Blog

  • Psikologların haklı isyanı: Psikolojide Mesafe Olmaz!

    İstanbul Üniversitesi’nin açık öğretimle Psikoloji Bölümü eğitimi kararına hızlı bir reaksiyon gösteren psikologlar, kararın durdurulması adına gerek sosyal medyada gerekse kamuoyunu bilinçlendirme noktasında çeşitli girişimlerde bulundu.

    Konuya ilişkin alanın uzmanları, akademisyenler ve öğrencilerden tepki açıklamaları gelmeye devam ediyor. Tepkiler Türk Psikologlar Derneği’nin de öncülüğüyle sosyal medyada bir kampanyaya dönüştü. Her gün değişen hashtaglere  bilim insanından siyasetçisine, sanatçısından yazarına kadar pek çok isim de destek verdi.

    Türk Psikologlar Derneği ise “Değerli meslektaşlarımız ve kamuoyu, psikolojinin açıköğretime açılmasının iptaline dair talebimiz duyulana kadar tüm gayretimizle devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Dernek Başkanı Doç. Dr. Okan Cem Çırakoğlu “Psikologlar insan kaynaklarından kreşe, cezaevinden medyaya her alanda bilimsel temeller üzerine inşa edilmiş, etik ilkelere bağlı olarak çalışır. Gereken bilgi, tutum ve yaklaşımı da sınıfta öğrenirler” ifadelerini kullandı.

  • ADLİ SOSYAL HİZMET STAJ DENEYİMİ

    Bu yazıyı okuyorsanız yada sosyal hizmet stajı için araştırma yapıyorsanız öncelikle staj sürecine başladığınız için başarınızı tebrik ederim ve daim olmasını dilerim.
    2020 bahar döneminde dahil olduğum staj sürecini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak bu staj sürecimin Covid-19 salgını için alınan önlemlerden dolayı 3 hafta sürdüğünü belirtmek zorundayım daha sonra stajımız iptal edilip yerine ödevler verildi. Umarım siz stajınızı sağlıklı bir şekilde gerçeklestirirsiniz. Daha fazla uzatmadan süreci sizlere aktarayım. Staj başvurusu yaparken gittiğiniz kurumlar “ücretli” stajyer istemeyebilir bu nedenle sizi kabul etmeyebilirler. Staj için ücret beklentiniz yoksa mutlaka ücretsiz olduğunu belirtin çünkü başvuru sürecinde yanlış anlaşılmalar gibi bir çok nedenden dolayı çok yorulduk. Belki de en zoru başvuru süreciydi. Başvuru yapmadan önce mutlaka uzmanlarla görüşün ve eski sosyal hizmet öğrencilerinin staj süreçleri hakkında çekinmeden sorular sorun ve unutmayın ki her kurumda işleyiş farklı prosedürü mutlaka öğrenin.
    Uzmanlarımız ile daha önce tanışmış olduğumuz için ilk gün aşırı bir stres yaşamadım. Adliyede staj yaparken veya öncesinde araştırma içinde olun mevzuata hakim olun bu sayede uzmanınız size güvenebilir.
    Adliye stajımda en çok karşılaştığım vakalar velayet çekişmeler ile ilgiliydi. Uzmanlarımız bizleri her adlı görüşmeye dahil etti, görüşme öncesinde bilgilendirme yaptılar, önemli noktalar ve dikkat etmemiz gereken konular hakkında ön bilgi verdiler, görüşme sürecinde not almamıza teşvik ettiler hatta izin alarak müracaatçıya soru dahi sormuştum (4.günümde). Görüşmelerine katıldığınız kişilerin mahkemelerine uzmanlarımız ile katıldık ve o mahkeme salonunda uzmanınızın değerlendirmelerini dinlerken bölümünüzün gururunu yaşıyorsunuz.
    Avantajlar
    + Kadın, çocuk, engelli bireyler, yoksul bireyler gibi çeşitli dezavantajlı grupla karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek bu nedenle daha çok deneyim sahibi olmuş olursunuz.
    + Adli görüşme süreci: çocukla görüşme, yaşlı birey ile görüşme gibi lisans sürecinde gördüğünüz bütün görüşme teknikleri ile karşılaşabileceğiniz bir süreçtir.
    + Ev incelemesi, SİR, adlı dosyaları değerlendirme gibi birçok çalışmaya dahil olmus olacaksınız.
    + Benim staj yaptığım adliyede benimle beraber 2 kişiydik ve sayımız az olduğu için kurundaki sosyal hizmet uzmanları ve psikologlar bizimle yakından ilgilendiler.
    Dezavantajlar
    – Her alanda olduğu gibi adli sosyal hizmet alanında da iş yoğunluğu çok fazla bu nedenle uzmanlarınızdan her daim bilgi paylaşımı beklemek haksızlık olur.
    – Adliyenin kendine özgü kuralları bulunmakta bu kuralları önceden ögrenmediğiniz zaman başka birimler ile sorun yaşayabilirsiniz
    – Mahkeme ve görüşme sürecinde soğukkanlı olmalısınız duygularınızı kontrol etmeniz gerekmektedir (Bazı görüşmelerde gerçekten çok zor)
    – Benim staj yaptığım adliyede küçük bir odada 2 sosyal hizmet uzmanı 3 psikolog aynı odada küçük masalarda çalışmak zorundaydı bizlerde odada bulunan ikili oturakta oturuyorduk. Stajyerlerin raporları inceleyebilmeleri için bir masa yoktu. (Yakın bir zamanda öğrendiğim ki yeni bir oda ayarlanmış) Ancak çoğu adliyede fiziksel şartlardan dolayı ne uzmanlar ne de stajyerler yeterli verim alamamaktadır.

