Kategori: KADIN

  • Mor Çatı Vakfı 2020 Faaliyet Raporunda Bazı Dikkat Çekici Başlıklar

    kurumlara başvurduğunda şikayetlerinin dikkate alınmaması, şiddet uygulayanla barıştırılmaya çalışılmaları, şiddet uygulayanların ceza davalarının sonuçlarının para cezasına dönüşmesi, cezaevine gittikten bir süre sonra af ile çıkılması sonucu kadınlar erkeklerin şiddet uygulamaktan geri durmadığını, şiddet uygulamalarına karşın herhangi bir caydırıcılık olmadığını aktardılar.

    Çocuklar, babaları tarafından şiddet aracısı olarak kullanıldı.

    2020 yılında çocuklarla yürütülen sığınak çalışmasında çocukların babaları tarafından sıklıkla şiddetin aracısı olarak kullanıldığı görüldü.

    Çocukların babaları tarafından; annelerini yumruklama, tekmeleme, tükürmeye zorlandıkları ve istediklerini yapmadıklarında şiddete maruz kaldıkları anlaşıldı.

    Evlilik içi tecavüz çok yaygın

    Kadınların birçoğu, evlilik içi tecavüzün yasalar nezdinde bir suç olduğunu düşünmedikleri ve evlilik ilişkisi içerisinde istenen bütün cinsel davranışlara olumlu yanıt verilmesi gerektiği gibi bir yaygın inanış olduğu için bunu öğrendiklerinde şaşırabiliyorlar.

    Şiddeti tanımlama konusundaki bilgisizlik

    Tokat atma, sarsma, eşya ile fiziksel gücü gösterme şeklinde şiddet yaşamalarına rağmen kadınların “öyle şiddet yok” diyerek yaşadıkları şiddeti görmezden gelip önemsizleştirebildikleri görüldü.

     

    2020 Faaliyet Raporu için tıklayınız; https://morcati.org.tr/faaliyet-raporlari/mor-cati-2020-yili-faaliyet-raporu/

  • Bacıyan-ı Rum Teşkilatı Nedir?

    Bacıyan-ı Rum Teşkilatı; dünyanın bilinen ilk kadın örgütüdür.

    Bilime, sanata ve ahlâka son derece önem verilen Ahilik anlayışında, kadınların sosyal ve ekonomik hayatta önemli bir yeri vardı. Kadınların teşkilatlanıp gelişmesi için Ahi Evran’in eşi Fatma Bacı, dünyanın ilk kadın teşkilatı olan “Bacıyan-ı Rum” teşkilatını yani Anadolu Kadınlar Birliği’ni kurmuştur.

    11. yüzyılda Anadolu’da kadınlar daha çok çadırcılık, keçecilik, nakışçılık, örgücülük, kilim ve halı dokumacılığı, ipek ve pamuk ipliği üretimini gerçekleştirmişlerdir. Çalışan kadınlar gerek mesleki ve teknik konularda, gerekse ahlaki konulardaki çağın gerektirdiği eğitim ihtiyacını “Bacıyan-ı Rum” teşkilatında karşılıyorlardı.

    Bacıyan-ı Rum teşkilatı, Anadolu kadınlarını, gerektiğinde düşmanlara karşı vatan savunmasında eşlerinin yanında mücadele etmesi ve gerektiğinde de kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve ekonomik alanlarda kalkınıp gelişmesini sağlamak için teşkilatlandırmıştır.

    Bacıyan-ı Rum teşkilatı, korumaya ihtiyacı olan genç kızları himayesine almış, onların eğitimlerinden, ev-bark sahibi olmalarından sorumlu olmuşlardır.

    Bunun dışında ihtiyar kadınların bakımı, genç kızların evlendirilmesi gibi birtakım sosyal hizmetlerde bulunarak maddi sıkıntı içinde olanlara yardım elini uzatmıştır. Sosyal, ekonomik, kültürel ve ahlâki ilkeleriyle Ahilik kültürü, fertlerin hak ve özgürlüklerine ayrıca önem vermektedir. Ahilik teşkilatının erkek üyelerine “Eline, beline, diline sahip ol!” prensibi benimsetilip yaygınlaştırılırken, Bacıyan-ı Rum teşkilatı aracılığıyla da kadınlara, “Eşine, işine ve aşına dikkat et!” prensipleri benimsetiliyordu.

  • Josephine Butler Kimdir?

    Josephine Butler, köle ticareti ile mücadele eden varlıklı bir babanın kızı olarak 13 Nisan 1828’de Northumberland’da doğdu. 1852’de George Butler ile evliliklerinde dört çocuğundan ikisini çok küçük yaşlarda kaybettikten sonra gücünü toplumun sahipsiz kesimlerini korumak için kullandı.

    İngiltere’de evlilikte rıza yaşının 13’den 16’ya yükseltilmesi, polislerin korumaya ihtiyacı olan kadınlara uyguladıkları kötü muamele gibi konularda kampanyalar düzenlediği için toplum tarafından yadırgandı.

    Mücadelesine hiç ara vermeyen Butler, cinsel anlamda sömürülen çocuk ve kadınlarla ilgili kamuoyu oluşturdu. 1867 yılında Cambridge Üniversitesi’ne yaptığı baskılar sonucu Kadınlar Koleji açılmasını sağladı.

    Butler’ın kadınlar için sosyal reformu, eğitim ve eşitliği teşvik eden yazıları yaygın bir şekilde dağıtıldı.

    Butler 30 Aralık 1906’da hayatını kaybetti.

  • ŞİDDET ÖNLEME VE İZLEME MERKEZİ-ŞÖNİM NEDİR?

    Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri kısa adıyla ŞÖNİM; şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin bir biçimde uygulanmasına yönelik güçlendirici ve destekleyici danışmanlık, rehberlik, yönlendirme ve izleme hizmetlerinin verildiği, yeterli ve gerekli personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, çalışmaların 7 gün 24 saat esasına göre yürütüldüğü merkezlerdir.

    ŞÖNİM’lerde şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik izleme çalışmaları yapılır ve destek hizmetleri verilir. Bu kapsamda psiko-sosyal destek hizmeti, hukuki destek hizmeti, eğitim ve mesleki destek hizmeti, sağlık destek hizmeti, ekonomik destek hizmeti ile önleyici hizmetler doğrudan ya da ilgili kurum ve kuruluşlara yönlendirme suretiyle sunulmaktadır.

  • KADIN KONUKEVİ NEDİR?

    Kadın konukevleri, fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik ve sözlü istismara veya şiddete uğrayan kadınların, şiddetten korunması, psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarının çözülmesi, güçlendirilmesi ve bu dönemde kadınların varsa çocukları ile birlikte ihtiyaçlarının da karşılanmak suretiyle geçici süreyle kalabilecekleri ve kadın konukevi, sığınmaevi, kadın sığınağı, kadınevi, şefkatevi ve benzeri adlarla açılmış ya da açılacak yatılı sosyal hizmet kuruluşlarıdır.

    Kadın konukevlerinden hizmet alan kadınların durumlarının, aileleri ya da eşleri ile olan anlaşmazlıklarının incelenmesi ve sorunlarının giderilmesine yönelik Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından mesleki çalışmalar yapılmaktadır. Söz konusu kadın ve beraberindeki çocuklarına doğrudan ya da ilgili kurumlara yönlendirmek suretiyle güvenlik, danışmanlık, tıbbi destek, geçici maddi yardım, kreş, mesleki eğitim kursu, grup çalışmaları, sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetler vb. alanlarda destek sunulmaktadır.

    Daha ayrıntılı bilgiler için www.aile.gov.tr adresine göz atabilirsiniz.

  • KADES Uygulaması Nedir? Nasıl İndirilir?

    Ülkemizde yaşanabilecek kadın cinayetlerini ve kadına yönelik şiddet vakalarını önlemek adına yapılan Kadın Destek Uygulaması KADES, yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı.

