, ailenin diğer çocuklarından ağabey Z.X’in üniversite mezunu olduğu, kardeş W.X’in ise ortaokul öğrencisi olduğu bilgileri edinilmiştir.

    İŞ DURUMU ve EKONOMİK DURUM: Annenin ev hanımı olduğu, babanın sanayide kendi dükkanını işlettiği öğrenilmiş olup, ailenin gelirinin 5000 lira olduğu öğrenilmiştir.

    SAĞLIK DURUMU: Aile bireylerinin herhangi bir sağlık sorunu bulunmamakta olup, çocuk Q.X’in madde kullanımı nedeniyle geçmişte yatılı tedavi gördüğü, ilaç kullanımını birçok kez habersiz bıraktığı, bir kez intihar girişiminde bulunduğu bilgileri edinilmiş olup, madde kullanımı öyküsünün olması, geçmişte yatılı tedavi görmesi nedeniyle çocuğun madde sağaltımının yapılması için 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 5/1-d maddesi uyarınca Acilen  Sağlık Tedbiri Kararı alınması talep edilmiştir.

    SABIKA DURUMU: Ailenin sabıka kaydı olmadığı bilgisi ediniliştir.

    AİLE ve SOSYAL YAŞANTISI: X.X-Y.X çiftinin 1995 yılında yapmış oldukları evlilikten W.(1998), Q. (2005), Z. (2009) isimli çocuklarının dünyaya geldiği, ailenin Q Şehri Merkezinde ikamet ettikleri, çocuk Q.X’in ucucu madde kullanımı olduğu, geçmişte ucucu madde kullanımından dolayı intihar girişimleri olduğu, Q Şehri Hastanesinde bir süreliğine yatılı tedavi gördüğü fakat tedavisinin ardından ucucu madde kullanımına devam ettiği,  yatılı tedaviyi ve ilaç kullanımını birçok kez reddettiği, ailenin çocuğunu kontrol edemediği, çocuk Q.X’in hırçın davranışlarının bulunduğu,  aile bireylerinin Q.X’in hayatından endişe duydukları, bu nedenlerle birimimize teslim edildiği bilgileri edinilmiş olup, ailenin sosyal yaşantısını değiştirip başka bir mahalleye taşınmayı düşündükleri, çocuklarını spora yazdırmayı planladıkları, birlikte daha fazla vakit geçirmeyi istedikleri bilgileri edinilmiştir.

    YAŞANILAN KONUT DURUMU:  Ailenin ikamet adresindeki evleri müstakil bahçeli bir ev olup, kendilerine aittir. Ev 3+1 odadan oluşmakta ve evin temel ihtiyaçları karşılayacak eşya bulunmaktadır.

    DEĞERLENDİRME ve SONUÇ:  Birimimize 20/05/2021 tarihinde ikinci kez gelen 2005 doğumlu Q.X’ in uçucu madde kullanımı tedavisi için Q. Şehri ÇEMATEM’ine yatarak tedavisine başlanmış olup; psikiyatriyle yapılan görüşme sonucunda 3-4/07/2021 tarihlerinde Q.X’in hafta sonu evci iznine çıkabileceği, döndükten sonra da tedavi süreci olumlu devam ederse kısa süre sonra taburcu edilebileceğini söylemiş, Q.X’in ailesiyle yapılan görüşmede ailenin Q.X’ye destek olacağı anlaşılmış olup Q.X’in eve dönmesinde herhangi bir sorun görülmediği için çocuğun hafta sonu hastaneden evci iznine çıkmasının uygun olduğu ve düzenli takibinin yapılacağı öğrenilmiştir.

                Q Şehri 0. Çocuk Mahkemesi’nin 2021. Tedbir Talep No’lu Acil Koruma Kararının kaldırılmasının ve 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 5. Maddesinin 1-d fıkrasına istinaden Q.X hakkındaki sağlık tedbirinin devam etmesinin uygun olacağı,  Çocuk Q.X’in aile yanında desteklenmesinin kurum bakımında kalmasından daha yararlı olacağı düşünüldüğünden, hakkında Çocuk Koruma Kanunu’nun 5. Maddesinin 1-a fıkrasına istinaden danışmanlık tedbirinin alınmasının uygun olacağı kanaatindeyim.

