Yazar: admin

  • PORTAKALLAR VE GÜNIŞIĞI

    Oranges and Sunshine – Portakallar ve Günışığı filmi, 1950’li yıllarda İngiltere’den Avustralya’ya adeta sürgün edilen yüzbinlerce çocuğun yaşadığı dramı; Sosyal Hizmet Uzmanı Margaret Humphreys’in gözünden anlatıyor.
    Bir Sosyal Hizmet Uzmanının sosyal politikalara etki etmek için ne gibi zorluklarla karşılaşacağını, bu zorlukları aşması halinde ise insanların hayatına nasıl dokunabildiğini görülüyor. Ayrıca sosyal hizmet uzmanlarının yıllar sonra yaşadığı durumlar hakkında da bilgi sahibi olabilirsiniz.
  • ÇOCUKLARIMIZIN FOTOĞRAFLARINI NEDEN PAYLAŞMAMALIYIZ?

     

    Yeni doğmuş bir bebeğin fotoğrafı, yürüyen, uyuyan-uyumayan, yemek yiyen-yemeyen çocukların fotoğrafları her gün sosyal medyada paylaşılıyor. Peki, bu paylaşımları neden yaptığınızı sorguluyor musunuz?  Acaba bir ebeveyn olarak çocukların fotoğraflarını neden paylaşma ihtiyacı hissediyorsunuz? Onlar üzerinden kendi psikolojik ihtiyaçlarınızı mı karşılamaya çalışıyorsunuz? “Çocuğum bunu yaptı” diyerek herkese paylaştığınız fotoğraflar üzerinden beğeni aldığınız çocuklar, görünürlüğü sağlayan bir ‘eşyaya’ dönüşmüş mü oluyor? Paylaşmak amacı ile çıktığımız yolculuk çocuğumuzu sergilemeye mi dönüşüyor? Acaba fotoğrafları çocuk için mi paylaşıyoruz, yoksa çocuk üzerinden görülme, sosyalleşme ve beğenilme arzumuz için mi? Cevabımız, ‘çocuk üzerinden arzularımızı gidermek’ ise, çocuklarımızı kendimiz için tanımadığımız, bilmediğimiz kişilerin gözleri önüne atmak anne-babalık hislerimizle örtüşüyor mu? Hayır, ‘Çocuk için paylaşıyoruz’ diyorsak, tanıdığı-tanımadığı kişilere, fotoğraflarının paylaşılması, çocuklara nasıl bir fayda sağlıyor? Kendi duygularımızı tatmin için çocukların görüntülerini herkesin göreceği şekilde internet ortamında paylaşmak hiç sağlıklı değil. Çocuklara yönelik cinsel sapıklığı olanlar çocuk fotoğraflarını biriktiriyor. Ayrıca art niyetli, kötü bakışlı kişilerin bakışları, niyetleri çocuklarımızı olumsuz etkiliyor. Çocuklarımızın bütün hayatı, nerdeyse tüm dünyaya canlı yayınla gösteriliyor. Oysa ki, sağlıklı gelişim için çocuğun kendine ait bir dünyası olması gerekiyor. Yetişkinler için duvarları camdan evlerde yaşamak ne kadar rahatsız edici ise, çocuklar için de herkesin erişimine açık bir hayat, o kadar rahatsız edici olabiliyor.

     

    Yirmi sene sonra, yüzlerce fotoğrafı herkesin erişiminde olan bir çocuk, bu durumdan memnun olacak mı? Ya çocuklar karar verme aşamasına geldiğinde bizim paylaştığımız fotoğraflardan rahatsız olursa, ya da “Hangi hakla her halimi sosyal medyada paylaştınız? Bunu yaparken bana sordunuz mu?” diye bizi sorgularsa cevabımız ne olacak? Düşünmek gerekiyor.

    Kendimize şunu soralım: Yaptıklarımızı çocuklarımızın iyiliği için mi, yoksa onların üzerinden beğenilmek için mi yapıyoruz?