    KADES NEDİR?

    KADES, kadınların ve çocukların her türlü şiddete maruz kalmasını engellemek amacıyla yapılmış resmi bir uygulamadır. Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) tarafından hazırlanmış olan uygulama, kadınlar ve çocuklar için acil müdahale uygulamasıdır. Kadınları korumak amacıyla yapılan telefon uygulaması sayesinde, herhangi bir kadın, herhangi bir durumdan dolayı, birinden şiddete maruz kalıyorsa, tek bir tuşla Kadın Acil Destek İhbar Sistemi’ne ulaşabiliyor.

    KADES NASIL İNDİRİLİR? NASIL KULLANILIR?

    KADES uygulamasını, Google Play Store ve AppleStore üzerinden ücretsiz şekilde indirebilirsiniz. Uygulamayı yükledikten sonra T.C. Kimlik Numaranızı ve EGM’den telefonunuza gelen aktivasyon kodunu girerek aktif hale getirebilirsiniz.

    Uygulama aktif olduktan sonra, tek bir tuşla 155 Polis İmdat Acil Çağrı Merkezine ulaşarak, yardım çağrısı gönderebilirsiniz.

  • İLİŞKİ BAĞIMLILIĞI

     

    İLİŞKİ BAĞIMLILIĞI

    Konunuzla ilişkili bağımlılık alanını tanımlayarak, dünyadaki ve Türkiye’deki boyutlarını, neden, kimler için risk faktörü olduğunu, sosyal alanla nasıl ilişkilendiğini açıklayın.

    “İlişki bağımlısı” terimi ilk kez, alkolik ailelere üye bireylerde kullanılmaya başlanmıştır. 1940 ve 1950’li yıllarda “alkol” ve “madde bağımlılığı” tedavisinde kullanılmaya başlanan bir terim olarak literatürde yer almaya başlamıştır. İlk kullanıldığı yıllarda madde bağımlısı olmayan eşin, madde bağımlısı olan eşini sosyal ilişkilerinde yalnız bırakmayıp korumacı yaklaşım sergilemesi olarak ifade edilmiştir. Eş, madde/alkol bağımlısı olan eşin “tüm ihtiyaçlarını” karşılamaya çalışırken farkında olmadan eşinin “madde ya da alkol bağımlılığını” devam ettirmesine neden olmaktadır. Bu tip bireylere “eş-alkolik” denmiştir. 1980’lerde feministlerin dikkatini çeken durum, erkeklerin alkol ve uyuşturucu kullanmalarının sorumlusu olarak kadınları suçlanmasına neden olmuş ve kadınların erkeklerden daha hasta oldukları “ilişki bağımlılığı” kavramıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Bilimsel anlamda ilk tanımı 1989’da Amerika’da düzenlenen “Uluslararası İlişki Bağımlılığı Konferansı” nda yapılmıştır. Konferansta ilişki bağımlılığının, devam eden kompulsif davranışlar örüntüsü olduğu ve benlik değerini arttırabilmek için bireyin başkalarının düşüncelerini benimsemesiyle gelişen rahatsız edici bir bağımlılık olduğu kabul edilmiştir. DSM-5’te “bağımlı kişilik bozukluğu” olarak ifade edilmiştir. İlişki Bağımlılığı kavramına ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, literatüre göre Türkiye’de ilişki, sevgi ve aşk bağımlılığı aynı kavram olarak değerlendirilmekte, yurtdışında ise bu kavramlara ilişkin farklı tanımlamalar yapılmaktadır. Prof. Dr. Gülsüm Ançel, ilişki bağımlılığını herhangi bir nedenle başkasının bakımına gereksinim duyan bir kişi ile bakım sağlayan kişi arasında gelişen, kişilerin karşılıklı olarak birbirlerinin bağımlılıklarını destekledikleri ve sürdürdükleri patolojik bir ilişki türü olarak tanımlamıştır. Fischer, Spann ve Crawford, yaptıkları çalışmada ilişki bağımlılığını, dışarıdan birine aşırı müdahalede bulunma, duyguları dışa yansıtmada eksiklik gibi diğerleriyle olan ilişkilerde olumsuz durumlar yaratan bir davranış kalıbı olarak açıklamışlardır. Sioui ve Tousignant ise ilişki bağımlılığını, bireyin başkalarına güven geliştirmeye dair korku ve güçsüzlük yaşaması sonucu kişisel ilişkilerinde samimiyetten uzak ve diğerlerine aşırı odaklı davranışlar geliştirmesi biçiminde tanımlamışlardır. İkili ilişkilerde, aile ilişkilerinde, örneğin anne ve kız arasında bu gibi bağımlılık olabilir. Konu ne olursa olsun kesin bir bağlılığın söz konusu olduğu ilişkilerde bağımlı olan kişi yaşamaya devam etmek için bağımlı olduğu insana ihtiyacı olduğunu, huzurunun bağımlı olduğu kişiye endeksli olduğunu ve bu nedenle o kişinin vazgeçilmez olduğunu düşünür. Burada söz konusu olan duygularla çok yakından ilişkili olan psikolojik bir bağımlılıktır.

    İlişki Bağımlısı Olmada Risk Faktörleri: Alkolik aile unsuru, ailede görülen fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar, ebeveynlik stilleri, bağlanma stilleri, kişilik özellikleri, cinsiyet gibi faktörler ilişki bağımlılığı oluşmasını etkilemektedir.

     

    Eş bağımlı kişilerin karakteristik özellikleri: Her şeyi kişisel olarak algılama, boyun eğicilik, düşük benlik algısı, başkalarının davranışlarına karşı aşırı sorumluluk, sevme ile acıma ve üzüntü arasındaki farkı ayırt etmede zorluk, her zaman kendine düşünenin fazlasını yapma eğilimi, gösterdikleri çaba fark edilmediğinde incinme, gerçek dışı düşüncelerle meşgul olma, mükemmeliyetçilik, sınır koyamama, ilişkilere sağlıksız bağlılık, terk edilme korkusuyla ilişkiye tutunmak için her şeyi yapma eğilimi, aşırı tanınma ve onaylanma ihtiyacı, başkalarını kontrol etme ihtiyacı, kendisine ve başkalarına karşı güven eksikliği, terk edilme ve yalnız kalma korkusu, duyguları tanımlamakta güçlük, samimiyet ve sınırlar ile ilgili sorunlar, kronik öfke, yalan söyleme, karar vermede zorluk, değişime karşı aşırı direnç ve zorlanmak

     

    Eş bağımlı kişiler, çoğunlukla düşük benlik saygısına sahiptirler ve kendilerini daha iyi hissetmek için bir arayış içindedirler. Bu süreçte bazıları kendilerini daha iyi hissetmek için alkol, uyuşturucu ve sigarayı dener; bazıları ise işkoliklik, kumar, seks, internet ve teknoloji bağımlılığı gibi daha dürtüsel davranışlar geliştirebilirler. İyi niyetlidirler, zorluk çeken insanlarla ilgilenmeye çalışırlar, bakım veren rolünü üstlenirler. Eş bağımlılar, aile kayıp yaşadığında, o rolü gönüllü olarak üstelenebilir; bir anne çocuğu için mazeretler bulabilir, bir eş, eşinin alkol kullanımının tüm zararlarını ört bas edebilir, ya da bir baba, çocuğunun ceza almaması için delilleri ortadan kaldırabilir. Burada asıl sorun; tekrarlayan kurtarma girişimlerinin, kişinin kurtulmasından ziyade aslında kullanımına devam etmesine olanak tanımasıdır. Bir süre sonra eş bağımlının sağlıksız olan davranışlarına karşı da bağımlılık gelişir ancak eş bağımlı, aradaki ilişkiyi güven olarak yorumlar ve bundan memnuniyet duymaya başlar.  Bu, onun için bir ödül olur. Bakım verici, ya da ihtiyaç karşılayan olmak zorlayıcı olmaya başladığında ise eş bağımlı kişi, çaresizlik hisseder; ancak tıpkı bağımlılıkta olduğu gibi döngüyü kıramaz. Eş bağımlılar kendilerini mağdur olarak görürler ve bu mağduriyetlerini kendi arkadaş ve aşk ilişkilerine de yansıtırlar.