    SOSYAL ÇALIŞMACI

    TOSPA TOSPA

     BU SOSYAL İNCELEME RAPORUNDA YER ALAN BİLGİLER TAMAMEN KURGU OLUP, AMAÇ SOSYAL HİZMET ÖĞRENCİLERİNİN FAYDALANABİLECEĞİ BİR PAYLAŞIM YAPMAKTIR.

                                                                              

  • ADLİ SOSYAL HİZMET STAJ DENEYİMİ

    Bu yazıyı okuyorsanız yada sosyal hizmet stajı için araştırma yapıyorsanız öncelikle staj sürecine başladığınız için başarınızı tebrik ederim ve daim olmasını dilerim.
    2020 bahar döneminde dahil olduğum staj sürecini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak bu staj sürecimin Covid-19 salgını için alınan önlemlerden dolayı 3 hafta sürdüğünü belirtmek zorundayım daha sonra stajımız iptal edilip yerine ödevler verildi. Umarım siz stajınızı sağlıklı bir şekilde gerçeklestirirsiniz. Daha fazla uzatmadan süreci sizlere aktarayım. Staj başvurusu yaparken gittiğiniz kurumlar “ücretli” stajyer istemeyebilir bu nedenle sizi kabul etmeyebilirler. Staj için ücret beklentiniz yoksa mutlaka ücretsiz olduğunu belirtin çünkü başvuru sürecinde yanlış anlaşılmalar gibi bir çok nedenden dolayı çok yorulduk. Belki de en zoru başvuru süreciydi. Başvuru yapmadan önce mutlaka uzmanlarla görüşün ve eski sosyal hizmet öğrencilerinin staj süreçleri hakkında çekinmeden sorular sorun ve unutmayın ki her kurumda işleyiş farklı prosedürü mutlaka öğrenin.
    Uzmanlarımız ile daha önce tanışmış olduğumuz için ilk gün aşırı bir stres yaşamadım. Adliyede staj yaparken veya öncesinde araştırma içinde olun mevzuata hakim olun bu sayede uzmanınız size güvenebilir.
    Adliye stajımda en çok karşılaştığım vakalar velayet çekişmeler ile ilgiliydi. Uzmanlarımız bizleri her adlı görüşmeye dahil etti, görüşme öncesinde bilgilendirme yaptılar, önemli noktalar ve dikkat etmemiz gereken konular hakkında ön bilgi verdiler, görüşme sürecinde not almamıza teşvik ettiler hatta izin alarak müracaatçıya soru dahi sormuştum (4.günümde). Görüşmelerine katıldığınız kişilerin mahkemelerine uzmanlarımız ile katıldık ve o mahkeme salonunda uzmanınızın değerlendirmelerini dinlerken bölümünüzün gururunu yaşıyorsunuz.
    Avantajlar
    + Kadın, çocuk, engelli bireyler, yoksul bireyler gibi çeşitli dezavantajlı grupla karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek bu nedenle daha çok deneyim sahibi olmuş olursunuz.
    + Adli görüşme süreci: çocukla görüşme, yaşlı birey ile görüşme gibi lisans sürecinde gördüğünüz bütün görüşme teknikleri ile karşılaşabileceğiniz bir süreçtir.
    + Ev incelemesi, SİR, adlı dosyaları değerlendirme gibi birçok çalışmaya dahil olmus olacaksınız.
    + Benim staj yaptığım adliyede benimle beraber 2 kişiydik ve sayımız az olduğu için kurundaki sosyal hizmet uzmanları ve psikologlar bizimle yakından ilgilendiler.
    Dezavantajlar
    – Her alanda olduğu gibi adli sosyal hizmet alanında da iş yoğunluğu çok fazla bu nedenle uzmanlarınızdan her daim bilgi paylaşımı beklemek haksızlık olur.
    – Adliyenin kendine özgü kuralları bulunmakta bu kuralları önceden ögrenmediğiniz zaman başka birimler ile sorun yaşayabilirsiniz
    – Mahkeme ve görüşme sürecinde soğukkanlı olmalısınız duygularınızı kontrol etmeniz gerekmektedir (Bazı görüşmelerde gerçekten çok zor)
    – Benim staj yaptığım adliyede küçük bir odada 2 sosyal hizmet uzmanı 3 psikolog aynı odada küçük masalarda çalışmak zorundaydı bizlerde odada bulunan ikili oturakta oturuyorduk. Stajyerlerin raporları inceleyebilmeleri için bir masa yoktu. (Yakın bir zamanda öğrendiğim ki yeni bir oda ayarlanmış) Ancak çoğu adliyede fiziksel şartlardan dolayı ne uzmanlar ne de stajyerler yeterli verim alamamaktadır.