  • ASDEP NEDİR?

    Bilindiği üzere ruh sağlığı alanında çalışan birçok meslek grubundan arkadaşlarımız ASDEP mülakat listesinin açıklanmasını bekliyordu. Mülakat listeleri açıkladı. Öncelikle mülakata çağrılmaya hak kazanan arkadaşlarımızı tebrik ediyor, mülakatta da başarılar diliyoruz.

     

    Hem başvuran arkadaşlarımızın bilgilerini tazelemek hem de bilmeyen arkadaşlarımıza öğretmek adına ASDEP’in ne olduğuna dair birkaç soruyu cevaplamak istiyoruz.

    Öncelikle olarak ASDEP’in ne olduğunu açıklamak istiyoruz;

    Aile Sosyal Destek Programı anlamına gelen ASDEP, aile ve bireylerin sosyal yardım ve sosyal hizmetlere olan ihtiyaçlarının tespiti, ihtiyaca göre sosyal yardım ve sosyal hizmet modellerin planlanması ve uygulanması, gerektiğinde diğer kamu hizmetlerinden (eğitim, sağlık, istihdam vs.) yararlanılmasının sağlanması amacıyla sürecin tüm aşamalarında rehberlik ve danışmanlık hizmetlerini de içeren bir programdır. ASDEP ile birlikte yaşam koşullarının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca ASDEP ile AÇSH Bakanlığının sağladığı sosyal yardımların amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı yerinde, etkin bir şekilde denetlenebilecektir.

    Sosyal Hizmet, Psikoloji, Sosyoloji, Çocuk Gelişimi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, Aile ve Tüketici Bilimleri bölümlerinden mezun adaylar arasından geçerli KPSS P3 puan türünden en az 60 (altmış) puan alan mezunlar arasından, başvuruda bulunanların en yüksek puana göre sıralanmasına göre mülakat listesi oluşturulmaktadır. En az 60 denilse de sosyal hizmette taban puan 80.1 ile dikkat çekmektedir.

    Peki ASDEP Personeli sahada neler yapmaktadır?

    Alanında uzman binlerce meslek elemanı 81 ilde hane ziyaretleri gerçekleştirerek sosyal yardım ve sosyal hizmete ihtiyacı olan bireyleri tespit etmekte, durumlarına uygun hizmetlerden ve gerektiğinde diğer kamu hizmetlerinden yararlandırılmak adına yönlendirme yapmaktadır. ASDEP ile ailelere rehberlik ve danışmanlık hizmetleri sunarak aile ve bireylerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır.

    Kafanıza oluşan soru işaretlerini biraz da olsa giderebilmiş olmak dileğiyle…

     

  • SOSYAL HİZMET Mİ MUCİZE, İŞ BULMAK MI?

    Ülkemizin çeşitli doğal afetler ve terörle mücadele ettiği, kadına ve çocuklara yönelik artan şiddetin canımızı yaktığı şu günlerde en çok yakındığımız durumların başında işsizlik gelmektedir. Üniversitelerde 4 senelik bir eğitimden geçen sosyal hizmet uzmanları (SHU) ise, bu sorunların çözümünde önce gelen meslek grubu olması gerekiyorken, işsizler ordusunun en önünde yer almaya başlamıştır. Bir bebeğin doğumundan, bir yaşlının vefatına kadar geçen sürenin her birinde karşımıza çıkan, doğal afetlerde halkın yanına ilk koşan, terör olaylarına kaybettiğimiz şehitlerimizin ve cefakâr gazilerimizin ailelerinin en büyük destekçisi, istismar vakalarına karşı çocukların koruyucu melekleri olan sosyal hizmet mesleğinin işsizlik sorunu ile karşı karşıya kalması herkesin düşünmesi gereken bir konu haline gelmiştir.