     

    Meltem Altun

     

    KAYNAKÇA

    Cengiz, Neslihan, 2018, Üniversite Öğrencilerinde İlişki Bağımlılığının Bağlanma Stilleri Açısından İncelenmesi

    Havaçeliği, Demet, 2013, Partner İlişkilerindeki İlişki Bağımlılığının Ebeveyn Bağlanma Stilleri ve Madde Kullanımı ile İlişkisi

    Mukba,Gamze, 2013, Üniversite Öğrencilerinde İlişki Bağımlılığının Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi

    Mukba, Gamze; Tanha, Fuat, 2014, Spann-Fischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği’nin Türkçe’ye Uyarlama

    Yıldızhan, Yunus,2019, Madde Bağımlısı Bireylerde Bağlanma Stilleri ve İlişki Bağımlılığı

  • Sosyal Hizmet Uygulamasında Feminizm

     

    Sosyal hizmet uygulamalarında feminist teoriler ve metotlar, gündemde yer alan ve gün geçtikçe de artan ‘ erkek şiddeti ‘ nedeniyle ve tabi birçok olumsuz nedenle de uygulamada kullanılması gereken yaklaşımlar içerisinde yer almalıdır. Bundan dolayı ve ödevim nenedi ile de vaka üzerinde feminist metotları ve teorileri inceleyeceğim.

    Sosyal hizmet uzmanı uygulama alanında Dominelli’ ye göre üç temel yaklaşımı benimsemelidir. Bunlardan ilki olan terapötik yaklaşım müracaatçı ve sosyal hizmet uzmanı arasında iyileştirici aynı zamanda destekleyici ilişki kurulması gerektiğini söyler. İkinci yaklaşım olan bakım-korumada uzmanın rolü danışmanlık ve müdahale yöntemlerini içerir. Son ve feminizm bakış açısından önemli olan özgürleştirici yaklaşım ise tam anlamıyla bir mücadele ve güçlendirme aşaması içerir ( Akt: Buz, 2009: 56-57 ). Müracaatçımız olan 28 yaşındaki Ayesha ile çalışırken bu üç temel yaklaşımı da ele alarak feminist teori ve metotları kullanacağız.

    Müracaatçımız 28 yaşında Ayesha, 6 ve 2 yaşında olmak üzere iki çocuk sahibi bir kadın. Eşi Umar tarafından bir tartışma sırasında fiziksel şiddete uğramış ve o esnada merdivenlerden düşerek  2 yaşındaki çocuğu ile birlikte yaralanmışlar. Eşi evi terk etmiş ve Ayesha da kuzeninin yanına gitmiştir. Fakat kuzeni kocasının bu hareketten dolayı sinirleneceğini, evine dönmesi gerektiğini söyleyerek ona yardım etmesinin de yanlış olacağını dile getirmiş. Böylelikle kadın sığınma evini aramış ve bizden yardım istemektedir. Müracaatçı kuruma geldiği vakit sosyal hizmet uzmanı olarak ilk yapmamız gereken uygulama güven ve ortaklık ilişkisi kurmak olmalıdır. Çünkü hem çocukları hem de kendisi fiziksel şiddetin yanında psikolojik şiddete de maruz kaldığı için bizim yanımızda güvende hissetmeli, sakinleştirilmeli ve uygun ortam yaratılarak durumu ve duygularını rahat ifade etmesi sağlanmalıdır. Aynı zamanda yukarıda da bahsettiğim gibi terapötik yaklaşım  ile destekleyici ve iyileştirici bir iletişim yöntemi kullanılmalıdır. Daha sonra ön değerlendirme aşamasına geçilerek yaşanılan olay, müracaatçının duyguları, çocukların durumu  uygun iletişim teknikleri ile dinlenmelidir. Bu aşamada feminist perspektifler ile de çalışılmalıdır. Ayesha ilk olarak kuzeninin yanına gider ve tepki olarak bunun yanlış olduğunu, kendisine yardım edemeyeceğini, evine ne olursa olsun geri dönmesi gerektiğini söyler. Bir diğer yandan ekonomik olarak da bağımsız olmadığını dile getirmekte. Eşi çalışıyor ve büyük ihtimalle toplumda kadın olarak çalışmanın dezavantajını hissediyor olmalı. Bu durum bize feminist perspektifte Toplumsal Cinsiyet Şema Teorisini hatırlatmalı (Teater, 2019: 110). Aynı zamanda Ayesha kültürel inançlarının  derin olduğunu bu yüzden hem kendi adına hem de eşi adına bu yaptığı hareketin kara leke bırakacağına inanır. Buradan da çıkarım yapılacak nokta feminist perspektifteki bir başka teori olan Kültürel İlişkisel Model olmalı (Teater, 2019: 111). Kullandığımız teoriler ile ön değerlendirme aşamasında çıkarımları edindikten ve fark ettikten sonra teoriyi pratiğe dökecek olursak feminist metotlardan olan  semptomların ortadan kaldırılması ile başlayabiliriz (Teater , 2019: 112). Semptom dediğimiz kavram aslında olan durum karşısında müracaatçımızın düşünceleri diyebiliriz. Yani bu kara leke olacağını hissedip huzursuzluğa kapılan  Ayesha’da o değiştirmeye çalışacağımız ilk düşünce kültürel kalıplar olmalı. Yani bir kadın şiddete uğruyor ise kendini o ev içerisinde mutsuz hissediyorsa aynı zamanda her yönden şiddete maruz kalıyorsa ( ekonomik şiddet, duygusal şiddet vs ) her şeyi bir kenara bırakalım eşi ile anlaşamıyorsa boşanmak veya kendi yaşamı hakkında söz sahibi olmak istemek hiçbir zaman kara leke olarak algılanmamalıdır. ‘ Kadın çalışamaz çünkü evde kalıp çocuğa bakmalı, kadın evde kalmalı erkek ise eve ekmek getirmeli, erkektir sinirlenir, bağırır, çağırır ne olursa olsun kadının yanı kocasının yanı ‘ gibi bu tür kültürel kalıp yargılardan uzaklaşmak ve müracaatçımız ile çalışırken bunların derinine inerek aynı zamanda farkındalık yaratarak konuşulmalı, düşünce olarak değişim yaratılmalıdır. Bir diğer metot çalışma benlik saygısıyla alakalı olmalıdır ( Teater, 2019: 112).  Ayesha’ nın ekonomik olarak endişesi var bu özverisinden de endişe duyduğunu gösterir. Bu algıyı yıkmak gerekir. Kadının kendi yaşam alanının olacağı, kadının  yaşamını yönlendirme hakkı olduğunu, onun da ekonomik olarak istediği zaman gayet güçlü olabileceğini, aynı zamanda her insanın eşit hak ve özgürlükleri olduğunu anlatmak gibi bilgiler temelinde verilmelidir. Burada sosyal hizmet uzmanının en önemli rolü danışmanlık ve savunuculuktur diye düşünüyorum. Bir diğer metot yaklaşımı ise kişilerarası ilişkilerin kalitesidir ( Teater, 2019: 112).  Ayesha’nın çevresindeki bireyler ile iletişim halindeki durumu derin bir inceleme gerektirir. Buradaki temel amacımız zaten sosyal çevreye bakarak kişinin diğer insanlarla olan iletişimlerini incelemek olmalı. Güç ilişkisine bakmanın en kolay yolu iletişimde kullanılan dildir de aynı zamanda. Kullanılan dil kadını psikolojik şiddet döngüsüne de sokar. Böylelikle kullanılan dilin, iletişim şeklinin farkına vardırılarak hem bu iletişim şeklinin kadında yaratacağı etkilerin ortadan kalkması sağlanacak hem de sosyal çevrede destek ağı diye bahsedilen yanlış şema düzeltilerek yeni destek ağları ile olumlu ilişkiler içeren sosyal çevre olarak yenileme sağlanacaktır. Burada Ayesha ile benzer durumlarda olan müracaatçılar ile grup çalışmaları yaparak örgütlenme sağlanmalı. Aynı zamanda deneyimlerin paylaşılması ve dayanışma  hem özgüven getirir hem güçlenme sağlar hem de birlik sağlayacaktır. Farklılığa dikkat etmek de bir diğer metot (Teater, 2019: 112). Burada ise en önemli nokta kadının kadına karşı davranış şekli aslında en olumsuzu. Çünkü vakamızda verilmemiş fakat kuzeninin de kadın olduğunu varsayar isek kadın çoğu zaman içselleştirdiği olumsuz duygu ve düşünceleri diğer bir kadına aktaran  rolünde olduğunu da görebiliriz çoğu zaman. ‘Evine dönmelisin, çevre ne der sonra, kocandır eğ başını gibi hatta normal hayatta da kadın kilo aldığı zaman zayıflamalısın yoksa erkekler bakmaz, yaşı geç henüz evlenmemiş kadına evde kaldın, gece vakti dışarı çıkılmaz, giyimine bak ben olsam bunu giymezdim’  gibi kadının kadını eleştirdiği, etkilediği birçok  durum çıkıyor ortaya. Hangi cinsten olursa olsun, hangi kültürden olursa olsun kültürel çeşitliliğe farklı renklere ve farklı yaşamlara saygı duyulmalıdır. Ancak o zaman saygı duyulacak insanlar oluruz. Burada sosyal hizmet uzmanı olarak bizim de görüşlerimiz önem taşır. Farklılığın normal olduğunu ve saygı duyduğumuzu kendi kalıp yargılarımızı eleştirerek müracaatçı ile çalışırken kendimizin de farkına varmak, var ise ilk değişimi kendimizde yaratmak ve tabiî ki bizim de farklılığa saygı duyduğumuzu  tam anlamıyla göstermemiz gerekecektir. Bir diğer ve önemli olan politik farkındalık ve sosyal eylem metodu ( Teater, 2019: 112). Az önce de bahsettiğim gibi aslında kadını en büyük eleştiren kadın oluyor hep bunun farkında olmamız ve artık bunun üzerine düşünerek değiştirmemiz gerekiyor bu tavrımızı. Bu değişim ile farkına varmamız gereken en önemli şey de kadının yanındaki kadın, mücadeledeki en büyük destektir. Müracaatçımız Ayesha’nın sosyal destek ağı genişletilmeli, deneyimli aynı olayları yaşamış birçok kadın ile bir araya getirilerek grup çalışmaları yapılmalıdır. Derste de gördüğümüz gibi 2.dalga feminizm  ile ortaya atılan kişisel olan politiktir daha sonrasında da özel alan politiktir şeklindeki çarpıcı görüşlerin bize sunduğu mesajlar vardır. En önemlisi tabiî ki politikanın ve baskının evde, iş yerinde, kişisel ilişkilerde her yerde olduğudur. Maruz kaldığımız baskı, ayrımcılık, özel alan/kamusal alan ayrımı, cam  tavan- cam duvar, görünmeyen emek, karşılıksız emek gibi birçok noktada politika vardır, iktidar ilişkileri vardır bu unutulmamalıdır. Ortadaki güç ilişkileri, gücü elde etme çabası , toplumsal cinsiyet rolleri ve ataerkil yapı  kadında birçok dezavantaj yaratmaktadır. Kadınların ortak sorunları ve ortak mücadeleleri vardır. Bu durumda kadının kadınla buluşturulması, deneyimlerin birbirlerine aktarımları, birlikte mücadele etme ruhu  kazandırmak, aynı zamanda sosyal hizmet uzmanları dahil savunuculuk rollerinin her kadın tarafından tüm kadınlar için kazanılması değişimin ve başarının en büyük adımı olacaktır. Politik olanın farkındalığı işte bu yüzden önemlidir. Değişim mücadeleden gelir. Mücadele ise başarı getirir. Tüm bu uygulama ve planlama aşamasında yukarıda da bahsettiğim Dominelli’nin bakım-koruma ilkesini unutmamalıyız ( Akt: Buz, 2009: 56-57 ). Müracaatçı güçlendirilerek kendi yaşamında mücadele etme hakkı tanırken ona sosyal hizmet uzmanı olarak da her zaman danışmanlık ve savunuculuk rolünü unutmadan müracaatçı ile birlikte mücadele etmelidir.