    Meryem Keleş

  • BAĞLAYAN İSTİSMAR

    BAĞLAYAN İSTİSMAR
    Bireyler yaşamlarına başladıkları günden ölümlerine kadar hayatlarında belirleyici olan bir
    faktör vardır; bağlanma kavramı. Bowlby’ nin kuramına göre bebeklikten itibaren bağlanma
    gelişmektedir, ilk üç yıl güvenli bağlanma için çok önemlidir; bunun yanı sıra ergenlikte aile
    ile olan bağlar zayıflamaktadır, yetişkinlikte ve yaşlılıkta ise bağlanma etkisini oldukça
    göstermektedir. Bağlanma kuramları incelendiğinde üç bağlanma stili ortaya çıkmaktadır:
    Güvenli bağlanma, Kaygılı-Kararsız bağlanma ve Kaygılı-Kaçınan bağlanma ortaya çıkmıştır.
    Güvenli bağlanan bireylerin sosyal açıdan özgüvenli, girişken, ilişki kurmaya açık olduğu
    görülmektedir. Kaygılı-Kararsız bağlanan bireylerde ise terk edilme ve yalnızlık korkusu ve
    özgüvensizlik görüldüğü söylenebilir. Bunun yanı sıra Kaygılı-Kaçınan bireylerde sosyal
    açıdan baskılanma, yakın ilişkilerden kaçınma, kendini açmaya karşı rahatsızlık hissi
    bulunduğu söylenebilir.
    Çocukluk ve ergenlik döneminde istismara maruz kalan bireylerde kaygılı-kararsız ve
    kaygılı-kaçınan bağlanma görülmektedir. Bireyler çocuklukta örselendikleri ve ergenlikte bu
    durum devam ettiğinden; benlik saygısında örselenmemiş bireylere oranla azalma, saplantılı
    düşünmede artış, ilişkisel depresyon oldukça sık rastlanan bulgular halinde karşımıza
    çıkmaktadır.
    Toplum etkisi ve bireylerin kendini açamaması sebebi ile istismara karşı bireyler baskılanmış
    bu sebeple kimseye anlatmayan bireyler duygularını daha az dışa vuran bireylere dönüşmüş
    olabilirler. İntihara teşebbüs, akranlar arasında ve iletişimde zorluk da bireylerin yaşadığı bazı
    diğer zorluklar olabilmektedir. Bireylerin bağlanma stilleri göz önüne alındığında güvenli
    bağlanma ile negatif korelasyon, kaygılı-kararsız bağlanma ve kaygılı-kaçınan bağlanma ile
    ise pozitif korelasyon görülmektedir.
    İstismara uğrayan bireylerdeki cinsiyet dağılımına bakıldığında (benlik saygısı ve ilişkisel
    depresyon açısından) ; kadın bireylerde erkek bireylere oranla benlik saygısında daha ileri
    düzeyde bir azalma görülmektedir, erkek bireylerin ise ilişkisel depresyon puanları kadın
    bireylerinkinden yüksek olduğu görülmektedir.
    Sonuç olarak çocukluk ve ergenlik döneminde örselenmiş bireylerin bağlanma stillerinde
    güvenli bağlanma sağlandığını söylemek yanlış olur. Bireylerin hayatları boyunca bağlanma
    stillerinin etkisinde olacakları göz önünde bulundurulduğunda; istismara uğrayan bireylerin
    yetişkinlikte, ilişkilerinde, evliliklerinde, özellikle iletişimde zorluklar yaşayabileceklerini
    düşünüyorum. Bireylerin ikili ilişkilerinde iletişimsizlik veya şiddete karşı susma eğilimi
    olduğu da söylenebilir, bununla birlikte şiddet gören bireylerin şiddet görmeyenlere oranla
    şiddet uygulamaya daha meyilli olduğunu da alanda yapılan bazı çalışmalar belirtmektedir bu
    nedenle bireyler ilerleyen yaşantılarında şiddete maruz kalan yerine şiddet öznesine de