    Meslek hayatına atılmak için can atan sosyal hizmet uzmanlarının “MUCİZE” olarak adlandırdığı sosyal hizmet müdahalesini hayata geçirecek fırsatlar bulamaması hem sosyal hizmet uzmanları hem de toplum adına büyük bir kayıptır. İşsizlikle boğuşan SHU’ların birçoğu, özellikle son birkaç senedir kamuya yapılan istihdam sayısının azalması nedeniyle asgari ücretten hallice bir ücrete yaşlı ve engelli bakım merkezlerinde çalışmaktadır. Bakım merkezi sayısının az olması ve mezun sayısının fazla olması birleşince de işsizlik ordusundaki azalma istenen düzeyde olmuyor tabii. AÇSH Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığının topluma hizmet adına yaptığı çalışmalarda en önde gelen meslek gruplarından biri olan sosyal hizmetin, kamuda istihdamı geçen sene artmaya başlasa da yeterli değildir.

    Bu sene artmaya başlayan istihdamlarda ise büyük bir sorunla karşılaşmaya başladık. Bakanlıklar arasında iletişim kopukluğu ve koordinasyon eksikliği, işsizlikten bunalmış ancak KPSS puanı yüksek birçok SHU’nun kadro yakmasına itmeye başlamıştır. Aynı tarihlerde 2 farklı bakanlığın başlattığı alımlara tercih yapan yüksek puanlı SHU’ların 2 farklı bakanlığa da atandığını, birçok kadronun boş kaldığını üzülerek izledik. Bu durum hem sınırdaki SHU’ların işsizlik sürecinin uzamasın hem de kadroları boş kalan bakanlıkların hizmet kalitesinin düşmesine yol açacaktır. Diliyorum ki, bakanlıklar arasında iletişim sağlıklı şekilde kurularak açıklarla dolu olan sistem düzeltilir.

    Bakanlıklar arası koordinasyonun geç kurulma ihtimalini de düşünerek tercih yapmaya hazırlanan genç meslektaşlarımıza seslenmek istiyorum. Kimimiz 6 aydır kimimiz ise 2 senedir işsizlik ile boğuşuyoruz. Almış olduğunuz yüksek puanlarınızla iş sahibi olmanızı ve 50 yılı aşkın şekildir profesyonel şekilde yapılan sosyal hizmet mesleğinin kamuda hakkıyla temsil etmenizi herkesten çok biz istiyoruz. Özellikle AÇSH Bakanlığından tebligat beklemekten sıkıldığınızın da farkındayız. Ancak, aldığımız eğitimin hak savunuculuğu ve insan hakları üzerine olduğunu, etik kavramının havada kalmasının yaratacağı sorunların neler olabileceğini aldığımız eğitimlerde gördük. Yaşadığınız işsizlik süresinin en fazla 1 ay daha süreceğini siz de biliyorsunuz. Puanı sizden birkaç puan az olan meslektaşlarımızın da iş hayatına atılmaları, sosyal hizmet mesleğinin toplumda ve kamuda hak ettiği konuma ulaşması adına “bile isteye kadro yakanlardan olmayın.”

    Özellikle WhatsApp gruplarında yüksek puanlı olup da diğer yüksek puanlı olanları kadro yakmaya teşvik eden, “sistemin açığı bana ne, yakmak benim hakkım diyen”, vicdan kavramından yoksun, hak savunuculuğundan hak işgalciliğine yönelen meslektaşlarımız(!) olduğu duyumlarının sayısı artıyor. Yapacağınızı tercihlerdeki haksızlıkların, mucize olan sosyal hizmet müdahalesini uygulamak isteyen meslektaşlarımızın atanmasını engelleyeceğini yeniden hatırlatmak istiyorum.

    Bir adım arkanızda atanmayı bekleyenlerin hakkını savunmanızın meslek hayatına katacağı güzelliklerin farkına varmanız dileğiyle…

  • ENGELLİ BAKIM MERKEZİNDE İLETİŞİM VE SÜREÇ

    İnsan en çok dinlenilmek istiyor. Ne konuşmak ne de sadece dinlemek… Eğer konuşmak yeterli olsaydı kendi kendine konuşan herkes onanma duygusunu yaşar ve başka birileriyle dertleşmeye gerek kalmazdı.