    Aynı zamanda metotların yanında uygulamada teorileri de kullanmak gerekir. Metotlarda da bahsettiğim gibi toplumsal cinsiyet rol analizleri yaparak toplumsal cinsiyet rol müdahaleleri geliştirmek ( Teater, 2019: 113). Bu teoride önemli nokta müracaatçımızın  üstlendiği ve içselleştirdiği rolleri fark etmek bu durumlara göre de müdahale yöntemleri ve planlamaları yapmak kadını da öğrenilmiş çaresizlikten kurtarmak tabiî ki. Bu aşamada sosyal hizmet  yaklaşımlarından olan sistem kuramı, sosyal inşacılık yaklaşımı ve ekosistem perspektifleri bize destek olacak yöntemlerdir. Aynı zamanda yine metotlarda bahsettiğim gibi güç analizi ve müdahale teorisi destek alınarak müracaatçımızın maruz kaldığı güç ve iktidar ilişkilerine bakmak gerekir (Teater, 2019: 114). Bu noktada iktidar ilişkileri ile ve toplumsal yapının da getirisi olan güçlü durumda olan erkeklerin kadınlar üzerindeki baskısını kaldırmak, kadının güçlenmesine destek olmak. Bu müdahale yöntemlerinde sosyal hizmet uygulamasında kullanılan yaklaşımlar kullanılmalıdır. Güçlendirme ve güçler perspektifi, baskı karşıtı uygulama ve krize müdahale gibi yaklaşımlar destekleyici yöntemler olacaktır. Özellikle güçlendirme perspektifi ile kişinin güçlü yönlerini ortaya çıkarmak gerek. Kuram dersinde de gördüğümden yola çıkarak insancıl yaklaşımda da söylendiği gibi her bireyin gizli cevheri vardır ve bunu ortaya çıkarmak gerekir. Güçler perspektifi ile de olan özelliklerin daha da geliştirilmesi gerektiğine dayanan bir perspektif aslında. Güçlendirme ve güçler perspektifi  ile birçok özellik keşfedebilir kurslara, ilgili alanlara yönlendirme ve uygun ortam yaratma  sağlanabilir müracaatçımıza. Yine çokça üzerinde durduğumuz kedine güven teorisi (Teater, 2019: 114).  Müracaatçımız kendi yaşamının iplerini eline almalı. Sosyal hizmet uzmanı bu evrede danışmanlık yaparak uygun ortamlar da müdahale yöntemleri geliştirir. Müracaatçımızın yeni bir hayat  kurması, ekonomik özgürlüğünü kazanması için sistemler arası işbirliği ve ekip işbirliği ile güçlendirme sağlanmalıdır. En sonuncu ve bence en değerli olan teori yeniden çerçeveleme ve yeniden etiketleme (Teater, 2019: 114). Çünkü Ayesha’da da gördüğümüz gibi suçluluk ve olumsuz düşünceler hayatını etkileyecektir. Toplum tarafından yapılan etiketlemeler, aile tarafından olumsuz bakış açıları kadınların yaşamlarını korku ile geçmesine sebebiyet verir. Bu teoride de belki ortaya çıkacak sonuç kadının bu tür etiketlemeler ve genellemeleri kabullenmesi nedeni ile eşini affederek belli bir şiddet döngüsüne girer. Çünkü etiketlendiği her davaranıştan ve  etiketlenmekten korkmak ilk başta değişimi yavaşlatır ve hatta bizi tüm uygulamalarımızda geri götürür. Bundan dolayı  müracaatçımızı ekip iş birliği ile psikolojik destek almasını sağlamak, farkındalık yaratarak içinde bulunduğu durumların aslında yeniden bir çerçeveleme yaparak yeni kavramlar kullanarak ona güçlendirici, destekleyici ve üçüncü temel ilkelerden olan özgürleştirici yöntemler kullanmak. Farkındalık gerçekliğin de gösterilmesidir. Onun bu durumda olma sebebinin ne olduğu, aslında böyle mutlu olmadığı, kendi yaşamının olmadığı ve böyle devam etmesi halinde daha çok yıpranacağı gibi gerçeklikler farkına vardırmak. Bunun için de uygun ortam yaratacak olan sosyal hizmet uzmanı olarak biziz. Unutmamalı ki toplumda ‘ normalleştirme’ ve ‘öğrenilmiş çaresizlik’ yaygın bir durum.