    BAĞLAYAN İSTİSMAR
    Asıl olması gereken ise bireylerin fiziksel, duygusal ya da sözlü şiddete maruz kaldıklarında
    yetkili mercilere ulaşmasını sağlayabilmek olduğunu düşünüyorum, bu mercilere direk
    ulaşmasını sağlayamıyor ise iletişime geçebileceği bireylerin farkında olup destek
    alabilmesini ve haklarını kullanabilmesini sağlamak olmalıdır. İlkokul ya da ortaokul
    çağındaki bir çocuk bu duruma maruz kaldığında ailesine, rehber öğretmenine, hastane veya
    polise başvurabilmeli, toplum baskısı ve akran zorbalığı yaşaması önlenmelidir, çocuk gerekli
    koruma altına alınmalıdır.

     

    ECEM GÜNAL

    Kaynakça
    1- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/115119
    2- https://www.tavsiyeediyorum.com/makale_1610.htm
    3-
    https://web.b.ebscohost.com/abstract?direct=true&profile=ehost&scope=site&authtype=crawler
    &jrnl=1302597X&AN=20193366&h=Vw6IlyQfuJ20yGac1x7R0KlsLuJHiUGX6VbA0p4oL%2bURpAHY
    H1jWeYEUffPIcvYpLhBODmjUrluX8TD7%2bMacww%3d%3d&crl=c&resultNs=AdminWebAuth&res
    ultLocal=ErrCrlNotAuth&crlhashurl=login.aspx%3fdirect%3dtrue%26profile%3dehost%26scope%3
    dsite%26authtype%3dcrawler%26jrnl%3d1302597X%26AN%3d20193366
    4- file:///C:/Users/eccee/Downloads/576-1150-1-SM.pdf
    5-
    http://acikerisim.deu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/7033/306477.pdf?sequ
    ence=1&isAllowed=y
    6-
    https://openaccess.biruni.edu.tr/xmlui/handle/20.500.12445/108#sthash.oXh9fath.wk6lw259.dp
    bs

  • ŞİZOFRENİ VE SOSYAL HİZMET

     