     

    Sizi siz olduğunuz için seven, sizi olduğunuz gibi kabul eden ve anlattıklarınızı can kulağıyla dinleyen birinin yanında bu yüzden hafifliyorsunuzdur. En çok dinlenilmeye ihtiyacımız var. Anlattıkça azalan dertler, paylaştıkça çoğalan neşelerin zamanla bize gerçeği gösterdiğinden bellidir bu.

     

    Psiko-terapide de bu böyledir. Sosyal hizmet uzmanlarında, aile danışmanlığında, klinik psikologlarda, hatta tıp doktorlarında da benzer vakalar görülmektedir. Karşınıza gelen kişi anne olsun, çocuk olsun, öğretmen olsun, ebeveyn olsun konuştuklarının yanında dinlenilmeye de ihtiyacı vardır. Bu durumlara örnek olarak çeşitli obsesif kompulsif bozukluklar verilebilir.

     

    Engelli bakım merkezinde deneyim kazanmış olan meslektaşlarımız bilirler ki belirli zamanlarda, belirli aralıklarla hizmet sunduğunuz bireyler ile mesleki görüşme yaparsınız. Tabi bireysel görüşme ve sosyal inceleme raporlarının hazırlanışından, bireysel görüşmenin nasıl ve ne amaçla yapıldığını burada açıklamayacağız. Bu noktaların eğitimini almış sosyal hizmet uzmanları, diğer meslek elemanları aldıkları eğitimin de getirisiyle çok faydalı noktalardan bilgi sahibidirler. Şu an için hedef kitlemiz engelli bakım merkezi nedir? Nasıl bir yerdir? Henüz deneyimlememiş olan meslek arkadaşlarımıza, meslektaş olma yolunda ilerleyen öğrenci arkadaşlarımıza da buraların ne kadar önemli olduğunu ve buralarda çalışmanın nasıl bir duygu olduğunu anlatmaya çalışacağız. Her neyse… Ben de ilgimi en çok çeken konulardan biri olan engelli bakım merkezlerinde bir dönem mesleki çalışmalarda bulundum.

     

    Sayıca kalabalık bir kuruluştu ve ilk aşamada sadece hizmet alan bireylerin isimlerini öğrenmem gerekiyordu. Bir engelli bakım merkezinde çalışmaya başladıysanız, gökten düşer gibi bir anda her şeyin mükemmel olmayacağını, alışmanın zaman alacağını iyice öğreneceksiniz demektir. Bilişsel süreçleri normal düzeyde ilerleyen danışan ile mesleki görüşme yapacak olsanız öncelikle karşınızdaki kişinin güvenini sağlamak, her vakanın biricik ve tek olduğunu hissettirmek, sırlarının garanti altında olduğunun teminatını vermek gibi görevleriniz vardır. Bu süreç, normal gelişim düzeyindeki danışanlar ile bile oldukça zordur. Tabi burada danışanın danışma sürecine kendi isteğiyle mi yoksa çevresinden veya ailesinden bir istek-baskı ile mi katıldığı, danışma için en uygun olan zamanlamanın neresinde olduğu gibi pek çok etken vardır. İşler arapsaçına dönmeden önce size ulaşan danışmanınız, içinden çıkılmaz hale gelene kadar bekleyen danışanınızdan en az bir adım öndedir. Biz burada daha çok, bilişsel süreçleri ve zeka seviyelerinin normalin altında olan biricik vakalarımızdan bahsedeceğiz.