    Tüm bu metot ve teoriler ile müracaatçımız Ayesha ile planlamalar yapılmalı. Unutmamalıyız ki kişinin kendi yaşamını yönlendirme hakkı vardır. Eğer biz de sosyal hizmet uzmanı olarak bunun farkına varmadan müracaatçıyı yönlendirir isek bizim de baskıdan ve güç kullanmaktan başka yaptığımız bir şey olmamış olacak. Sosyal hizmet uzmanı bu yüzden ilk önce kendini sorgulamalı ve bunun farkına varmalıdır. Planlama yaparken tüm bu saydığımız metot ve teorilerden yararlanmalı, uygulama yaparken aynı zamanda izleme ve değerlendirmeler yapmayı da unutmamalı. Bir de önemli nokta tabiî ki çocuklarla yapılacak çalışmalardır. Kadın sığınma evinde çalışan bir sosyal hizmet uzmanı olarak müracaatçımızın çocukları ile de çalışma ortaya koymalı, uygun kurumlar ile işbirliği gerçekleştirilerek, ekip işbirliği de yaparak çocukların yararı da göz önüne alınmalıdır.

    Bir sosyal hizmet uzmanı olarak feminist yaklaşımları yöntemleri benimserken eşitlikçi yaklaşım sergilediğimizi ortaya koymalıyız. Toplumsallaşma sürecinde ve toplumsal kurumlarda yeniden üretilen iktidar ilişkileri ve ataerkil yapıyı da fark etmek gerekir. Değişim yaratmaktır feminizm. Eisenstein’ e göre feminizm erkekliğin üstünlüğünü ortadan  kaldırmak veya sona erdirmek değildir sadece aynı zamanda feminizm baskınlık ideolojisine de nokta koymaktır ( Akt: Buz, 2009 : 54 ). Bir de kuram dersinden hep hatırladığım ‘ çukur metaforu ‘. Sosyal hizmet uzmanı çukura düşen müracaatçıyı çukurdan çıkarandır. Aynı zamanda çukura tekrar düşmemesi için o çukuru da kapatandır. Sosyal hizmet  uzman ı bireysel çalışmalar yaparak çukurun  kapanmasını sağlarken önümüze çıkacak çukurları da toplumda değişim yaparak engelleyendir. Toplumsal istikrar bence toplumsal değişim sağlanır ise gerçekleşecektir.

     

    SOSYAL HİZMET ÖĞRENCİSİ HİLAL BULUT

    Kaynakça

    1. Buz S. (2009). Feminist Sosyal Hizmet Uygulaması, Toplum ve Sosyal Hizmet 20/1: 53-65.
    2. Teater B. (2019). Sosyal Hizmet Kuram ve Yöntemleri: Uygulama İçin Bir Giriş, Çev: Çoban   Ankara: Nika Yayınevi, s.105-122.
  • SOSYAL HİZMET YAKLAŞIMIYLA SURİYELİ GÖÇÜ

     

    SOSYAL HİZMET YAKLAŞIMIYLA SURİYELİ GÖÇÜ

    Öncelikle mülteci – göçmen arasındaki farkı açıklamak gerekmektedir. Türkiye de ki hukuk sisteminden kaynaklanan bazı karmaşıklıklar vardır. Uluslararası hukukta;

    Mülteci Kime Denir?

    Uluslararası hukukta “mülteci” kavramı, vatandaşı olduğu ülke dışında olan ve “ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesi nedeniyle zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu” için vatandaşı olduğu ülkeye dönemeyen veya dönmek istemeyen kişileri ifade etmektedir (Vardar, 2015).[1]

    Göçmen Kime Denir?

    Göçmen; hem maddi ve sosyal durumlarını iyileştirmek hem de kendileri veya ailelerinin gelecekten beklentilerini arttırmak için başka bir ülkeye veya bölgeye göç eden kişi ve aile fertlerini kapsamaktadır. Esas olarak, ‘’ülkesinden zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için değil, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle ayrılan kişiler’ ’olarak tanımlanabilir. Göçmenler, vatandaşı oldukları ülkelerin korumasından yararlanmaya devam ederlerken, daha iyi bir yaşam standardına kavuşabilmek için, kendi istekleri ile bu yolculuğa çıkarlar. (Vardar, 2015)

    Peki Türkiye de kafa karışıklığının sebebi nedir?

    Türkiye Cenevre sözleşmesini onayladı ancak Cenevre sözleşmesi ile düzenlenen coğrafi sınırlama ilkesini sürdürmeyi seçmiştir. Bu sebeple Türkiye Avrupa dışından gelenleri mülteci olarak kabul etmiyor.

    Avrupa dışından gelenlerin üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mülteci statüsünde geçici olarak Türkiye’de kalmasına izin veriliyor. Türkiye’de mültecilerin yasal statüleri ‘’Geçici koruma ‘’ statüsüdür.

    Ancak “Uluslararası Af Örgütü, tüm Suriyelilerin prima facie (varışta mülteci) olarak uluslararası hukuk uyarınca mülteci korumasına hakları olduğu görüşündedir ve dolayısıyla Türkiye’de bulunan Suriyelileri, Türkiye hukukundaki statülerine bakmaksızın, mülteci olarak adlandırmaktadır.” (Vardar, 2015)[2]

     

    Değineceğimiz başka bir konu da mülteci hakları. Bu konuda mültecilerin haklarının nasıl korunacağı ve hangi durumlarda ihlal edildiğini saptamak gerekmektedir ki sosyal hizmetin nerelerde nasıl rol oynayacağını anlayabilelim.  Bu konu hakkında değineceğimiz alt başlık ve sorular şunlardır;

     

    Mültecilerin hakları nelerdir?

    Öncelikle, her mülteci güvenli sığınma hakkına sahiptir.

    Fakat Uluslararası koruma, fiziksel güvenlikten fazlasını içerir. Mültecilere, en azından, ülkede yasal olarak ikamet eden diğer yabancılara sağlananlarla eşit haklar ve yardım, her bireyin sahip olması gereken temel ihtiyaçlar dahil olmak üzere, verilmelidir. Böylece, mülteciler düşünce ve dolaşım özgürlüğü, işkenceye ve onur kırıcı muameleye tabi olmama gibi temel medeni haklardan yararlanırlar. Benzer biçimde, sosyal ve ekonomik haklar, diğer bireylere olduğu gibi mültecilere de tanınır. Her mülteci sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeli, her yetişkin mülteci çalışma hakkına sahip olmalı” ve hiçbir mülteci çocuk okula gitmekten alıkonulmamalıdır.

