Etiket: sosyal hizmet uzmanı

  • JANE ADDAMS KİMDİR?

    Jane Addams, sosyal hizmet mesleğinin öncülerinden biri olarak kabul edilen, Amerikalı bir reformist, feminist, barış aktivisti ve toplum organizatörüdür. 6 Eylül 1860’ta Illinois, Cedarville’de doğmuş ve 21 Mayıs 1935’te Chicago’da vefat etmiştir. Hayatı boyunca yoksullukla mücadele, kadın hakları, çocuk işçiliği reformu, barış hareketleri ve sosyal adalet gibi konularda çığır açan çalışmalar yapmıştır. Sosyal hizmet mesleğine katkıları, hem teorik hem de pratik düzeyde derin bir etki bırakmış ve bu alanın profesyonel bir disiplin olarak şekillenmesine öncülük etmiştir.

    Jane Addams’ın Hayatı ve Erken Dönemi

    Jane Addams, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası John Huey Addams, bir iş insanı ve Illinois eyalet senatörüydü; bu da Jane’e eğitim ve toplumsal meselelere ilgi duyma fırsatı sağladı. 1881’de Rockford Kadın Semineri’nden (bugünkü Rockford Üniversitesi) mezun oldu. Ancak, babasının ani ölümü ve kendi sağlık sorunları nedeniyle bir süre hayat amacını bulmakta zorlandı. Avrupa’ya yaptığı bir seyahat sırasında, Londra’daki Toynbee Hall’u ziyaret etti. Bu yerleşim evi (settlement house), yoksul mahallelerde yaşayanlara eğitim ve sosyal hizmetler sunuyordu. Bu deneyim, Addams’ın hayatını değiştirdi ve ona ilham verdi.

    Hull House’un Kuruluşu

    1889’da Jane Addams, arkadaşı Ellen Gates Starr ile birlikte Chicago’da Hull House’u kurdu. Hull House, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ilk yerleşim evlerinden biriydi ve yoksul göçmen topluluklarına yönelik bir destek merkezi olarak hizmet verdi. Chicago’nun endüstriyel bölgelerinde yaşayan işçiler, kadınlar ve çocuklar için eğitim programları, sağlık hizmetleri, kreşler, sanat atölyeleri ve sosyal etkinlikler sundu. Hull House, sadece bir yardım merkezi değil, aynı zamanda toplumsal sorunların araştırıldığı ve çözümler üretildiği bir laboratuvar gibi işlev gördü.

    Addams, Hull House’u bir “toplumsal deney” olarak görüyordu. Burası, farklı sınıflardan ve kültürlerden insanların bir araya gelip birbirlerinden öğrenebileceği bir yerdi. Göçmenlerin Amerikan toplumuna entegrasyonunu kolaylaştırmak için İngilizce dersleri, vatandaşlık eğitimleri ve kültürel etkinlikler düzenledi. Ayrıca, çocuk işçiliği, sağlıksız çalışma koşulları ve konut sorunları gibi konularda yerel yönetimlerle iş birliği yaparak reformlar için baskı yaptı.

     

    Sosyal Hizmet Mesleğine Katkıları

    Jane Addams’ın sosyal hizmet mesleğine katkıları, hem uygulamalı hem de teorik düzeyde değerlendirilebilir:

    Yerleşim Hareketinin Öncüsü: Hull House, sosyal hizmetin bireylerden topluluklara yönelik bir yaklaşımla ele alınabileceğini gösterdi. Addams, yardımın sadece maddi destekle sınırlı kalmaması gerektiğini, insanların kendi potansiyellerini geliştirmelerine olanak tanınması gerektiğini savundu. Bu, modern sosyal hizmetin “güçlendirme” (empowerment) ilkesinin temelini oluşturdu.

    Sosyal Reform ve Savunuculuk: Addams, sosyal hizmetin sadece bireysel sorunları çözmekle yetinmeyip, yapısal eşitsizlikleri ele alması gerektiğini vurguladı. Çocuk işçiliğine karşı yasalar çıkarılmasında, kadınların oy hakkının tanınmasında ve işçi haklarının korunmasında aktif rol oynadı. Bu savunuculuk anlayışı, sosyal hizmet uzmanlarının toplumsal değişim ajanı olarak görev yapması gerektiğini ortaya koydu.

    Eğitim ve Araştırma: Hull House, sosyal sorunların bilimsel yöntemlerle incelenmesi için bir platform sağladı. Addams ve ekibi, yoksulluk, sağlık ve konut koşullarını belgeleyen çalışmalar yaptı. Bu veriler, politikacıları ve kamuoyunu harekete geçirmek için kullanıldı. Addams’ın bu yaklaşımı, sosyal hizmette kanıta dayalı uygulamaların önemini ortaya koydu.

    Mesleğin Profesyonelleşmesi: Addams, sosyal hizmetin bir meslek olarak tanınması için çaba gösterdi. Onun çalışmaları, sosyal hizmet eğitiminin üniversitelerde bir disiplin haline gelmesine zemin hazırladı. Hull House’da çalışanlar, daha sonra sosyal hizmet uzmanı olarak kariyer yapan ilk nesillerden oldu.

     

    Barış Aktivizmi ve Nobel Ödülü

    Jane Addams, Birinci Dünya Savaşı sırasında barış hareketlerinde de öncü bir rol oynadı. 1915’te Uluslararası Kadın Barış ve Özgürlük Birliği’nin (Women’s International League for Peace and Freedom) kurulmasına öncülük etti ve bu örgütün ilk başkanı oldu. Savaş karşıtı duruşu nedeniyle eleştirilse de, barışın sosyal adaletin bir parçası olduğunu savundu. Bu çabaları, 1931’de Nobel Barış Ödülü’nü kazanmasını sağladı ve bu ödülü alan ilk Amerikalı kadın oldu.

    Eserleri ve Felsefesi

    Addams, fikirlerini yazıya döken üretken bir yazardı. En bilinen eserleri arasında Democracy and Social Ethics (1902), Twenty Years at Hull-House (1910) ve The Spirit of Youth and the City Streets (1909) yer alır. Bu kitaplarda, demokrasinin sadece siyasi bir sistem değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve eşitlik gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu savundu. Ayrıca, gençlerin ve yoksul toplulukların potansiyelini ortaya çıkarmanın önemini vurguladı.

    Sosyal Hizmet Uzmanları ve Öğrenciler İçin İlham

    Jane Addams’ın mirası, sosyal hizmet uzmanları ve öğrencileri için hâlâ büyük bir ilham kaynağıdır. Onun çalışmaları, mesleğin temel değerlerini –adalet, dayanışma, insan onuru ve toplumu güçlendirme– somutlaştırır. Addams, sosyal hizmetin bireylerle sınırlı kalmayıp, toplumu dönüştürme gücüne sahip olduğunu göstermiştir. Öğrenciler için, Addams’ın hayatı, empati, cesaret ve kararlılığın mesleki başarıyı nasıl şekillendirebileceğinin bir örneğidir.

    Sonuç olarak, Jane Addams, sosyal hizmet mesleğinin kurucularından biri olarak, yoksullukla mücadele, toplumsal reform ve barış aktivizmi alanlarında unutulmaz bir iz bırakmıştır. Hull House ile başlayan hareket, bugün dünya genelinde sosyal hizmet uygulamalarının temelini oluşturan bir model haline gelmiştir. Onun vizyonu, sosyal hizmet uzmanlarına ve öğrencilerine, mesleğin sadece bir iş değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı ve toplumsal değişim aracı olduğunu hatırlatır.

     

     

     

     

     

     

  • COCUK KORUMA ALANI TARIHSEL GELISIMI

    Dünya ve Türkiye’de Çocuk Koruma Alanının Tarihçesi

    Çocukların korunması, insanlık tarihinin her döneminde toplumların temel kaygılarından biri olmuştur. Ancak bu kaygı, sistematik bir koruma anlayışına dönüşerek kurumsal bir çerçeveye oturması için uzun bir süreç gerekmiştir. Dünya genelinde ve Türkiye’de çocuk koruma alanının tarihçesi, kültürel, dini, sosyal ve hukuki gelişmelerin bir yansıması olarak şekillenmiştir. Bu yazıda, çocuk koruma kavramının kökenlerinden günümüze uzanan yolculuğunu detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.