    1.        ŞİZOFRENİ

    Şizofreni, toplumun yaklaşık %1’ini etkileyen, genellikle 25 yaşından önce başlayan, yaşam boyu devam eden ve bütün sosyal sınıflardaki insanlarda görülen, bireyin gerçekle olan bağlantısını zamanla koparıp düşünce ve davranışlarda bozulmalar meydana getiren ruhsal bir hastalıktır. Kadın-erkek arasında hastalığın görülme sıklığında önemli bir fark görülmemektedir (www.erenkoyruhsinireah.saglik.gov.tr). Zihinsel, ruhsal ve davranışsal bozukluklar altında yer alan şizofreni aynı zamanda bir engelliliktir. Şizofrenide engellilik oranları belirtilere göre değil, işlevsellik düzeylerine göre verilir.

    Şekil 1. Şizofreni

    1.1.      ŞİZOFRENİ HASTALIĞI TİPLERİ

    İstanbul Beyin Hastanesi Erişkin Psikiyatri Merkezi’ ne (2018) göre şizofreni hastalığının tipleri şu şekildedir:

    • Katatonik şizofren hastalığı;bireyin bazı durumlar sırasında uzun süre kıpırdamadan kalması olarak tanımlanabilir. Belirgin bir psikomotor bozukluktur.
    • Paranoid şizofren hastalığı;şizofren hastalıkları arasında görülen en yaygın şizofren hastalığı türüdür. Yanılsamalar ve işitsel halüsinasyonlardır.
    • Desorganize şizofren hastalığı; bu hastalığı olanlarda konuşmalar ve davranışlar dağılmış, birbiriyle bağlantısız ve saçmadır. Alakasız davranışlar gösterebilirler gülünecek duruma ağlamak gibi.
    • Tortu şizofren hastalığı;şizofren hastalığı belirtileri çok aza indirilmiş ya da kalmamış denilebilir. Fakat bazı durumlarda hafif belirtiler gösterilebildiği şizofren hastalığı tipi olarak tanımlanır.
    • Farklılaşmış şizofren hastalığı; şizofren hastalık tanısı konulur fakat diğer tiplerden herhangi birinin tanısı konulmadığı durumda farklılaşmış şizofren hastalığı tanısı konulur.

    2.        ŞİZOFRENİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE BELİRTİLERİ

    Eren (2006) çalışmasına göre biyolojik, psikososyal ve çevresel etkenleri içeren stres yatkınlık modeline göre, özel yatkınlığı bulunan bir kişi, stresli bir durumla karşılaştığında şizofreni belirtileri geliştirebilmektedir. Aynı çalışmada yer alan nörobiyolojik teoriye göre ise şizofrenide beynin belirli bölgelerindeki anormal durumlar üzerinde durulduğunu açıklamakta ve doğum komplikasyonları ile şizofreni gelişimi arasında bağlantı olduğunu söylemiş; şizofreninin aşırı dopaminerjik aktivitenin bir sonucu olarak ortaya çıktığını ve genetik faktörlerin şizofrenide oldukça önemli olduğunu söylemiştir. Çünkü şizofren hastalarının birinci dereceden akrabalarında şizofreni gelişme riski, normal kişilerin akrabalarına göre en az beş kat daha yüksektir (Eren, 2006). Göç, virüslere bağlı enfeksiyonlar, kış doğumları, stres verici yaşam olayları da şizofreni için risk etkenleri arasında sayılmaktadır (aio.com.tr).

    Eren (2006) çalışmasında hastalığın klinik özelliklerini üç başlıkta incelemiştir.