    Meryem Keleş

  • ANLAŞILAN İNSAN

     

    “İnsan, muhteşem bir potansiyeldir.” der Doğan Cüceloğlu kitabında. Sonrasında insanı ikiye ayırır: Potansiyelinin farkında olan ve farkında olmayan. Burada potansiyelden kastedileni güç, yetenekler, başarılar, hayaller, azim ve daha birçoğuyla sınıflandırabiliriz belki. Ama benim en çok üzerinde durmak istediğim nokta, yetenekleri.

    Dinlemeyi, konuşmayı, anlamayı, anlatmayı nihayetinde anlaşmayı bıraktığımız günden beri Necip Fazıl’ın bahsettiği münzevi balıklara dönmüşüz ayrı kavanozlarda. Aramıza sosyal mesafesi çoktan koymuşuz. Maslow’un yıllar önce “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” adıyla başladığı dört maddeye, bu gün “iletişim yeteneği” diyerek bir temel atmayı bile gerektirir hale getirmişiz.

    İletişimsizliğin insan üzerindeki etkilerini gözlemlemiş olacaklar ki Aristoteles’ten tutun Üstün Dökmen’e Harold Lassmell’den Doğan Cüceloğlu’na pek çok isim iletişimi çalışmalarında konu alırken ”insanı insan yapan yeteneklerden biri” olarak tanımlamaktan geri durmamış. Aslında hepimiz ne denli büyük bir yeteneğe sahip olduğumuzun farkındayız. Bu farkındalıktan olacak ki iletişim kurabilmek için psikologlara harcanan paralar dikkat çekici boyutta. Bu harcanan paraları göz önünde bulundurursak bahsettiğimiz önemli isimlerin de toplumdaki iletişim(sizlik)e konusunda ses getiremedikleri aşikar.

    Peki sadece kelimelerle mi anlaşır insan? Bazen bir bakış, yürüyüş, tek bir nefes birçok şeyi anlatamaz mı? Misal müzik, nasıl da büyük bir beceridir aslında iletişim kurabilmek için. Şöyle bir geriye dönüp baksak bu becerinin bizim geçmişimizde tedavi olarak kullanıldığını bile görebiliriz. Tabii ki iletişim ve müzik arasındaki bozulamayan bağı gören sadece biz değiliz. 1800’lü yıllarda İtalyanca “A capella” adı verilen müzik türü çıkmış ortaya. Odağına etrafını dinlemeyi alan bu tür, diğer tüm aletleri susturmuş ve sadece insanların sesi duyulur olmuş.

    Şayet bir gün anlamanın ve anlatmanın mecburiyetten ibaret olmadığını hayatımızın temelinde bir tedavi yöntemi olduğunu fark edebilirsek işte o gün güneşli günler yakın demektir. Can Yücel’in de dediği gibi, “En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan.”  Aramıza sadece fiziksel mesafelerin girdiği günlere…

    NURBANU COŞKUNER