    Dünya’da Çocuk Koruma Alanının Tarihçesi

    Erken Dönemler ve Geleneksel Yaklaşımlar

    Çocuk koruma fikri, insanlık tarihinin erken dönemlerinde daha çok aile ve topluluk temelli bir sorumluluk olarak ele alınmıştır. Antik Yunan ve Roma toplumlarında çocuklar, genellikle ebeveynlerin veya geniş ailenin koruması altındaydı, ancak yetim kalan veya terk edilen çocuklar için sistematik bir koruma mekanizması bulunmuyordu. Orta Çağ’da ise Hristiyanlık, İslam ve diğer büyük dinler, yetimlere ve muhtaç çocuklara yardım etmeyi bir erdem olarak teşvik etmiş; kiliseler, camiler ve manastırlar bu çocuklar için sığınaklar haline gelmiştir.

    Osmanlı Devleti gibi İslam toplumlarında, vakıflar aracılığıyla yetim ve kimsesiz çocuklara destek sağlanmış, bu da çocuk korumanın erken örneklerinden biri olarak kabul edilmiştir. Ancak bu çabalar, bireysel veya dini temelli girişimler olarak kalmış ve modern anlamda bir devlet politikası haline gelememiştir.

    Sanayi Devrimi ve Çocuk İşçiliği Sorunu

    18. ve 19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi, çocuk koruma alanında bir dönüm noktası oluşturmuştur. Fabrikalarda ve madenlerde çalıştırılan çocukların maruz kaldığı ağır koşullar, çocuk hakları ve korunması üzerine ilk ciddi tartışmaları başlatmıştır. Bu dönemde, İngiltere’de 1833 Fabrika Yasası gibi düzenlemeler, çocuk işçiliğini sınırlamaya yönelik ilk adımları atmış ve çocukların eğitim hakkını tanımaya başlamıştır.

    20. Yüzyıl: Çocuk Haklarının Kurumsallaşması

    Çocuk koruma alanındaki en önemli gelişmeler, 20. yüzyılda uluslararası kuruluşların ve hukuki belgelerin ortaya çıkmasıyla gerçekleşmiştir. 1924’te Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi, çocukların özel bir koruma gereksinimine sahip olduğunun ilk resmi kabulü olarak tarihe geçmiştir. Bu belge, çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması ve sömürüden korunması gerektiğini vurgulamıştır.

    İkinci Dünya Savaşı sonrası, 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), çocuk koruma konusunu küresel bir öncelik haline getirmiştir. 1959’da kabul edilen BM Çocuk Hakları Bildirisi, çocukların yaşama, eğitim ve sağlık gibi haklara sahip olduğunu ilan etmiş; bu, daha kapsamlı bir belgenin temelini oluşturmuştur. Nihayet, 20 Kasım 1989’da BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme kabul edilerek, 1990’da yürürlüğe girmiştir. 193 ülke tarafından onaylanan bu sözleşme, tarihin en fazla ülke tarafından kabul edilen insan hakları belgesi olmuş ve çocukları evrensel bir koruma şemsiyesi altına almıştır. Sözleşme, çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarını detaylı bir şekilde tanımlamış; taraf devletleri bu hakları güvence altına almaya zorlamıştır.

     

    Günümüz: Küresel Zorluklar ve Çabalar

    Bugün, UNICEF gibi kuruluşlar, çocuk koruma sistemlerini güçlendirmek, çocuk işçiliği, istismar, yoksulluk ve savaş gibi sorunlarla mücadele etmek için dünya genelinde faaliyet göstermektedir. Ancak, çocuk askerler, erken yaşta evlilikler ve dijital ortamdaki istismar gibi yeni tehditler, çocuk koruma alanını daha karmaşık hale getirmiştir. 21. yüzyılda, uluslararası işbirliği ve teknoloji odaklı çözümler, bu sorunlara yanıt aramada kritik bir rol oynamaktadır.

    Türkiye’de Çocuk Koruma Alanının Tarihçesi

    Osmanlı Dönemi: Vakıflar ve Geleneksel Koruma

    Türkiye’de çocuk koruma alanının kökleri, Osmanlı Devleti’ne kadar uzanır. Osmanlı’da yetim ve kimsesiz çocuklar, genellikle vakıflar aracılığıyla korunmuş; Darüşşafaka gibi kurumlar, eğitim ve barınma imkânı sunarak bu çocuklara destek olmuştur. Ancak bu çabalar, çoğunlukla yerel ve bireysel düzeyde kalmış, merkezi bir devlet politikası haline gelememiştir. Osmanlı’da çocuk bayramı gibi etkinliklerin düzenlendiğine dair bazı tarihsel kaynaklar da bulunmaktadır; örneğin, Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin temellerinin bu dönemde atıldığına işaret edilmektedir.

    Cumhuriyetin İlk Yılları: Kurumsal Adımlar

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte, çocuk koruma alanında önemli adımlar atılmıştır. 1921’de, Kurtuluş Savaşı’nın zor koşullarında yetim kalan çocuklar için Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) kurulmuş ve bu, modern Türkiye’nin ilk çocuk koruma girişimi olarak kabul edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı” sözü, bu dönemde devletin çocuklara verdiği önceliği yansıtmaktadır. 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, Himaye-i Etfal’in faaliyetleri genişletilmiş; çocuklara sağlık, eğitim ve barınma hizmetleri sunulmuştur.

    Türkiye’de çocuk haklarının sembolü haline gelen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 1929’da ilk kez kutlanmış ve dünyada çocuklara armağan edilen ilk bayramlardan biri olmuştur. Bu bayram, çocukların toplumdaki yerini vurgulamış ve koruma bilincini güçlendirmiştir.

    Yasal Düzenlemeler ve Gelişmeler

    1949’da kabul edilen 5387 Sayılı Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkındaki Kanun, Türkiye’de çocuk koruma sisteminin ilk yasal çerçevesini oluşturmuştur. Bu kanun, korunmaya ihtiyacı olan çocukların bakımını Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’na devretmiş; 1957’de 6972 Sayılı Kanun ile düzenlemeler daha da genişletilmiştir. 1983’te ise 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu, modern sosyal hizmetlerin temelini atmış ve çocuk koruma hizmetlerini kurumsal bir çerçeveye oturtmuştur.

    Türkiye, 1990’da BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi imzalamış ve 1995’te yürürlüğe koymuştur. Bu adım, Türkiye’nin çocuk haklarını uluslararası standartlara uyumlu hale getirme çabasını göstermiştir. 2000’li yıllarda “Haydi Kızlar Okula” gibi kampanyalarla kız çocuklarının eğitimi teşvik edilmiş; erken çocukluk gelişimi ve çocuk işçiliği gibi alanlarda projeler hayata geçirilmiştir.

    Günümüz Türkiye’sinde Çocuk Koruma

    2011’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulması, çocuk koruma hizmetlerinde bir dönüm noktası olmuştur. Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kapatılmasıyla, hizmetler daha modern ve aile odaklı bir yaklaşımla yeniden yapılandırılmıştır. Kışla tipi yurtların yerini çocuk evleri almış; koruyucu aile sistemi teşvik edilmiştir. UNICEF ile işbirliği içinde yürütülen projeler, mülteci çocuklar da dahil olmak üzere tüm çocukların korunmasını hedeflemektedir.

    Ancak, Türkiye’de çocuk koruma alanında hâlâ zorluklar bulunmaktadır. Çocuk işçiliği, erken yaşta evlilikler ve töre gibi kültürel faktörler, çocuk hakları ihlallerine neden olabilmektedir. Ayrıca, personel yetersizliği ve bütçe kısıtlamaları, sistemin etkinliğini sınırlamaktadır. Buna rağmen, “Çocuk Dostu Şehirler” gibi girişimler ve dijital güvenlik önlemleri, Türkiye’nin çocuk koruma alanındaki çabalarını geleceğe taşımaktadır.

    Sonuç

    Dünya ve Türkiye’de çocuk koruma alanının tarihçesi, insanlığın çocuklara verdiği değerin evrimini yansıtmaktadır. Geleneksel toplumlardaki bireysel yardımlardan, modern devletin kurumsal politikalarına uzanan bu süreç, çocukların haklarının tanınması ve korunması için atılmış önemli adımları içermektedir. Ancak, küresel ve yerel düzeyde hâlâ çözülmesi gereken sorunlar bulunmaktadır. Çocukların güvenli, sağlıklı ve mutlu bir geleceğe sahip olabilmesi için uluslararası işbirliği ve toplumsal farkındalık, bu alandaki ilerlemenin temel taşları olmaya devam edecektir.