    1. Şizofreni için hiçbir bulgu veya belirti yoktur; şizofrenide görülen her bir bulgu veya belirti diğer psikiyatrik veya nörolojik hastalıklarda da görülebilir. Şizofreni tanısı için hastanın tıbbi ve psikiyatrik öyküsü, aile ve sosyal geçmişi hakkında olabildiğince kapsamlı bilgi toplamak, aile bireyleri ve arkadaşları ile görüşmek, ayrıntılı bir ruhsal durum muayenesi gerçekleştirmek son derece önemlidir.
    2. Zamanla hastanın belirtileri değişir. Örneğin, bir hasta aralıkla halüsinasyonlara sahip olabilir ve sosyal durumlara uyumu değişkenlik gösterebilir veya hastalığın gidişi sırasında gelip geçici bir duygu durum bozukluğu belirtileri görülebilir.
    3. Klinisyen hastanın eğitim düzeyini, entelektüel yeteneğini ve alt kültürel konumunu hesaba katmalıdır. Soyut kavramları anlama yeteneğindeki bozulma, örneğin, hastanın eğitim veya zekâsını yansıtabilir. Dini organizasyonlar ve topluluklar organizasyon dışındakilere garip gelen adetlere sahip olabilir ve bunlar o kültürel yapı içinde normal olabilir.

    Kısaca özetlemek gerekirse şizofreninin klinik özelliklerinde hiçbir belirti olmayabilir, var olan belirtiler başka hastalıklarda da görülebildiği için karıştırılabilir. Bu karışıklığın önüne geçilebilmesi için ise ayrıntılı aile öyküleri ve aile bilgileri ayrıca önem taşımaktadır. Meslek elemanı hasta ile ilgili ayrıntılı bilgilere dikkat etmeli, olabildiğince bireyin içinde bulunduğu sistemleri de dâhil ederek (yani bir nevi çevresi içinde) değerlendirme yapmalıdır. Sosyal hizmet uzmanlarının “Sosyal İnceleme Raporları” bu konuda oldukça önemlidir.

    Abdi İbrahim Otsuka İlaç Sanayi ve Tic A.Ş. resmi web sitesinde belirttiği üzere şizofreni belirtileri genel olarak 5 başlık altında toplanabilir:

    1. Pozitif belirtiler; normal işlevlerde bozulma veya abartı, aşırılık olarak yorumlanmaktadır.
    2. Negatif belirtiler; günlük normal işlevlerde azalma veya eksiklik olarak değerlendirilir.
    3. Afektif (duygulanımla ilgili) belirtiler; duygusal tepkilerde değişiklikler, farklılıklarla ilişkilidir.
    4. Kognitif (bilişsel) belirtiler, bilişsel bozulmalar; bellek işlevlerinde, sözel akıcılıkta, soyut düşünmede bozulmayı içerir ve negatif belirtilerle birlikte kişinin doğal yaşantısını sürdürmesini engeller.
    5. Motor davranışsal belirtiler; şizofrenide bilincin kısmen kaybolması hali, kas sertliği ve duruş almayı da içeren çeşitli ve değişken motor belirtiler görülebilir. Hastada bu belirti başlıklarından bazen sadece bir tanesi görülebilirken, bazen hepsi bir arada bulunabilir.

    İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü İstanbul Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (2018) açıklamasına göre ise şizofreninin belirtileri şu şekilde özetlenmiştir:

    Hastalığın alevlenme dönemlerinde düşünce ve algı bozuklukları sık görülmektedir. Kişi birileri tarafından takip edildiğini düşünebilir, başkalarının yemeğine zehir kattığına inanıp yemek yemeyi reddedebilir. Herkesin kendisi hakkında konuştuğunu ya da kendine zarar verileceğine yönelik düşüncelerini paylaşabilir. Bu tarz hatalı düşüncelere hezeyan adı verilmektedir ve bu tarz düşünceler nedeniyle kişi kavgacı bir tutum sergileyebildiği gibi, herkesten uzaklaşma eğilimi içinde olup içine kapanabilir. Korku ve öfke dolu ne olduğunu yeterince anlayamadığı bir dünyada olduklarını hissedebilirler.