    1951 Sözleşmesine göre mültecinin, ayırıma tabi tutulmaksızın (madde 3), vatandaşı olduğu ülkeye uygulanan istisnai tedbirlerden muaf olarak (madde 8) şu hakları vardır: Din özgürlüğü (madde 4), medeni haklardan yararlanma özgürlüğü (madde 12), menkul ve gayrimenkul edinme hakkı (madde 13), fikri ve sınai mülkiyet hakkı (madde 14), dernek hakları (madde 15), mahkemelerde taraf olma hakkı (madde 16), çalışma hakkı (madde 17), tarım, sanayi, sanat ve ticaret sahalarında iş yeri açmak ve şirket kurma hakkı (madde 18), ihtisas mesleğini icra etmek hakkı (madde 19), vesika (karne) hakkı (madde 20), mesken edinme hakkı (madde 21), eğitim hakkı (madde 22), sosyal yardım hakkı (madde 23), sosyal sigorta ve çalışma mevzuatından yararlanma hakkı (madde 24).  Belli durumlarda, örneğin büyük ölçekli mülteci akınlarında, devletler dolaşım ve çalışma özgürlüğü ve tüm çocukların düzgün biçimde okula yerleştirilmesi gibi bazı hakları kısıtlama söz konusu olabilir. Bu tür kısıtlamalarda uluslararası toplumun desteği şarttır. Bu nedenle, sığınma kabul eden devlet veya diğer kuruluşlardan başka kaynak bulunmadığı durumlarda BMMYK, kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan mülteciler ve diğer ilgili kişilere yardım sağlar. Bu yardım mali destek; gıda, hijyen veya barınma gibi ihtiyaçlara yönelik olabileceği gibi, bir kampta veya topluluk halinde yaşayan mülteciler için okul hastane yapılması gibi programlar şeklinde de olabilir. (Efe & Ulusoy, 2013)[3]

    Sığınmacılar hapsedilebilir mi?

    Hapis yalnızca kısa süreli, kesinlikle gerekli olması ve diğer seçenekler denendikten sonra uygulanması halinde kabul edilebilir. Kimliğin doğruluğunun araştırılması, sığınma talebinin dayanaklarının incelenmesi, kamu düzeninin korunması veya mültecilerin belgeleri yok etmeleri veya sahte belgeler kullanmaları kabul edilebilir amaçlar arasında yer almaktadır. Hapsedilen mültecilere hakları bildirilmelidir ki bu haklara, hapsedilmelerine itiraz etmek hakkı da dahildir. Sığınmacıların avukat ile görüşme hakları vardır ve bu görüşme için gerekli önlemler (tercüman, görüşme odası vb.) yetkililer tarafından temin edilmelidir. (Efe & Ulusoy, 2013)

    Bilindiği üzere Suriye’den gelen mülteciler ülkemizde insanların kafasında çeşitli sorular ortaya çıkarmıştı. Suriyeliler iş yeri açabilir mi? vergi öder mi? eğitim hakları nelerdir? Suç işlediklerinde ne olur? vb. Bu soruların bazılarına yukarıda yanıt verdik.

    Normal şartlar altında da dezavantajlı grup içerisinde bulunan kadınların bu durumdan nasıl etkilendikleri, hak ihlalleri gibi konularına değineceğimiz ayrı bir başlık da açmak istedim

     

    Kadın mültecilerin sorunları nelerdir?

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre tüm dünyadaki mülteci nüfusunun %80’ini kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır. Sadece bu oran dahi bölgesel çatışma, iç savaş ve benzeri durumlarda öncelikle kadın ve çocukların mağdur olduğunu gözler önüne sermektedir. Ancak kadınların ülkelerinde başlayan sorunları ne yazık ki bir güvenli ülke arayışına çıktıkları yolculuklar boyunca da sürmektedir.

    Mülteci kadınların, tüm sığınma süreci boyunca cinsiyete dayalı ayrımcılığa ve şiddete maruz kaldıkları bilinen bir gerçektir. Mülteci kadınlar;

    * kaçışları öncesi ve esnasında fiziksel ve cinsel saldırı ve istismara;

    * sığınma ülkesinde fiziksel ve cinsel saldırı ve istismara;

    * eşlerinin istismarı ve terk etmesine;

    * silahlı çatışmaya ve zorla askere alınmaya;

    * cinsel sömürüye ve fahişeliğe zorlanmaya;

    * kişi olarak tanınmamaya ve belge eksikliğine

    * geri dönüşlerinden sonra fiziksel ve cinsel saldırı ve istismara maruz kalabilirler.

    Sığınma öncesi, sığınma arama sırasında ve sığınma ülkesinde cinsiyete dayalı şiddete maruz kalan mülteci kadınlar özel korumaya, en azından sığınma ülkesinde mevcut haklardan eşit bir biçimde yararlanmaya ihtiyaç duyarlar. İşte burada sosyal hizmet etkin rol oynamaktadır.

    Şöyle ki sosyal hizmet müracaatçı kişi ve gruplarını ulaşamayacakları ya da farkında olmadıkları kaynaklarla buluşturup. Self determinasyonlarını (kendi potansiyelini fark etme) sağlamak, mesleğin başlıca ilkelerindendir. Bu konuda BM’nin bünyesinde UNHCH (Birleşmiş milletler mülteci örgütü) kurumunun sağladığı bazı imkanlar vardır. Bu imkanlarla mülteci kadınlara verilebilecek destekler şunlardır.

    • Güvenliklerinin nasıl iyileştirilebileceği konusunda kadınlarla konuşmak, kendi güvenliklerini etkileyen konularda kararlara dahil etmek;

     

    • Kadın mültecilerden bilgi temin edilmeye çalışırken kadın personeli görevlendirmek;
    • Mülteci kadınların uygun belgelere sahip olmalarını ve yardım verilmesine yönelik değerlendirmede kullanılan kayıt sürecine katılımlarını temin etmek.
    • Kadınların rol ve sorumluluklarını genişletmek ve katılımlarını sağlamak;
    • Kadın komitelerinin oluşturulmasını teşvik etmek;
    • Gıda dağıtımındaki sorunları tespit etmek amacıyla kadın ve çocukların beslenme durumunu gözlemlemek;
    • Kendileri için uygun olan ve kadınların, üreme sağlığı da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerine eşit şekilde erişimini sağlayan sağlık programlarının tasarımına mülteci kadınları da dahil etmek;
    • Kadın mültecilerin sağlık görevlisi olarak işe alınmalarına ve eğitilmelerine yönelik programlar geliştirmek;
    • İşkence, tecavüz ve fiziksel ve cinsel istismarın diğer türlerinin mağdurları basta olmak üzere, mülteci kadınlar için danışmanlık ve akıl sağlığı hizmetleri kurmak;
    • Mülteci kız çocukların, ilköğretim konusunda erkek çocuklarla eşit imkanlara sahip olmalarını temin etmek
    • Şiddete özellikle açık kişiler ve grupları belirlemek, -örneğin, sakat aile üyeleri olan yalnız kadın aile reisleri vs.- ve özel koruma ve yardım sorunlarına hitap edecek uygun stratejiler geliştirmek;
    • Ekonomik açıdan kendi kendine yeterli olmayı arttıracak programlara eşit erişim sağlamak;(UNHCR, 2017)[4]

    Tüm bu haklardan bahsettikten sonra Türkiye de durum nedir? Sosyal hizmet mesleğinin görev ve sorumlulukları nelerdir ? , Suriyeli mültecilerin ülkeye sağladığı fayda ve zararlar nelerdir ? sorunlarına yanıt vererek devam edeceğiz

    Kasım 2014 itibarıyla Türkiye’de resmi rakamlara göre 1.6, resmi olmayan rakamlara göre 2 milyon civarında Suriyeli göçmen yaşamaktadır. Suriyelilerin %85’i kamp dışında yaşamaktadır. Gelen göçlerin sonuçlarını madde madde inceleyelim.