     

     

     

     

  • SOSYAL HİZMET MÜDAHALE PLANI ÖRNEĞİ-1

    PLANLI DEĞİŞİM SÜRECİ GRUP ÇALIŞMASI RAPORU

     

    KURUMU   : Çocuk Koruma İlk Müdahale ve Değerlendirme Merkezi

    RAPOR TARİHİ      : 22.05.2019

    RAPOR NO              : 0001

     

    HİZMETTEN YARARLANACAK GRUP ÜYELERİNİN

    Adı Soyadı                 : A.B – B.B – C.B – D.B

    Doğ. Yeri-Tarihi       :  X 1982 – X 1978- X 2004 – X 2002

    Cinsiyeti                     : K – E – E –K

    Medeni Durum   : EVLİ -EVLİ – BEKAR – BEKAR

    Öğrenim Durumu     : LİSE – ÜNİVERSİTE – LİSE – LİSE

    İşi                               : EV HANIMI – İŞÇİ – ÖĞRENCİ  –  ÖĞRENCİ

    Grup çalışması başlama ve bitiş tarihi: 07. 05. 2019 – 21.05.2019

    Grup çalışmasının yapılma nedeni : AİLE YAPISINDA YAŞANAN İLETİŞİM AKSAKLIKLARININ ÇÖZÜMÜ

     

     

    1.KABUL VE TANIŞMA:

     

    Okulda rehberlik servisinde yaptığı görüşme sonucunda ailesinin kendisine şiddet uyguladığını ve buna dayanamadığını beyan eden 16 yaşındaki D.B, karakolda ifadesi alındıktan sonra kuruma yönlendirilirken, kurum gözetimine alındıktan sonra ilk görüşme yapılmıştır. Yapılan ilk görüşmede D.B, 17 yaşında olduğunu, akademik durumunun ortalama olduğu, arkadaşları arasında sevilen biri olduğunu, okulun voleybol takımında yer aldığını, ailesinin bunlara rağmen kendisini sürekli kısıtladığını, özellikle babasının çok sinirli birisi olduğunu, kimi zaman fiziksel şiddete maruz kaldığını, bu şiddetin dayanılmaz olduğunu düşündüğü anda okuldaki rehberlik servisine başvurarak her şeyi anlattığını, yurt ortamının kendinin uyabileceği bir yer olduğunu ifade etmiştir.

    Ailesinin iletişim bilgileri edinildikten sonra yaşanan durum hakkında telefon aracılığıyla kısa bir özet geçirilerek, D.B’nin yasal işlemler sürecinde kurumda kalacağı aileye bildirilmiştir. Gün içerisinde aile üyelerinin kuruma gelmesiyle aile ile de ilk görüşme gerçekleştirilmiştir. Aile bireylerine ilk olarak yaşanan süreç ile ilgili olarak bilgiler verilirken, aile bireylerinin sorulan sorulara verdiği temel bilgiler kısa notlar halinde kayıt altına alınmıştır. Baba B.B, kızına karşı koruyucu bir tutum içerisinde olduğunu, genel olarak sinirli olduğunu kabul ettiğini ancak kızını sevdiği ve başına bir şey gelmesini istemediği için onu sürekli kısıtla gereği hissettiğini belirtmiştir. Anne A.B ise kızının ev işlerine hiç yardım etmediğini, buna rağmen derslerine de hiç çalışmadığını, sürekli olarak telefonla oynayıp, aile içinde iletişime kapalı olduğunu söylemiştir.

    Ailenin diğer çocuğu C.B ise görüşme boyunca kendisine söz hakkı verilmediği zamanlarda gergin ve sıkıldığını belli eden jest ve mimikleriyle dikkat çekmiştir. Kendisinin aile içerisindeki iletişimini tespit konusuna ilişkin, temel bilgileri öğrenmek amacıyla sorular sorulmuştur. C.B, 15 yaşında olduğunu, X Anadolu Lisesi 9. sınıf öğrencisi olduğunu, derslerinin iyi olduğunu, ablasıyla sık sık tartıştığını, ablasının kendisinin her şeyine yorum yaptığını, aşağıladığını belirtmiştir. Baba B.B ise oğlunun senelerdir “mühendis olacağım” demesine rağmen son haftalarda “asker olacağım” diye tutturduğunu, kendisini bu karardan vazgeçiremediğini belirtmiştir. Anne A.B de benzer sorunlar nedeniyle C.B hakkında yakınmalarda bulunmuştur.

    Kurumda kalan çocuk D.B’nin de görüşme odasına gelmesiyle, sorunların çözümü adına ortak hareket edilerek yasal çerçeve içerisinde birtakım görüşme yapılması planlanmıştır. Planlama detayları aileye de aktarılarak onay alınmıştır.

     

     

    2.VERİ TOPLAMA VE ÖN DEĞERLENDİRME

     

    Aile ile haberleşerek ikamet adresine inceleme yapılması amacıyla gidilmiştir. Yapılan incelemede evin düzenli ve temiz olduğu, evde çocukların kendilerine ait odaları olduğu, çocukların yaşına uygun kıyafetlere ve yeterli düzeyde eşyaya sahip olduğu ve evin çocuklar için uygun olduğu gözlemlenmiştir.

     

    Müracaatçı Sistemi:

    Aile anne, baba ve 2 çocuk olmak üzere 4 kişiden oluşmaktadır. A.B 37 yaşında, ev hanımı; B.B 41 yaşında, üniversite mezunu ve fabrikada işçi; C.B 14 yaşında X Anadolu Lisesi 9. sınıf öğrencisi; D.B ise 17 yaşında Y Anadolu Lisesi öğrencisidir. D.B, ailesinden şiddet gördüğü iddiasıyla polise başvurmuş, karakolda ifade verdikten sonra Çocuk İlk Müdahale ve Değerlendirme Birimi’ne yönlendirilmiştir. D.B, anne babası ve 14 yaşındaki kardeşi C.B ile birlikte yaşamaktadır.

     

    Hedef Sistem:

    D.B ve ailesiyle yapılan görüşme, aile bireyleri arasında birbirlerine karşı yaptıkları hataları fark etmesini sağladı.  Ebeveynlerden babanın gün boyu çalışıyor olmasının, çocukların ise gün boyu okulda olmasının ebeveynlerin çocuklarına karşı tutum ve davranışlarını olumsuz etkilediği, bu olumsuzlukların kimi zaman büyük tartışmalara yol açtığı, aile bireyleri arasında yaşanan bu tartışmaların aşılabilecek tartışmalar olduğu, herkesin kendisine belirtilen rol ve görevleri yapması halinde sağlıklı bir iletişimin oluşacağı aileye bildirilmiştir.

     

    Hedef Sistemin Güçlü Yanları:

    Aile içerisinde evlilik bağının kuvvetli olduğu ve ebeveynlerin çocuklara karşı sorumluluk ve motivasyonunun güçlü olduğu gözlenmiştir. Çocuklardan D.B; akademik olarak başarılı bir öğrencidir. Ayrıca voleybol oynama konusunda da yetenekli olduğunu bildirmiştir. İletişime açık bir yapısı vardır. Kendisinden istenen davranışların farkında, aile ortamının sağlık bir yapıya bürünmesini isteyen bir tavra sahiptir. Diğer çocuk C.B ise iletişime açık olmakla birlikte suskun bir yapıya sahip, derslerinde başarılı bir öğrencidir. Ayrıca ailede çocuklarının içinde bulunduğu durumdan ötürü üzgün ve bir daha aynı durumun yaşanmaması adına her şeyi yapacaklarını bildiren izlenim yaratmıştır. Aile bireylerinin sorunları çözme konusundaki hassasiyet ve isteği, hedef sistemin, yapılacak planlara uyum sağlayacağını ve müdahalelere katılacağını gösterdi.

     

     

    3.PLANLAMA VE SÖZLEŞME

     

    Aile bireylerinin yaşadığı sorunları en geniş şekilde ortaya koyması istenerek sorunların ortak listesi hazırlandı.

     

    Hedef Sorunlar

    1.Evdeki ortamın çocukları bunaltması.

    2.Ebeveynlerin telefon ile oynama konusunda sürekli laf etmesi D.B’yi bunaltıyor.

    3.C.B’nin yüksek sesle müzik dinleyip oyun oynaması ve sigara içmesinden aile şikayetçi.

    4.Baba B.B’nin ev işleri konusunda sorumsuz davranması evde huzursuzluk yaratıyor.