    Algı bozuklukları da şizofrenide yaygın olarak görülebilmektedir. Gerçekte olmayan sesler, görüntüler, kokular ve dokunsal duyular algılayabilirler. Bu belirtiye halüsinasyon denilir. Sadece kendisinin duyduğu bu seslere yanıt verebilir, seslerin dediklerini yapabilir. Dışarıdan bakıldığında kendi kendilerine konuşuyorlarmış izlenimi oluşabilir. Ölüleri ya da başka varlıkları gördüklerini söyleyebilirler. Hastalığın alevlenme dönemleri dışında görece daha sessiz seyreden dönemlerinde içlerine kapanıp, çökkün keyifsiz olabilirler. Günlük işlerini dahi yapmak istemez toplum içine karışmaktan rahatsızlık duyabilirler. Genellikle duygusal katılım gerektiren şeylerde zorlanırlar. İsteksizlik nedeniyle rutin işlerini aksatabilirler.

    3.        ŞİZOFRENİNİN ENGELLİ KİŞİNİN YAŞANTISINA ETKİLERİ

    Şizofreni hastalarının önemli bir kesimi damgalanma korkusu ve bilim dışı inançlar yüzünden ya da ekonomik nedenlerle kendi evlerinde saklı tutulmakta, muayene ve tedavi için bir hekim ya da sağlık kuruluşuna bile götürülmemektedirler (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017). Bu da hali hazırda bulunan hastalık durumunu daha arttırmaktadır. Sönmez’e (2009) göre damgalanmanın kökeninde zarar görme duygusu yatmaktadır. Damgalanmış bir kişi diğer tüm özellikleri göz ardı edilerek atfedilen olumsuz değerle özdeşleştirilir; dışlanma, aşağılanma, şiddet ve ayrımcılığa daha fazla maruz kalır. Ruhsal hastalığı bulunanlar tarih boyunca damgalamaya en çok maruz kalanlar arasındadır.

    Şizofreni tedavisinde kullanılan psikososyal girişimler, kendine bakım yetersizliklerini, kötü yaşam kalitesini, kişilerarası ilişki sorunlarını, tedaviye uyumsuzluğu, işlev bozukluklarını, bağımlılığı, toplumsal ve mesleksel becerileri hedefleyerek üretkenliğe temel hazırlamaktadır (Sönmez,2009). Psikososyal tedavi girişimlerinin her biri, bireyin üzerinde farklı amaçlar taşımaktadır; fakat temelde hepsinin ortak amaçları şunlardır (Sönmez,2009):

    • Hastalığın belirtileri ve eşlik eden ikincil sorunların azaltılması
    • Hastaları çevresel baskılara karşı daha dayanıklı hale getirmek
    • Hastaların kişilerarası ilişkilerini geliştirerek toplumsal rol işlevselliğini arttırmak
    • Toplum içerisinde bağımsız yaşayabilme becerilerini geliştirmek
    • Hastaların hastalık üzerinde denetim gücü kazanmalarını sağlamak

    Tüm bunlar bireyi, psikososyal bütünlüğünü koruma ve geliştirme amacını taşımaktadır.

    4.        ŞİZOFRENİNİN YOL AÇTIĞI KAYIPLAR VE SORUNLAR

    Ruhsal bir rahatsızlığın tam düzelmeyen, tedaviye rağmen süren inatçı belirtileri hastaların kişisel bakım, günlük faaliyetler, aile içi ilişkiler ve toplumsal ilişki alanlarındaki işlevselliklerini çeşitli ölçülerde bozar ve hastalık öncesi duruma gelmelerine engel olarak yeti yitimi oluşturur. Ruhsal rahatsızlığa bağlı yeti yitimi gelişmiş bir bireyin rol performansında ortaya çıkan kısıtlılıklar kişiyi engelli duruma getirirler.

    Hastalıkların kişiyi engelli hale getirmesinde hastalığın üç evresinin özellikleri belirgin rol oynamaktadır:

    1. Birinci evre hastalık öncesi engellerdir ve ruhsal bozukluğun ortaya çıkmasından çok önceleri başlamış olan sorunlarla ilgilidir.
    2. İkinci evre birincil engellerdir ve ortaya çıkmış olan ruhsal bozukluğun doğasından kaynaklanırlar. Hastanın yaşadığı belirtilerden dolayı işlevselliğini kaybetmesi halidir.
    3. Üçüncü evrede ortaya çıkan ikincil engeller ise hastalığın ön plânda olan birincil belirtileri geçmiş olsa bile devam eden ilişki ve uyum sorunlarıdır. Hastalık sonucunda hastada kalan birtakım kalıntı belirtilerin ve hastalık sürecinin kişiyi yaşamdan koparması sonucu oluşan boşluğun oluşturduğu toplumsal, mesleki ve akademik yetersizliklerdir (Sönmez, 2009).