    • Kamplardan hastanelere 500.000’in üzerinde hasta sevk edilmiştir.
    • Türkiye’de ameliyat edilen hasta sayısı 200.000’i aşmıştır.
    • Türkiye Nisan 2011-Kasım 2014 döneminde göçmenler için 4.5 milyar dolar harcama yapmıştır.
    • Resmi verilere göre Birleşmiş Milletler ve Avrupa ülkelerinden gelen yardım miktarı 246 milyon dolar civarındadır(Orhan & Senyücel, 2015)[5]

    Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye toplumsal etkileri:

    • Dil, kültür ve yaşam tarzı farklıkları toplumsal uyumu güçleştirmektedir.
    • Yerel halk arasında çok eşlilik yaygınlaşmakta, buna bağlı olarak boşanma oranları artmaktadır.
    • Çocuk işçiler yaygınlaşmaktadır.
    • Etnik ve mezhepsel kutuplaşmayı tetikleyebilecek zemin oluşmaktadır.
    • Suriyelilerin yaşam koşullarının zorluğu ve eğitim imkânından faydalanmıyor olması uzun vadede suç oranlarındaki artış da dâhil bazı sosyal sorunlara uygun zemin hazırlamaktadır. Buna rağmen Aralık 2014 itibarıyla kayda değer bir asayiş sorunun yaşanmaması önemlidir.

     

    • Sancılı da olsa Suriyelilerin Türk toplumuna ‘’entegrasyon’’ süreci başlamıştır. 35.000’in üzerinde Suriyeli Türkiye’de doğmuştur. Suriyelilerle evlilik konusu bir taraftan tepkiye neden olurken diğer taraftan iki toplumun kaynaşmasına vesile olmaktadır. Çok sayıda yatırımcı ve küçük işletmeci sermayelerini, işlerini Türkiye’ye taşımıştır. Suriyelilerin önemli bir bölümünü çocuk ve genç yaştakiler oluşturmaktadır. Bu kesim Türkiye’de büyümektedir. Bunların çoğunluğu eğitim alamasa da yaşam içinde Türkçeyi öğrenmeye başlamıştır.(Orhan & Senyücel, 2015)

    Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye ekonomik etkileri:

    Suriyelilerin ekonomik alandaki etkilerine genel olarak bakıldığında risk ve fırsatların iç içe geçtiği bir tablo söz konusudur.

    • Kiralarda artış gözlenmektedir ve kiralık ev bulmak giderek zorlaşmaktadır.
    • Sınır illerinde enflasyon artışı ortaya çıkmıştır.
    • Özellikle küçük işletmelerde kaçak işçi çalıştırma yaygınlaşmaktadır.
    • Kaçak Suriyeli çalıştıran ve çalıştırmayan firmalar arasında haksız rekabet ortaya çıkmaktadır.(Orhan & Senyücel, 2015)[6]

    Yerel halk iş fırsatlarının ellerinden alındığına inanmaktadır. Ancak iş dünyası açısından bakıldığında bu iddianın karşılığının olmadığı görülmektedir. Normal şartlarda işini   kaybedecek kişiler de Suriyeliler nedeni ile işsiz kaldığını düşünmektedir. Ayrıca sığınmacılar genelde yerel halkın çalışmayı tercih etmediği alanlarda istihdam edilmektedir. Böylece vasıfsız işgücü gerektiren iş kollarında işgücü açığı kapanmaktadır.

    • Suriyelilerin sınır illerinde işgücü açığını kapatması bölgedeki yatırım ortamına olumlu katkı sunmaktadır.
    • Ücret düzeyinde önemli düşme gözlenmektedir.
    • Suriye’deki ve Türkiye’deki Suriyelilere sağlanan insani yardım malzemelerinin ve hizmetlerin yerel firmalardan temin edilmesi, özellikle gıda ve tekstil firmaları için bir fırsat oluşturmaktadır.

    Güvenlik riskleri:

    • En ciddi güvenlik riski yerel halk arasında var olan tepkinin bir provokasyon neticesinde şiddet içeren kitlesel tepkiye dönüşmesi ihtimalidir.
    • Sınıra yakın yerleşim alanlarında yaşayan yerel nüfusun en büyük kaygılardan biri kendilerini terör saldırılarına açık hissetmeleridir. (Orhan & Senyücel, 2015)

    Bu başlıklar altında Suriyeli mülteciler hakkında bilinen yanlış yargılara da açıklık getirmiş bulunulmaktadır. Peki sosyal hizmet mesleğinin inceleme alanı içerisinde tüm bu haklar sorunlar ve riskler dahilinde neler yapılabilir?

    Sosyal hizmet mesleki disiplini içerisinde çözüm ve öneriler

    Sosyal hizmet bakım, koruma ve danışmanlık sağlayarak, insanların yaşamlarında karşılaştıkları güçlüklerin üstesinden gelmelerine yardım etmeyi amaçlayan mesleki faaliyetler bütünüdür. Sığınmacılık konusuna ilişkin sosyal hizmet müdahalesi geneli bir uygulamaya dayandırılmalıdır. Var olan durumlar, bütün yönleriyle ele alınmalı, bütüncül bir bakış açısı, problem çözme sürecine yansıtılmalıdır; çünkü mültecilik konusunda yaşanan bütün süreçlerin birbiriyle bağlantısı bulunmakta, bir aşama diğerini etkilemektedir. Sığınma deneyimi, insanlar için farklı tepkilerin gösterildiği bir süreçtir. Kişilerin bu deneyimine tepki, çok sevdiği bir insanı kaybeden bir kişinin hissettikleri ile bir benzerlik göstermektedir. Bu hisler; 1.şok, reddetme, inanmama, 2. Saldırganlık; 3. Kızgınlık; 4.Depresyon 5. İlginin kaybı, intihar girişimi, uyuşukluk; 6. Pazarlık; 7. Kabullenme; 8. Çözüm üretme 9. Rehabilitasyon bu sürecin en az hasarla atlatılabilmesi için Sosyal hizmetin bir amacı olarak güçlendirme, göçmen ve mültecilerin aile, grup ve toplumlar içindeki baş etme ve uyum yeteneklerini arttırmaya odaklanmalıdır. Diğer bir deyişle, güçlendirmenin amacı bu kişilere başkalarıyla ilişkiler yaratabilmelerinde ve güçlü hale getirme konusunda diğer sosyal hizmetler ile “bağlantı kurma” kapasitelerini arttırmalarına yardımcı olmaktır.

     

    Mülteciler için sosyal hizmetler kendi kendilerine yetebilme, karşılaştıkları acil sorunları çözebilme ve aynı zamanda da emniyet duygusu inşa edebilme becerilerini geliştirmeye odaklanır.

    Peki sosyal çalışmacı sahada ne gibi süreçlerde rol oynar?

    • Danışmanlık: Mültecilere ihtiyaç duydukları her konuda danışmanlık verilmektedir.
    • Savunuculuk: Gerektiğinde mültecilerin haklarını savunabilmektedir.
    • Bilgi verme: Mülteciye ihtiyaç duyduğu her konuda bilgi verebilmekte ve yönlendirebilmektedir.
    • Kaynaklarla buluşturma: Müracaatçıları toplumdaki kaynaklarla buluşturma anlamında çalışmalar yapabilmektedir.
    • Güçlendirme: Mültecileri içinde bulundukları tüm güçlüklere karşı koymaları yönünde çalışmalar yapabilmektedir. Müracaatçıları güçlendirirken SHU “güç” kaynaklarına başvurma gereksinimi duyabilir: (1) Para, iş, barınak, sağlık bakımı ve eğitim gibi kaynaklara nereden ulaşılabileceği ile ilgili ve onlara nasıl güvenli olarak ulaşılacağı konusunda bilgi sahibi olma ya da haberdar olma (2) Ülkedeki sorun çözme yetenekleri kadar sivil, politik ve yasal sistemler hakkında bilgi, (3) Sosyal sistemler ya da örgütlerle başa çıkmada etkili olan tutum ve davranışlar seti ya da kişisel beceriler ve (4) Müracaatçıların etnik toplumunun içinde ve dışında yer alan, arkadaş ya da tanıdıklar gibi iletişim ağları inşa etmelerinde katkısı olacak destek sistemlerini bilmek
    • Toplumla bütünleştirme: Toplumların mültecilere yönelik ön yargıları nedeniyle mülteciler çok zorluk yaşamaktadırlar. Bu anlamda mültecileri ve toplumu bütünleştirme çalışmaları yapabilmektedirler. Ayrıca toplumu da bu konuda bilgilendirmektedirler

    Bu süreçler potansiyellerini fark ettirip kendi kendilerine yetebilmelerini sağlar. Kimi gruplar için kalıcı çözümler olmayabilir bu sebeple aslına bakılacak olursa Suriyeli göçmenler için 3 temel kalıcı çözüm vardır.