    5 Baba B.B’nin çocuklarına kimi zaman şiddet uyguluyor olmasından aile bireyleri şikayetçidir.

     

    Aileden bir sonraki adımda, problemleri öncelik sırasına koymasını ve en üstteki üç sorunu müdahale odağı olarak belirlemesini istenildi.

     

    Öncelik Sırası:

    1. Telefon konusunda herkes şikayetçi ve ortak nokta aranıyor.
    2. Baba B.B’nin çocuklara şiddet uygulamasından herkes şikayetçi.
    3. Evde iş bölümü yapılmaması anne A.B’yi bunaltıyor.

     

    D.B, evde genellikle ev işlerinden dolayı çıkan tartışmaların sonlandırılması ve telefon konusunda baskı altında olmaması sağlanırsa, daha güçlü hissedeceğini belirtmiştir. Bu tartışmaların sonlanması konusunda kendine de sorumluluklar düştüğünü fark etmiştir. D.B, ailesinin telefon konusunda üzerine fazla gelmemesi ve ev işleri konusunda özellikle anne ve babasının ortak bir karar alması halinde evdeki sorunların çözümü adına önemli bir adım atılacağı ve psikolojik olarak rahatlayacağına inanmaktadır.

     

    Anne A.B, çocukların ders durumundan memnun olduğunu ancak yeteri kadar çalışmadıklarını, sürekli telefonla oynadıklarını düşündüğünü belirtmiştir. Ayrıca baba B.B’nin ev işlerine hiç yardım etmemesinin de kendisini üzen başka bir konu olduğunu belirtmiştir.

     

    Baba B.B ise eve geldiği zaman yorgun olduğunu, ev işlerine o yüzden yardım edemediğini, çocuklarının sürekli olarak telefon ve bilgisayarla oynadığını, bundan rahatsız olduğunu, kimi zaman uyarı olarak şiddet uyguladığını kabul ettiğini bildirmiştir.

     

    Amaç:

    1. Aile üyeleri arasında tartışılan sorunların çözümü adına sağlıklı bir iletişim ortamının sağlanması
    2. Ailenin şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi konusunda bilgilendirilmesi
    3. Telefon meselesinin orta yol bulunarak halledilmesi

    Amaçta belirtilen konular aile bireylerine sözlü olarak aktarıldı. Aile bireyleri yapılan görüşmelerde kendilerine düşen sorumlukları ve görevleri yerine getireceklerine dair olumlu izlenimler yarattı. Aile sisteminin güçlendirilmesi adına neler yapılacağı, aileye aktarıldı.

     

    4.MÜDAHALE

    Ailenin listelediği sorunlar doğrultusunda belirlenen amaçlara göre;

     

    Birinci amaç “aile üyeleri arasında tartışılan sorunların çözümü adına sağlıklı bir iletişim ortamının sağlanması” ile ilgili olarak çocuklar C.B ve D.B, ailesinden beklentilerini aktardı. Bu beklentiler arasında kendilerine düşen görevler ve roller konusunda değerlendirilme yapıldı. Çocukların aileden beklentileri, aileye de bildirildi. Aile de buna karşın çocuklardan beklediği rol ve sorumluları ifade etti. Karşılıklı yapılan değerlendirme ile beraber planlama yapıldı

     

    İkinci amaç “ailenin şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi konusunda bilgilendirilmesi’’ ile ilgili olarak ebeveynlere şiddet uygulamasının sonuçlarının çocukların psikolojisi ve ailenin sağlıklı bir ortama kavuşması adına sakıncalı olduğu bildirilmiştir. Aile kendilerine yapılan danışmanlıktan dolayı memnun olduklarını ve her şeyin farkında olarak hareket edeceklerini bildirmiştir. Özellikle baba B.B, yaptıklarından ötürü pişman olduğunu ifade etmiştir.

     

    Son olarak üçüncü amaç ‘’telefon konusunda orta yolun bulunarak konunun halledilmesi’’ ile ilgili olarak, telefon kullanımının çocuklar adına belli bir süreden sonra sakıncalı olduğu belirtilerek, akademik başarıların düşmemesi adına telefon kullanımının azaltması için çocuklara çeşitli örneklerle tavsiyede bulunuldu.

     

    D.B, telefon ile fazla zaman geçirdiğini kabul ederken, dakika başı telefonu bırak denilmesinin kendisini rahatsız ettiğini söylemiştir. Aileye de kızlarının iletişime açık olduğunu, telefon konusunda sürekli olarak yaptıkları söylemlerin ters tepeceğini söylenmiştir. Aile de bu durumu olumlu şekilde karşılamıştır. D.B, ev işleri yapılması gereken zamanda telefonla oynamayacağını bildirirken, aile de D.B’ye onu bunaltmayacaklarını söylemiştir.

     

    C.B ile yapılan ayrı görüşmede derslerinin iyi olduğunun ve iletişime açık olmasının yaşıtlarına göre iyi bir şey olduğu, askerlik yerine akademik alanda kendini yakın hissettiği bir alana yönelmesini konusunda örnekler üzerinden konuşma yapulmıştır. C.B’nin “vatanımı çok sevdiğim için asker olmak istiyorum” sözü üzerine konuya farklı bir yönden bakması adına dünyada gelişmekte olan savunma sistemleri ve mühendislik mesleği üzerinden çeşitli örnekler verilmiştir. C.B konuya bu yönden bakmadığını, artık derslerine çalışacağını bildirmiştir.

     

     

    5.DEĞERLENDİRME

     

     

    Yapılan müdahalelerin doğrultusunda çalışmanın sonucunu getiren gelişmeleri ve başarıları bir hafta kadar sonra aile ile yapılan telefon konuşmasında değerlendirildi. Verilen bireysel danışmanlığın işe yaradığı, aile içi iletişimin güçlendiği, D.B’nin eskiye nazaran daha sorumlu hareket ettiği, kardeşi C.B ile tartışma dahi yaşamadığı, evde aile ortamının yeniden canlandığı öğrenildi. D.B’nin voleybol konusunda bir spor kulübüne yönlendirilmesiyle birlikte sosyal olarak da geliştiği ve telefon kullanımının azaldığı öğrenildi. C.B’nin ise kendisini derslere verdiği, halk eğitim merkezine gitmeye başladığı ve akademik olarak yüksek hedefler edindiği öğrenilmiştir.

     

     

     

    6.SONUÇLANDIRMA

     

    Kurum bakımında bulunan D.B’nin aileye teslim edilmesi, aile ile yapılan görüşmeler, D.B’nin sosyal olarak voleybol kulübüne yönlenmesi, C.B’nin halk eğitim merkezindeki edebiyat çalışmalarına sonucu farkındalık kazanması gibi nedenler sayesinde aileiçi iletişim güçlenmiştir.

     

     

    7.İZLEME VE TAKİP

     

    D.B’nin akademik olarak başarılı bir öğrenci olması ile voleybol konusundaki istek ve yeteneği güçlü yönleridir  A.B ve B.B’nin evlilik birlikteliklerinin güçlü, ebeveynlik sorumluluk ve motivasyonunun yüksek olması da güçlü bir yandır. C.B’nin ise iletişime açık ve sosyal bir çocuk olması güçlü yanıdır. D.B ve C.B’nin sosyal olarak kendine güveninin yerine gelmesi, evdeki hal ve hareketlerine de olumlu yansıdı. Kardeşlerin ebeveynleri ile olan ilişkileri güçlendi. Telefon kullanımını azaltması ve sorumluluk bilincinin gelişmesi de aileyi memnun etmiştir.

     

    Not: Bu raporda ismi ve hikayesi geçen kişi ve kişiler tamamen hayal ürünüdür. Çalışmanın amacı uygulamalı olarak müdahale planının aşamaları anlatmak ve sorunlara yaklaşımlarda izlenecek yolun kavranmasını sağlamaktır.

     

     

     

  • SOSYAL İNCELEME RAPORU ÖRNEĞİ

     

    SOSYAL İNCELEME RAPORU

    (KIRSAL ALANDA SOSYAL ÇALIŞMA)

     

    RAPOR TARİHİ        :   01.01.2020

    DÜZENLEYEN S.Ç. :   TOSPA TOSPA

    İNCELEME NEDENİ:  A.A ‘ nın durumunun 5395 sayılı  ÇKK’ ye göre değerlendirilmesi

     

    İNCELEMEYE KONU HASTANIN;

    TC Kimlik No             : 12345678910

    Adı Soyadı                  : A.A.