    Toplumda ruh hastalıkları korkulacak bir durum/birey gibi algılandığı için hastalar dışlanabilmekte ve hastalık konusundaki bilgi eksikliği bu tutumları daha da olumsuzlaştırmaktadır (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017). Bu durumda hem bireyin kendisi hem de aileler, kendisi ya da bir aile üyesinin şizofreni tanısı aldığında, diğer uzak aile üyeleri veya arkadaşları tarafından dışlandıklarını hissederler.

    5.        ŞİZOFRENİNİN AİLE YAŞANTISINA ETKİSİ

    Şizofreni sadece hastalar için değil, aileler için de çeşitli güçlüklere neden olan bir hastalıktır. Şizofrenili hastalara bakım veren aile üyelerinin yüksek düzeyde bakım yükü ve düşük düzeyde aile işlevleri deneyimi söz konusudur (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017). Şizofreni hastası yakını/ailesi olmak; aile bireylerinin hastalık hakkındaki bilgisizliği ve çaresizliği birçok sorunu da beraberinde getirir. Utanç, suçluluk, korku, çaresizlik, gelecek kaygısı ve öfke ailelerin sıklıkla yaşadığı duygulardır (www.sagligim.gov.tr). Şizofreninin şiddet içeren bir hastalık olduğu korkusu ailenin daha da dışlanmasına neden olmaktadır (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017). Özellikle hastaların tedavi reddi olduğu ya da akut alevlenme dönemlerinde daha çok hasta yakınları için zor olabilmektedir. Hasta yakınları hastalığın utanılacak bir şey olduğu düşüncesi nedeniyle dışlanma, aşağılanma korkusuyla hastalığı gizleyebilmekte bazen yok sayabilmektedirler. Ancak hasta yakınlarının dengeli tutumunu hastalık seyri üzerinde çok olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Şizofreni hastalığı ile mücadelede hasta yakını ekibin en önemli parçalarından biridir (www.erenkoyruhsinireah.saglik.gov.tr).

    Belirtilerin kontrol altına alınması, hastaların sosyal işlevselliklerinin artırılması, hasta yakınlarının anksiyete depresyon düzeylerini azaltmaya yönelik girişimler, sağlık çalışanı desteğini de içeren sosyal destek ailenin yükünün azaltılmasına yardımcı olacaktır. Hastalar için daha iyi tedavi sonuçlarına ulaşmak amacıyla ailelere yönelik olarak psikososyal girişimlerin; hastalara yönelik olarak da rehabilitasyon programlarının uygulanması bakımdaki yükü kolaylaştırmada önemli temel elementlerdir (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017).