    Gönüllü olarak vatanlarına dönme: en çok tercih edilen çözümdür. Fakat gerçekleşmesi zor bir çözümdür. Temelde kişilerin ülkelerindeki yaşam koşulları iyi olduğunda, ülkelerini terk etmeyecekleri varsayımından hareket edilir. Ülkedeki baskı yaratan koşulların kalkması ile insanların ülkelerine dönecekleri düşünülmektedir. Fakat ülkelerinin koşullarının değişmesi için kökten değişiklikler gerekir, bu da çoğu zaman çok zordur.

    Yerel Yerleşim: Gönüllü geri dönüşüm mümkün olmadığında en çok başvurulan çözümdür. Mültecileri, ikamet ettikleri ülkede kendi kendilerine yetebilecek hale getirecek düzenlemelerdir.

    Üçüncü ülkeye yerleştirme: Yerel bütünleşme mümkün değilse, diğer bir ülkeye yerleştirme söz konusudur. Bu mültecilere gerekli danışmanlık ve ön hazırlama hizmetleri verilmelidir.

    Bu araştırmada Suriyeli mültecilerin haklarından, dezavantajlı bir grup olan kadınların mülteci statüsünde yaşadıkları problemlerden ve çözümlerinden, Türkiye’de Suriyeli mültecilere karşı gelişen bazı yargıların araştırmalarından ve son olarak da Suriyeli göçmenler konusuna sosyal hizmet bakış açısıyla yaklaşımın nasıl olduğu açıklanmıştır.

     

    HÜMEYRA ÖZTEKİN

    SOSYAL HİZMET ÖĞRENCİSİ

    Kaynakça

    Efe, S., & Ulusoy, O. (2013). 117 Soruda Mülteci Hakları. Ankara: İnsan Hakları Gündemi Derneği.

    Orhan, O., & Senyücel, S. (2015). Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri. ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ. TESEV.

    UNHCR. (2017). Tüm Mültecilerin Yaşadığı Koruma Sorunları Kadınlar Tarafından da Paylaşılır.

    Vardar, N. (2015, Eylül). Mülteci, Göçmen, Sığınmacı Arasındaki Farklar? Bağımsız İletişim Ağı: https://www.bianet.org/bianet/toplum/167434-multeci-gocmen-siginmaci-arasindaki-farklar adresinden alındı

     

     

     

     

     

     

     

    [1] Vardar, N. (2015, Eylül). Mülteci, Göçmen, Sığınmacı Arasındaki Farklar? Bağımsız İletişim Ağı: https://www.bianet.org/bianet/toplum/167434-multeci-gocmen-siginmaci-arasindaki-farklar adresinden alındı

     

     

    [2] Vardar, N. (2015, Eylül). Mülteci, Göçmen, Sığınmacı Arasındaki Farklar? Bağımsız İletişim Ağı: https://www.bianet.org/bianet/toplum/167434-multeci-gocmen-siginmaci-arasindaki-farklar adresinden alındı

     

    [3] Efe, S., & Ulusoy, O. (2013). 117 Soruda Mülteci Hakları. Ankara: İnsan Hakları Gündemi Derneği.

     

    [4] UNHCR. (2017). Tüm Mültecilerin Yaşadığı Koruma Sorunları Kadınlar Tarafından da Paylaşılır.

     

    [5] Orhan, O., & Senyücel, S. (2015). Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri. ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ. TESEV.

     

    [6] Orhan, O., & Senyücel, S. (2015). Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri. ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ. TESEV.

     

  • FEMİNİST SOSYAL HİZMET UYGULAMASI

    FEMİNİST SOSYAL HİZMET UYGULAMASI

     

    Feminist kuramcılar geleneksel sosyal hizmet teori ve uygulamasını cinsiyetçi olarak eleştirmektedir. Feminist sosyal hizmet uygulaması feminist kuramın temel kavramları olan toplumsal cinsiyet, ataerkillik , kamusal/özel alan ayrımı gibi kavramları kullanır. Feminist sosyal hizmet bu çerçeve de  kadınların deneyimlerini başlangıç noktası olarak kabul eder. Geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri ve ataerkilliğe meydan okuma bu uygulamanın diğer bir bileşenidir. Kadınların sorunlarıyla ilişkili farkındalıklarının yükseltilmesi ve güçlendirilmesi odağı nedeniyle bu uygulama geleneksel sosyal hizmet uygulamasına yönelik alternatif bir uygulama olarak tanımlanabilir.

    Kadınların toplum içerisindeki konumları, tarihsel süreç içerisinde farklı aşamalardan geçmiştir. Kadınların sahip oldukları haklar, uluslararası ve ulusal anlamda güvene altına alınmış olsa da kadınlar hala toplumda özel alana hapsedilmeye devam etmektedir. Birçok kişi tarafından kadın üstünlüğü olarak algılanmasına rağmen , esas itibariyle feminizm; cinslerin eşitliğini vurgulayarak ataerki yapının kırılmasını hedeflemektedir. Toplumdaki karar alma mekanizmalarındaki baş aktörlerin çoğunluğunun erkekler olduğu düşünüldüğünde, toplumsal cinsiyet duyarlı politikalar ve hizmetlerin geliştirilmesi erkek yöneticiler kadar toplumdaki diğer erkeklerin  de özgürleşmesine katkıda bulunacaktır. Karar alma mekanizmalarında cinsler arasında işbirliğinin vurgulanmasını amaçlayan çalışmalar feminist sosyal hizmet uygulamaları açısından da önemli görülmektedir.

    Feminist sosyal hizmet uygulamaları dar anlamıyla bireysel olarak sadece kadın hareketlerinin, geniş anlamıyla yaşanan her türlü baskıyla mücadeleye karşıt olarak geliştirilen mikro, mezzo ve makro çabaların bir bütünü olarak değerlendirmektedir.

     

    Feminist kuramının kavramlarından bahsedecek olursak; toplumsal cinsiyet, ataerkillik, ayrı alanlar nasyonu (kamusal/özel ayrımı)’dur.

    Güç ilişkileri analizi  ve  sosyo politik  bağlam feminist sosyal hizmet uygulamasında önemli konulardır. Gücü üreten, elinde tutan baskıcı yapıların cinsiyetçi bir şekilde yapılandığının  farkında olmak  ve sorunlara yaklaşırken bu arka planı göz önünde tutmak önemli bir noktadır.

    Feminist sosyal hizmet uygulaması ´kişisel olan politiktir ilkesini uygulamanın mikro, mezzo ve makro düzeyleriyle bütünleştirerek hareket eder. Çünkü özel alandaki deneyimler olarak sunulan sorunlar aslında ataerkillikle bağlantılı, cinsiyetçi yapısal faktörler bütününden doğmaktadır. Müracaatçı gruplarıyla çalışırken feminist sosyal hizmet uzmanları feminist çalışma ilkelerini göz önünde tutarak, müracaatçının sorununun sosyo politik bağlamını kavramasına, güç analizine odaklanırlar ve feminist sosyal hizmet bu çerçevede ´uyumlandırma yerine ´güçlendirici ve daha fazla seçenek yaratıcı bir çerçeve sunmaktadır.

     

    ZİLAN HAS