    Anne-Baba Adı           : B.A / C.A     

    Doğum Yeri-Yılı         : MERKEZ – 02.02.2003

    Cinsiyeti-Öğrenimi     : Kadın / İlkokul

    Medeni Durumu         : Bekar

    Mesleği-Çalıştığı İş     : Öğrenci

    Adres Ve Telefonu     : MERKEZ 0678 000 00 00   

     

    BİLGİ KAYNAKLARI:

    Görüşme Yapılan Yer  : Ailenin İkameti / Sosyal Servis

    Görüşme Yapılanlar    : AA / B.A

     

    SORUNUN TANIMI: GG.AA.YYYY tarihinde kayıp şahıs olarak KIRSALDA BİR İLÇEDE bulunan ve annesinin çocuğu kabul etmemesi nedeni ile birimimize teslim edilen A.A ‘nın dosya taramasından GG.AA.YYYY – GG.AA.YYYY tarihleri arasında cinsel istismar mağduru olarak birimimizde kaldığı ve X ŞEHRİ Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen YYYY/SS sayılı cinsel istismar soruşturmasına müdahil olunarak anne B.A’ya teslim edildiği öğrenilmiştir.

     

    Çocuk ile GG.AA.YYYY tarihinde yapılan görüşmede birimden annesine teslim edildikten sonra bir süre annesi ile sorun yaşamadıklarını, ancak bir süre sonra annesinin kendisini sıkmaya ve kısıtlamaya başladığını, bu durum nedeniyle bunaldığını bu nedenle annesinin de bilgisi dahilinde K. isimli kız arkadaşında kalmaya gittiğini, onun da annesinden  bunaldığını, K. İle birlikte evden kaçmaya karar verdiklerini, kendisinin evin dış kapısının kilidini söktüğünü ve kapıyı kırarak birlikte kaçtıklarını, erkek arkadaşı Z. ile otogarda karşılaştıklarını ve onun babası ile birlikte yaşadığı evde bir gece kaldıklarını, bu arada K’nın kendileri ile gelmekten vazgeçtiğini, K’nın evden ayrılmasından 2 saat sonra polisin kendilerini yakaladığını ,annesinin eve almaması nedeni ile birime geldiğini ifade etmiştir. A.A kendisinin yurtta kalmak istediğini de belirtmiştir. Annesine ait telefon aranmış ancak ulaşılamamıştır. Bir süre sonra annesi ile iletişime geçilmiş ancak il dışında olduğunu ve bir süre çocuğunu görmek istemediğini ifade etmesi nedeni ile GG.AA.YYYY tarih ve X sayılı Komisyon kararı ile GG.AA.YYYY tarihi ile Çocuk Destek Merkezine yerleştirilmiştir.

     

    Çocuk kuruluşa yerleştikten sonra anne ile telefon aracılığı ile iki birimde de iki defa görüşülmüş ve bir defa da ikametinde görüşme yapılmıştır. Anne ile yapılan görüşmelerde annenin çocuğa karşı öfkeli olduğu, evden kaçtığı sırada yanında kaldığı kişilerden şikayetçi olmadığı için kızgın olmadığı görülmüştür. Anne, çocuğunu yanına alma konusunda sık sık gelgitler yaşamış ve bu nedenle kaldığı kuruluş ile iletişim kurmak istememiştir.

     

    Anne B.A ve diğer çocukları ile yapılan görüşmelerde annenin çocuklara karşı herhangi bir fiziksel şiddetinin olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca anne B.A; A.A ’ nın ergenlik sorunları ile birlikte fevri hareketlerini kontrol etmekte zorlandığı, duygu ve dürtülerini dizginlemekte güçlük çektiğini ifade etmiştir.

     

     

     

    MÜRACAATÇININ SAĞLIK VE FİZİKSEL DURUMU:  Anne B.A’nın karnından kitle ameliyatları olduğu, rutin kontrollerinin devam ettiği , çocuklarının ise sağlık sorunlarının olmadığı bilgisi alınmıştır.

    Anne B.A’nın kendini rahat ifade edebilen, iletişime açık ve konuşma dillerinin açık olduğu görülmüştür.

     

     

    MÜRACAATÇININ PSİKO-SOSYAL VE AİLEVİ DURUMU:  B.A C.A çifti YYYY yılında evlenmiş ve bu evlilikten YYYY doğumlu A.A dünyaya gelmiştir. Çift 2018 yılında şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanmışlar. Anne B.A, bir süre İstanbul’da kalmış , bu süre içerisinde Z.Z ile birliktelik yaşamış ve bu birliktelik sonucu GG.AA.YYYY doğumlu D. dünyaya gelmiştir. D’nin velayetinin de B.A.’da olduğu anlaşılmıştır. Bir süre sonra anne B.A, yeniden X şehrine dönmüş ve kızı A.A’yı da yanına almıştır. Anne B.A; evlilik düşündüğü G.G isimli bir kişi  ile birlikte yaşamaya başladıklarını, daha sonrasında da bu kişinin yeğeni tarafından A.A’nın tacize uğraması sonucu ilişkilerini sonlandırdığını, şu an hayatında birilerinin olmadığını ifade etmiştir.

    D’nin ile görüşmeye devam ettiklerini ancak A.A’nın babasıyla görüşmediklerini ifade etmiştir.

     

     

    MÜRACAATÇININ BARINMA VE EKONOMİK DURUMU:   Anne mülkiyeti kendine ait iki oda, salon, mutfak, tuvalet ve banyodan  oluşan doğalgaz kat kaloriferi ile ısıtılan apartman dairesinde ikamet etmektedirler. Ev eşyaları modern tarzda döşenmiş ,temiz ve düzenli olduğu görülmüştür.

    Anne, babasından aylık 400 TL yetim aylığı aldığını, aylık 1600 TL nafaka aldığını ifade ederek ekonomik olarak bir sıkıntısı olmadığını ifade etmiştir.

     

     

     

    DEĞERLENDİRME: GG.AA.YYYY tarihinde birimimize teslim edilen 02.02.2003 doğumlu A.A  hakkında birimimizde yapılan incelemelerin ardından hakkında X İLİ 2.Çocuk Mahkemesinin GG.AA.YYYY tarih  ve GGGG/SS Tedbir talep no’lu Acil Koruma Kararı alınarak  X İLİ Çocuk Destek Merkezi’ne teslim edilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucu;

    • Çocuğun Ailesi tarafından ihmal ve istismara maruz kaldığına dair belirtilerin olmadığı;
    • AA.YYYY doğumlu D’nin, ablası A.A ile iletişiminin anneden daha iyi olduğu ve korunma altına alınmasına gerek olmadığı değerlendirilmiş olup;
    • Aile bireyleri ile yapılan görüşmelerde annenin çocuğunu sevdiği ve korumak istediği; ancak iletişim sorunları yaşadıkları ve olumlu disiplin kurmakta zorlandığı gözlemlenmiş olup; aile içi iletişim konusunda bilgilendirmeler ve yönlendirmeler yapılmıştır.

     

     

    SONUÇ VE ÖNERİLER:   Dönem dönem anne çocuk arasında çatışmaların yaşandığı, annenin çocuğu yanına almak istemesi, anne ve çocuk arasında dönem dönem ayrı yaşamaları nedeni ile anne ve çocuğa destek olmak amacıyla 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 5-1/a bendi gereği DANIŞMANLIK TEDBİRİ ile desteklenmeleri;

    Çocuğun daha önce cinsel istismara maruz kalması , anne ile iletişim sorunu yaşaması, kendisi istek ve arzularının yerine getirilmesi için sık sık yalana başvurması ,duygu ve düşünceleri ile dürtülerini kontrol etmekte zorlandığını ifade etmesi nedeni ile aynı kanunun  5-1/d bendince SAĞLIK TEDBİRİ alınmasının;

    Yapılan değerlendirme sonucu A.A hakkında X İLİ 2.Çocuk Mahkemesinin aldığı GG.AA.YYYY tarih ve GGGG/SS Tedbir Talep No’lu  Acil Koruma Kararının kaldırılarak anne B.A’ya  teslim edilmesinin çocuğun yararına olacağı kanaatine varılmıştır.