     

    Bir bakım merkezine yolunuzun düşmesi şimdiye kadar başınıza gelmemiş olsa da engellilik alanında hizmet veren gündüzlü- yatılı bakım hizmeti veren kurum ve kuruluşlardan muhakkak haberiniz vardır. Eş dost- hısım akraba olmasa da bir komşunuzun yakını ya da birilerinden duyduğunuz vakalar vardır gözüyle bakıyoruz. Şöyle ki bu durumlardan biri ya da birkaçı başınıza gelmiş olsa da bu oldukça güçlü durmayı gerektiren bir süreçtir ve kabullenilmesi oldukça uzun süren bir geçiş dönemidir. En baştan alacak olursak yaşı, cinsiyeti, fiziksel durumu, sosyo-ekonomik durumu ne olursa olsun sizin ya da ailenizden birinin ‘’engelli sağlık raporuna’’ sahip olması kolayca benimsenecek bir durum değildir. Şok, inkar etme, suçlama, kabul etme ve alışma aşamaları gibi süreçlerin olması normaldir; hatta ilk üç aşamayı atlatabilmiş danışanların sayısının çoğunluğa oranla oldukça az sayıda olduğu bilinmektedir. Şu an sağlıklı olmak demek ileride demans ya da şizofreni teşhisiyle karşılaşmayacağımız anlamına gelmiyor maalesef…

    Sizin değil de ailenizden birinin engelli durumunda olduğunu, kolay olmayan bu durumu bir nebze de olsa kabul ettiğinizi ve yakınınızı bir engelli bakım merkezine emanet edeceğinizi ele alalım.

     

    Bu kuruluşun aynı il sınırları içinde olabileceği gibi farklı illerde de olabileceğini tabi ki hatırlatmak isteriz. Engelli sağlık raporu, mahkeme kararı gibi mecburi işlemler sonrasında ruhsal engelli yakınınızı kuruluş bakımına yerleştirdiniz.

     

    Kuruluşa getirilen bireyin kuruluşa ve diğer kuruluş sakinlerine alışması, kendisinin orada olduğunu kabullenmesi içinse ayrı bir süreç başlamıştır. Öncelikle birey kuruluşa geleceğinden haberdar mıdır? Burada olmasının nedeni nedir? Nasıl bir yerdedir? Kendi düzenini burada devam ettirebilecek midir? Aklında ister istemez bir sürü soru işareti vardır ve buraya nasıl geldiğinin de etkisi çok fazladır. Rahatsızlığının farkında olan ve tedaviyi kabul eden bireyin ailesiyle gelip kuruluşa yerleşmesi bundan sonraki rehabilitasyon ve tedavi süreçlerini de olumlu yönde etkileyecektir. Bunun yanında ailesi tarafından zorla, hiçbir açıklama yapılmadan, kandırılarak- yalan söylenerek- ne düşüneceği önemsemeden getirilen bireyin yaşayacağı uyum sorunları çok daha zordur ve yeni hayatını kabullenmesi diğer bireylere oranla daha uzun süre gerektirmektedir.

    Ruhsal engelli bir bireyin bilişsel yetilerinin el verdiği ölçüde mesleki çalışmaya katılım sağlaması rehabilitasyon ve tedavi süreci için oldukça önemlidir. Şöyle ki sözel iletişime kapalı, konuşma- işitme bozukluğu olan, ağır düzeyde mental retardasyon teşhisi almış bir engelli ile bireysel görüşme yapmak pek mümkün değildir. Bireyin durumu neticesiyle psikososyal görüşme yerine bireyin hareketleri gözlemlenmekte, nelerden hoşlanıp hoşlanmadığı, neleri yapabiliyor ya da yapamıyor olduğu bu gözlemlerden öğrenilmektedir. Hastalık öyküsü, kuruluş bakımından önceki hayatı hazırlanan sosyal inceleme raporlarından, varsa ailesi- vasisi ile yapılan görüşmelerden öğrenilmektedir. Böyle sözel iletişim kurulamayan engellilerin sayıca az olmadığı ilgili kurum ve kuruluşlarda çalışmalar yapan ilgili kişilerin bilgisi dahilindedir.