     

     

     

     

     

    TOSPA TOSPA

    Sosyal Hizmet Uzmanı

  • İNSANİ YARDIM VE GÖNÜLLÜ EĞİTİMİ

    İNSANİ YARDIM VE GÖNÜLLÜ EĞİTİMİ

    Gönüllü sayısı toplum yararına çalışan kurumlar için önemli bir kriterdir. Çünkü gönüllü sayısı fazla olan kurumlar müdahale edilmesi gereken alana daha kolay ve daha fazla kişi ile ulaşabilmektedir. Tabi bu durumu sadece yardımların dağıtılması olarak algılamak doğru olmayacaktır. Aynı zamanda proje ve faaliyetler için fon sağlanması, bağışçı ve yeni gönüllüler kazanılması açısından önem arz etmektedir. Gönüllü sayısının fazla olması her işin iyi ve doğru bir şeklide yapılacağı anlamına gelmemektedir. Önemli olan alan bilgisi olan ya da alanda çalışmaya ve öğrenmeye istekli, nitelikli gönüllülerin olmasıdır. Bir sivil toplum kuruluşu için gönüllü önemli bir faktördür. Örneğin bir doğal afet durumunda o bölgeye yapılacak yardımların ayarlanmasından tutunda, alana gönderilmesi ve dağıtılmasında gönüllü personelin önemli rolleri vardır.

    En hassas ve en önemli alan olan insani alanda faaliyet gösteren gönüllü ekiplerin belli nitelik ve becerilere sahip olması önemlidir. Ayrıca kurumların faaliyet alanları doğrultusunda eğitimlere tabi tutulmaları gereklidir. Örneğin; afet durumlarında insani yardım ve acil müdahale sağlayan bir sivil toplum kuruluşu gönüllüsünün temel ilkyardım ve afet bilgisine sahip olması bir zorunluluk olmalıdır ya da toplumsal cinsiyet alanında faaliyet gösteren bir kurumun gönüllüsünün bu alanda bilgi sahibi olmayan kişilerden oluşması alandaki sorunun düzeltile bilirliği önünde bir engel niteliği taşıyabilmektedir. Örneğin travma ya da cinsel tacizle mücadele gibi önemli bir alanda gönüllü olan kişi mağdur konumdaki bireye nasıl yaklaşması gerektiğini bilmezse bu mağdur kişide yeni bir travmayı ya da suçluluk duygusunu açığa çıkarabilmektedir. Kurumlar ve sivil toplum kuruluşları gönüllü personel alırken müdahale alanındaki kişiler ve müdahale şekilleri hakkında belli eğitim ve bilgilendirmelere dâhil etmelidir. Çünkü insani yardım/destek alanı tıpkı bir tıbbi müdahale kadar öneme sahiptir. Nasıl ki doktorun koyduğu yanlış bir teşhis ya da uyguladığı yanlış bir tedavi hastada geri dönülemez ya da yenilenmesi uzun zaman alan sonuçlara yol açabiliyorsa; insani alandaki yanlış bir tespitte olumsuz sonuçlara yol açmaktadır.

    Gönüllü Hareketi ve Gönüllülük Okulu sivil toplum duyarlılığı oluşturabilmek ve gönüllü bilincini aşılamak üzere faaliyet göstermektedir. “Gönüllü Hareketi Derneği, 23 Ekim 2009 tarihinde Bursa’da kurulmuştur. Gönüllülük ve gençlik çalışmaları alanında Türkiye’ye öncü ve örnek bir sivil toplum kuruluşu olmak için çalışmaktadır. Gönüllü Hareketi’nin yürüttüğü ya da işbirliği yaptığı projeler ile faaliyetlerde gönüllü olmak üzere başvuru yapmış olan kişiler Gönüllü Eğitim Programı (GEP)’e dahil olurlar.

    GEP’in amacı, belki de ilk defa gönüllülük yapacak olan kişileri, gerçekleştirecekleri gönüllü faaliyetler esnasındaki deneyimsel öğrenme ve öğretme sürecine hazırlanmalarını sağlamaktır. Yaygın eğitim metotları gerçekleştirilen eğitimlerde yaşayarak öğrenme esas alınmaktadır.

    Gönüllü Eğitim Programı, 4 adımdan  oluşmaktadır. Bunlar:

    • Gönüllü Oryantasyonu:  Gönüllünün, gönüllülük ve sivil toplum alanı konusunda bilgi edindiği ve çeşitli atölye çalışmalarına katıldığı 1 günlük eğitimdir.
    • Takım Çalışması ve İletişim Eğitimi: Gönüllülerin kendi arasında diyalog, işbirliği ve iletişim ortamını güçlendirmek ve sürdürülebilir kılmak için içeriği çeşitli atölye çalışmaları ile zenginleştirilmiş 1 günlük eğitimdir.
    • Proje Yönetimi Eğitimi: Gönüllünün sosyal sorumluluk faaliyetleri ve projeleri oluştururken veya gerçekleştirirken ihtiyaç duyulacak olan proje döngüsü, kampanya yönetimi ve kaynak geliştirme yöntemleri konusunda bilgi edindiği ve çeşitli atölye çalışmalarına katıldığı 1 günlük eğitimdir.
    • Gönüllü Çalışma: Gönüllülük yapmak üzere faaliyetlere katılım gösterilen süredir.”[1]

    Gönüllülük okulu projesi; “gençlik ve spor bakanlığı öncülüğünde başlatılmış ve uygulamasını gönüllülük Federasyonu’nun üstlendiği; yıldız teknik üniversitesi, İstanbul üniversitesi, Marmara üniversitesi, medeniyet üniversitesi ve İstanbul teknik üniversitesi öğrencileriyle gerçekleştirilecek bir sosyal sorumluluk projesidir.”[2] Farklı alanlardaki temalarda faaliyetler yürütülmektedir. Gönüllü olan kişiler ilgileri ve bilgi birikimleri doğrultusunda belirlenen temalarda faaliyetlere katılmaktadırlar. Bu durum faaliyet alanında bilgi sahibi olan kişilerin sahada kendini göstermesini sağlamaktadır.

     

    Sosyal Hizmet Uzmanı

    Mihriban Sarıkaya

     

    [1] Gönüllü Hareketi, http://www.gonulluhareketi.org/egitimler/ (11.03.2020)

    [2] Gönüllü Okulu, https://www.gonullulukokulu.com/ (11.03.2020)

  • DÜNYA SOSYAL HİZMET GÜNÜ

    Her yıl Mart ayının 3. Salı günü, Dünya Sosyal Hizmet Günü olarak adlandırılmakta, sosyal hizmet uzmanları tüm dünyada bugünü mesleki bir gün olarak görmekte ve çeşitli etkinlikler düzenlemektedir. Ancak bu sene başında dünyaya yayılan ve binlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açan Yeni Coronavirüsü nedeniyle bu etkinliklerin büyük bir kısmının düzenlenemeyecek olduğu da eklemek isteriz.

    Sosyal değişme ve kalkınmayı, insanların güçlendirilmesi ve özgürleşmesini hedefleyen uygulama temelli bir meslek ve akademik bir disiplin olan sosyal hizmetin, mesleki gününde etkinliklerin kutlanamıyor olması mesleğin önemini azaltmıyor elbette. Günümüzde, kadın, çocuk, engelli, yaşlı, mülteci, mahkumlar, şehit ve gazi yakınları başta olmak üzere haklarını korunmaya ihtiyaç duyan insanlar, insan haklarının gerekleri gerçekleştirilmediğinde birçok sorun yaşamakta, yalnızlaşmakta ve çaresiz hissetmeye başlamaktadır. Bu bağlamda her geçen gün insanların doğuştan sahip oldukları haklarını korumaya ve bu hakları geliştirmeye daha fazla gereksinim duyduklarını söyleyebiliriz.

    Söz konusu olan grupların toplum hayatında var olması ve var olan haklarını korumak adına insanlık onuru, sosyal adalet ve refah adına çalışan tüm sosyal hizmet uzmanlarının ve öğrencilerinin Dünya Sosyal Hizmet Gününü kutlarız.

  • ÇOCUKLARIMIZIN FOTOĞRAFLARINI NEDEN PAYLAŞMAMALIYIZ?

     

    Yeni doğmuş bir bebeğin fotoğrafı, yürüyen, uyuyan-uyumayan, yemek yiyen-yemeyen çocukların fotoğrafları her gün sosyal medyada paylaşılıyor. Peki, bu paylaşımları neden yaptığınızı sorguluyor musunuz?  Acaba bir ebeveyn olarak çocukların fotoğraflarını neden paylaşma ihtiyacı hissediyorsunuz? Onlar üzerinden kendi psikolojik ihtiyaçlarınızı mı karşılamaya çalışıyorsunuz? “Çocuğum bunu yaptı” diyerek herkese paylaştığınız fotoğraflar üzerinden beğeni aldığınız çocuklar, görünürlüğü sağlayan bir ‘eşyaya’ dönüşmüş mü oluyor? Paylaşmak amacı ile çıktığımız yolculuk çocuğumuzu sergilemeye mi dönüşüyor? Acaba fotoğrafları çocuk için mi paylaşıyoruz, yoksa çocuk üzerinden görülme, sosyalleşme ve beğenilme arzumuz için mi? Cevabımız, ‘çocuk üzerinden arzularımızı gidermek’ ise, çocuklarımızı kendimiz için tanımadığımız, bilmediğimiz kişilerin gözleri önüne atmak anne-babalık hislerimizle örtüşüyor mu? Hayır, ‘Çocuk için paylaşıyoruz’ diyorsak, tanıdığı-tanımadığı kişilere, fotoğraflarının paylaşılması, çocuklara nasıl bir fayda sağlıyor? Kendi duygularımızı tatmin için çocukların görüntülerini herkesin göreceği şekilde internet ortamında paylaşmak hiç sağlıklı değil. Çocuklara yönelik cinsel sapıklığı olanlar çocuk fotoğraflarını biriktiriyor. Ayrıca art niyetli, kötü bakışlı kişilerin bakışları, niyetleri çocuklarımızı olumsuz etkiliyor. Çocuklarımızın bütün hayatı, nerdeyse tüm dünyaya canlı yayınla gösteriliyor. Oysa ki, sağlıklı gelişim için çocuğun kendine ait bir dünyası olması gerekiyor. Yetişkinler için duvarları camdan evlerde yaşamak ne kadar rahatsız edici ise, çocuklar için de herkesin erişimine açık bir hayat, o kadar rahatsız edici olabiliyor.

     

    Yirmi sene sonra, yüzlerce fotoğrafı herkesin erişiminde olan bir çocuk, bu durumdan memnun olacak mı? Ya çocuklar karar verme aşamasına geldiğinde bizim paylaştığımız fotoğraflardan rahatsız olursa, ya da “Hangi hakla her halimi sosyal medyada paylaştınız? Bunu yaparken bana sordunuz mu?” diye bizi sorgularsa cevabımız ne olacak? Düşünmek gerekiyor.

    Kendimize şunu soralım: Yaptıklarımızı çocuklarımızın iyiliği için mi, yoksa onların üzerinden beğenilmek için mi yapıyoruz?

  • ASDEP NEDİR?

    Bilindiği üzere ruh sağlığı alanında çalışan birçok meslek grubundan arkadaşlarımız ASDEP mülakat listesinin açıklanmasını bekliyordu. Mülakat listeleri açıkladı. Öncelikle mülakata çağrılmaya hak kazanan arkadaşlarımızı tebrik ediyor, mülakatta da başarılar diliyoruz.

     

    Hem başvuran arkadaşlarımızın bilgilerini tazelemek hem de bilmeyen arkadaşlarımıza öğretmek adına ASDEP’in ne olduğuna dair birkaç soruyu cevaplamak istiyoruz.

    Öncelikle olarak ASDEP’in ne olduğunu açıklamak istiyoruz;

    Aile Sosyal Destek Programı anlamına gelen ASDEP, aile ve bireylerin sosyal yardım ve sosyal hizmetlere olan ihtiyaçlarının tespiti, ihtiyaca göre sosyal yardım ve sosyal hizmet modellerin planlanması ve uygulanması, gerektiğinde diğer kamu hizmetlerinden (eğitim, sağlık, istihdam vs.) yararlanılmasının sağlanması amacıyla sürecin tüm aşamalarında rehberlik ve danışmanlık hizmetlerini de içeren bir programdır. ASDEP ile birlikte yaşam koşullarının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca ASDEP ile AÇSH Bakanlığının sağladığı sosyal yardımların amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı yerinde, etkin bir şekilde denetlenebilecektir.

    Sosyal Hizmet, Psikoloji, Sosyoloji, Çocuk Gelişimi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, Aile ve Tüketici Bilimleri bölümlerinden mezun adaylar arasından geçerli KPSS P3 puan türünden en az 60 (altmış) puan alan mezunlar arasından, başvuruda bulunanların en yüksek puana göre sıralanmasına göre mülakat listesi oluşturulmaktadır. En az 60 denilse de sosyal hizmette taban puan 80.1 ile dikkat çekmektedir.

    Peki ASDEP Personeli sahada neler yapmaktadır?

    Alanında uzman binlerce meslek elemanı 81 ilde hane ziyaretleri gerçekleştirerek sosyal yardım ve sosyal hizmete ihtiyacı olan bireyleri tespit etmekte, durumlarına uygun hizmetlerden ve gerektiğinde diğer kamu hizmetlerinden yararlandırılmak adına yönlendirme yapmaktadır. ASDEP ile ailelere rehberlik ve danışmanlık hizmetleri sunarak aile ve bireylerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi amaçlanmaktadır.

    Kafanıza oluşan soru işaretlerini biraz da olsa giderebilmiş olmak dileğiyle…

     

  • ENGELLİ BAKIM MERKEZİNDE İLETİŞİM VE SÜREÇ

    İnsan en çok dinlenilmek istiyor. Ne konuşmak ne de sadece dinlemek… Eğer konuşmak yeterli olsaydı kendi kendine konuşan herkes onanma duygusunu yaşar ve başka birileriyle dertleşmeye gerek kalmazdı.

     

    Sizi siz olduğunuz için seven, sizi olduğunuz gibi kabul eden ve anlattıklarınızı can kulağıyla dinleyen birinin yanında bu yüzden hafifliyorsunuzdur. En çok dinlenilmeye ihtiyacımız var. Anlattıkça azalan dertler, paylaştıkça çoğalan neşelerin zamanla bize gerçeği gösterdiğinden bellidir bu.

     

    Psiko-terapide de bu böyledir. Sosyal hizmet uzmanlarında, aile danışmanlığında, klinik psikologlarda, hatta tıp doktorlarında da benzer vakalar görülmektedir. Karşınıza gelen kişi anne olsun, çocuk olsun, öğretmen olsun, ebeveyn olsun konuştuklarının yanında dinlenilmeye de ihtiyacı vardır. Bu durumlara örnek olarak çeşitli obsesif kompulsif bozukluklar verilebilir.

     

    Engelli bakım merkezinde deneyim kazanmış olan meslektaşlarımız bilirler ki belirli zamanlarda, belirli aralıklarla hizmet sunduğunuz bireyler ile mesleki görüşme yaparsınız. Tabi bireysel görüşme ve sosyal inceleme raporlarının hazırlanışından, bireysel görüşmenin nasıl ve ne amaçla yapıldığını burada açıklamayacağız. Bu noktaların eğitimini almış sosyal hizmet uzmanları, diğer meslek elemanları aldıkları eğitimin de getirisiyle çok faydalı noktalardan bilgi sahibidirler. Şu an için hedef kitlemiz engelli bakım merkezi nedir? Nasıl bir yerdir? Henüz deneyimlememiş olan meslek arkadaşlarımıza, meslektaş olma yolunda ilerleyen öğrenci arkadaşlarımıza da buraların ne kadar önemli olduğunu ve buralarda çalışmanın nasıl bir duygu olduğunu anlatmaya çalışacağız. Her neyse… Ben de ilgimi en çok çeken konulardan biri olan engelli bakım merkezlerinde bir dönem mesleki çalışmalarda bulundum.

     

    Sayıca kalabalık bir kuruluştu ve ilk aşamada sadece hizmet alan bireylerin isimlerini öğrenmem gerekiyordu. Bir engelli bakım merkezinde çalışmaya başladıysanız, gökten düşer gibi bir anda her şeyin mükemmel olmayacağını, alışmanın zaman alacağını iyice öğreneceksiniz demektir. Bilişsel süreçleri normal düzeyde ilerleyen danışan ile mesleki görüşme yapacak olsanız öncelikle karşınızdaki kişinin güvenini sağlamak, her vakanın biricik ve tek olduğunu hissettirmek, sırlarının garanti altında olduğunun teminatını vermek gibi görevleriniz vardır. Bu süreç, normal gelişim düzeyindeki danışanlar ile bile oldukça zordur. Tabi burada danışanın danışma sürecine kendi isteğiyle mi yoksa çevresinden veya ailesinden bir istek-baskı ile mi katıldığı, danışma için en uygun olan zamanlamanın neresinde olduğu gibi pek çok etken vardır. İşler arapsaçına dönmeden önce size ulaşan danışmanınız, içinden çıkılmaz hale gelene kadar bekleyen danışanınızdan en az bir adım öndedir. Biz burada daha çok, bilişsel süreçleri ve zeka seviyelerinin normalin altında olan biricik vakalarımızdan bahsedeceğiz.