     

    Öncelikle sözel iletişim kurabilen ve söyledikleri anlaşılır, kendisini ifade edebilen, bilinci yerinde ve engel oranının gündelik hayatını çok fazla etkilemeyen birisini ele alalım. Ruhsal engelli( şizofren, bipolar vs) teşhisiyle karşınıza gelen birey alevlenme döneminde olmasa dahi sizinle oldukça zor bir iletişim kuracaktır. Belki de iletişim kurmayı reddedecek ve sizin güven sağlamanız, karşılıklı birkaç kelime konuşacak kıvama gelmeniz aylar sürecektir. Bu nedenle engellilik alanında çalışmak diğer alanlara oranla çok daha emek ve sabır isteyen bir çalışma bütünüdür. Birey aradan geçen zamanla birlikte size güvenmeye başlamış, sizin ona olan hal ve hareketleriniz kendisini önemsediğinizi, ona yardımda bulunabileceğinizi hissettirmiş ve birey size ilk adımı atmıştır. Öncelikle yapılan bireysel görüşmelerde küçük küçük sizi sınayabilir. Güvende olup olmadığını kontrol ettiğini, gerçekten dinlenip dinlenmediğini sınamasını mesleki müdahale aşamalarında fark edebilirsiniz.

     

    Gündelik hayatta yaşadığı zorluklardan şikayet edebilir, yalnız kalma, uyuyamama gibi sorunları hakkında yardım isteyebilir ya da sadece sizin halinizi hatrınızı sormak, yaptığınız gündelik sohbetler ona iyi gelebilir. Mesela hem fiziksel hem zihinsel engeli olan bir kuruluş sakinimiz her sabah aynı saatte yapılan ziyaretlerde sözel iletişim kuramasa da meslek elemanıyla duygusal bir bağ kurmuş; adını bile hatırlayamayacak bilişsel bir durumda olan birey alışkanlıkları dahilinde moral ve motivasyon sahibi olmuştur.

     

    Dinlemek ve konuştuklarının dinleniyor olması da aynı sebeple insan hayatı için önemlidir. Ruhsal durumunun sadece kısa bir hal hatır sormaya tahammülü olan engelli, her gün aynı saate kuruluş meslek elemanıyla karşılaşmakta ve birkaç gün görmediğinde o kısa görüşmenin eksikliğini hissetmektedir.

     

    Sonuç olarak mesleki müdahale kapsamında, görüşme odasında olsun ya da olmasın, bence en iyi psikolojik tedavi yöntemlerinden biri sayılabilecek şekilde konuşuyoruz. Anlamlı anlamsız, nedenli nedensiz, kalabalıkta ya da kendi kendimize… Eğer konuşmak kendi başına yeterli olsaydı bugün ne klinikler var olurdu ne de danışma merkezleri. İnsanoğlu kendi iç sesini duyma konusunda, çıkar yol arama aşamasında veya en basitiyle sadece dertleşme amacıyla anlatmak ister. Anlattıklarının dinlenmesini, dinleyen tarafından kendisine önem verildiğini görmek ister. Bu terapi süreci bakım merkezinde ise ağzınızdan çıkan her bir kelimeye gereğinden de fazla dikkat etmelisiniz. Sizin için belki önemli olmayan en küçük bir ayrıntı kelime, dikkatiniz haricinde olagelen jest ve mimikleriniz size mesleki olarak açılmayı başarmış danışanınızı küstürebilir, kabul ettiği mesleki görüşmeden vazgeçirebilir. Unutulmaması gereken bir başka nokta ise bakım merkezinde bireysel görüşmeyi kabul eden bir danışanın dış dünyayı yeniden anlamlandırması, diğer etkenlerin yanında, o kurum/kuruluşta çalışan meslek elemanına bağlıdır.

     

    Hangi hizmet alanı olursa olsun, güven ve başarıyla…

     

    Nildem DİLMEÇ TOKUR

    Sosyal Hizmet Uzmanı

    Aile Danışmanı