     

    Bir bakım merkezine yolunuzun düşmesi şimdiye kadar başınıza gelmemiş olsa da engellilik alanında hizmet veren gündüzlü- yatılı bakım hizmeti veren kurum ve kuruluşlardan muhakkak haberiniz vardır. Eş dost- hısım akraba olmasa da bir komşunuzun yakını ya da birilerinden duyduğunuz vakalar vardır gözüyle bakıyoruz. Şöyle ki bu durumlardan biri ya da birkaçı başınıza gelmiş olsa da bu oldukça güçlü durmayı gerektiren bir süreçtir ve kabullenilmesi oldukça uzun süren bir geçiş dönemidir. En baştan alacak olursak yaşı, cinsiyeti, fiziksel durumu, sosyo-ekonomik durumu ne olursa olsun sizin ya da ailenizden birinin ‘’engelli sağlık raporuna’’ sahip olması kolayca benimsenecek bir durum değildir. Şok, inkar etme, suçlama, kabul etme ve alışma aşamaları gibi süreçlerin olması normaldir; hatta ilk üç aşamayı atlatabilmiş danışanların sayısının çoğunluğa oranla oldukça az sayıda olduğu bilinmektedir. Şu an sağlıklı olmak demek ileride demans ya da şizofreni teşhisiyle karşılaşmayacağımız anlamına gelmiyor maalesef…

    Sizin değil de ailenizden birinin engelli durumunda olduğunu, kolay olmayan bu durumu bir nebze de olsa kabul ettiğinizi ve yakınınızı bir engelli bakım merkezine emanet edeceğinizi ele alalım.

     

    Bu kuruluşun aynı il sınırları içinde olabileceği gibi farklı illerde de olabileceğini tabi ki hatırlatmak isteriz. Engelli sağlık raporu, mahkeme kararı gibi mecburi işlemler sonrasında ruhsal engelli yakınınızı kuruluş bakımına yerleştirdiniz.

     

    Kuruluşa getirilen bireyin kuruluşa ve diğer kuruluş sakinlerine alışması, kendisinin orada olduğunu kabullenmesi içinse ayrı bir süreç başlamıştır. Öncelikle birey kuruluşa geleceğinden haberdar mıdır? Burada olmasının nedeni nedir? Nasıl bir yerdedir? Kendi düzenini burada devam ettirebilecek midir? Aklında ister istemez bir sürü soru işareti vardır ve buraya nasıl geldiğinin de etkisi çok fazladır. Rahatsızlığının farkında olan ve tedaviyi kabul eden bireyin ailesiyle gelip kuruluşa yerleşmesi bundan sonraki rehabilitasyon ve tedavi süreçlerini de olumlu yönde etkileyecektir. Bunun yanında ailesi tarafından zorla, hiçbir açıklama yapılmadan, kandırılarak- yalan söylenerek- ne düşüneceği önemsemeden getirilen bireyin yaşayacağı uyum sorunları çok daha zordur ve yeni hayatını kabullenmesi diğer bireylere oranla daha uzun süre gerektirmektedir.

    Ruhsal engelli bir bireyin bilişsel yetilerinin el verdiği ölçüde mesleki çalışmaya katılım sağlaması rehabilitasyon ve tedavi süreci için oldukça önemlidir. Şöyle ki sözel iletişime kapalı, konuşma- işitme bozukluğu olan, ağır düzeyde mental retardasyon teşhisi almış bir engelli ile bireysel görüşme yapmak pek mümkün değildir. Bireyin durumu neticesiyle psikososyal görüşme yerine bireyin hareketleri gözlemlenmekte, nelerden hoşlanıp hoşlanmadığı, neleri yapabiliyor ya da yapamıyor olduğu bu gözlemlerden öğrenilmektedir. Hastalık öyküsü, kuruluş bakımından önceki hayatı hazırlanan sosyal inceleme raporlarından, varsa ailesi- vasisi ile yapılan görüşmelerden öğrenilmektedir. Böyle sözel iletişim kurulamayan engellilerin sayıca az olmadığı ilgili kurum ve kuruluşlarda çalışmalar yapan ilgili kişilerin bilgisi dahilindedir.

     

    Öncelikle sözel iletişim kurabilen ve söyledikleri anlaşılır, kendisini ifade edebilen, bilinci yerinde ve engel oranının gündelik hayatını çok fazla etkilemeyen birisini ele alalım. Ruhsal engelli( şizofren, bipolar vs) teşhisiyle karşınıza gelen birey alevlenme döneminde olmasa dahi sizinle oldukça zor bir iletişim kuracaktır. Belki de iletişim kurmayı reddedecek ve sizin güven sağlamanız, karşılıklı birkaç kelime konuşacak kıvama gelmeniz aylar sürecektir. Bu nedenle engellilik alanında çalışmak diğer alanlara oranla çok daha emek ve sabır isteyen bir çalışma bütünüdür. Birey aradan geçen zamanla birlikte size güvenmeye başlamış, sizin ona olan hal ve hareketleriniz kendisini önemsediğinizi, ona yardımda bulunabileceğinizi hissettirmiş ve birey size ilk adımı atmıştır. Öncelikle yapılan bireysel görüşmelerde küçük küçük sizi sınayabilir. Güvende olup olmadığını kontrol ettiğini, gerçekten dinlenip dinlenmediğini sınamasını mesleki müdahale aşamalarında fark edebilirsiniz.

     

    Gündelik hayatta yaşadığı zorluklardan şikayet edebilir, yalnız kalma, uyuyamama gibi sorunları hakkında yardım isteyebilir ya da sadece sizin halinizi hatrınızı sormak, yaptığınız gündelik sohbetler ona iyi gelebilir. Mesela hem fiziksel hem zihinsel engeli olan bir kuruluş sakinimiz her sabah aynı saatte yapılan ziyaretlerde sözel iletişim kuramasa da meslek elemanıyla duygusal bir bağ kurmuş; adını bile hatırlayamayacak bilişsel bir durumda olan birey alışkanlıkları dahilinde moral ve motivasyon sahibi olmuştur.

     

    Dinlemek ve konuştuklarının dinleniyor olması da aynı sebeple insan hayatı için önemlidir. Ruhsal durumunun sadece kısa bir hal hatır sormaya tahammülü olan engelli, her gün aynı saate kuruluş meslek elemanıyla karşılaşmakta ve birkaç gün görmediğinde o kısa görüşmenin eksikliğini hissetmektedir.

     

    Sonuç olarak mesleki müdahale kapsamında, görüşme odasında olsun ya da olmasın, bence en iyi psikolojik tedavi yöntemlerinden biri sayılabilecek şekilde konuşuyoruz. Anlamlı anlamsız, nedenli nedensiz, kalabalıkta ya da kendi kendimize… Eğer konuşmak kendi başına yeterli olsaydı bugün ne klinikler var olurdu ne de danışma merkezleri. İnsanoğlu kendi iç sesini duyma konusunda, çıkar yol arama aşamasında veya en basitiyle sadece dertleşme amacıyla anlatmak ister. Anlattıklarının dinlenmesini, dinleyen tarafından kendisine önem verildiğini görmek ister. Bu terapi süreci bakım merkezinde ise ağzınızdan çıkan her bir kelimeye gereğinden de fazla dikkat etmelisiniz. Sizin için belki önemli olmayan en küçük bir ayrıntı kelime, dikkatiniz haricinde olagelen jest ve mimikleriniz size mesleki olarak açılmayı başarmış danışanınızı küstürebilir, kabul ettiği mesleki görüşmeden vazgeçirebilir. Unutulmaması gereken bir başka nokta ise bakım merkezinde bireysel görüşmeyi kabul eden bir danışanın dış dünyayı yeniden anlamlandırması, diğer etkenlerin yanında, o kurum/kuruluşta çalışan meslek elemanına bağlıdır.

     

    Hangi hizmet alanı olursa olsun, güven ve başarıyla…

     

    Nildem DİLMEÇ TOKUR

    Sosyal Hizmet Uzmanı

    Aile Danışmanı