    6.        ŞİZOFRENİ HASTALARININ YAŞADIĞI SOSYALLEŞME SORUNLARI

    Şizofreni hastalarında evlilik ve aile hayatı konusuna değinilecek olur ise Medeni Kanun’da “akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez.” ifadesi yer almaktadır. Sağlık kurulu uygun görür ise bir şizofreni hastası evlenebilir; fakat toplum içerisinde damgalanma ve dışlanmaya maruz kalacağını söylenebilir. Kronik ruhsal hastalıklar aile içinde evlilik ilişkilerini etkileyen önemli bir yaşam krizidir. Eşlerden birinin hastalanması ailenin dengesini bozar ve hastalık sürecinde hasta eşin aile içindeki rollerini genellikle sağlıklı olan eş yüklenir. Bakım verme sorumluluğu taşıyan eşlerin iyiliği ve sorunlarla duruma uygun bir şekilde baş edebilmesi, hastalığın seyri açısından önem taşımaktadır. Araştırma bulguları eşlerin, sosyal ilişkilerde azalma, kendine zaman ayıramama, dinlenememe ve maddi gelirde azalma yanında, hastanın bakım ihtiyaçlarıyla kuşatılmış olduğunu göstermektedir (Hocaoğlu ve Köroğlu,2017). Ayrıca eşlerin boşanması söz konusu olduğunda şizofreni tanısı konması hemen boşanma gerekçesi oluşturmaz. Türk Medeni Kanunu’na göre akıl hastalığı sebebiyle boşanmanın mümkün olabilmesi için sadece hastalığın bulunması yeterli değildir (www.sizofrenidostlaridernegi.org).

    Işık, Kılıç ve Savaş’ın (2019) çalışmasında yaptığı görüşmeler sonucunda bireylerin, şizofreniden kaynaklı çabuk sinirlenme, odaklanmakta güçlük, uykuda artış gibi bazı belirtilerinin çalışma hayatındaki şartlara uyum sağlamalarında güçlük yaşadıkları anlatılmaktadır. Aynı zamanda hasta bireylerin işe alımlarda işverenler tarafından zorluk yaşadıkları belirtilmiştir. Engelli kadrosundan işe alınma konusunda da birtakım zorluklar yaşadıklarını, işverenlerin genellikle fiziksel engelli kişileri tercih ettikleri belirtilmektedir. Aynı çalışmada bireylerin engellilik maaşın kesilmesinin çalışamama nedenlerinden biri olduğunu belirlenmiştir. Bireyler genellikle çalışmak istediklerinde engellilik maaşlarının kesildiğini ve kesilen maaşı tekrar bağlatmanın da uzun zaman aldığını bu yüzden bir işe girmeye cesaret edemediklerini ifade etmişlerdir (Işık, Kılıç ve Savaş,2019). Yine aynı çalışmada damgalanma nedeni ile hastaların çalışma hayatında “deli” ya da “çürük elma” olarak nitelendirildikleri açıklanmaktadır.

    Daha önce yapılan çalışmalarda kadın şizofreni hastalarında sosyal işlevselliğin daha iyi olduğu söylenmekte olsa da, Erol, Keleş Ünal, Mete ve Tunç Aydın’ın  (2009) yaptığı çalışmada yüzdeki duyguları algılama yetisi, bilişsel işlevler gibi sosyal işlevselliği etkileyebilecek pek çok etmen açısından eşdeğer olan kadın ve erkek hastalar arasında sosyal işlevsellik açısından fark bulunmadığını söylemektedir. Aynı çalışmada iş sahibi olan hastalarda sosyal işlevsellik daha iyi düzeyde olduğu ve evli hastaların sosyal işlevsellik düzeyleri daha yüksek bulunmuştur.

    7.        ŞİZOFRENİ VE ENGELLİLİĞİN ULUSLAR ARASI/ ULUSAL MEVZUATTAKİ YERİ

    5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’a göre bireyin engelliliğini ve engellilikten kaynaklanan özel ihtiyaçlarını belirleyen derecelendirmeler, sınıflandırmalar ve tanılamalarda uluslararası temel yöntemler esas alınmaktadır. Engellilerin öncelikle bulundukları ortamda bağımsız yaşayabilmeleri için durumlarına uygun olarak gerekli psikososyal destek ve bakım hizmetleri sunulur. Destek ve bakım hizmetlerinin sunumunda kişinin biyolojik, fiziksel, psikolojik, sosyal, kültürel ve manevi ihtiyaçları ailesi de gözetilerek dikkate alınır. Aynı kanununun 11. maddesine göre yeni doğan, erken çocukluk ve çocukluğun her dönemi fiziksel, işitsel, duyusal, sosyal, ruhsal ve zihinsel gelişimlerinin izlenmesi, genetik geçişli ve engelliliğe neden olabilecek hastalıkların erken teşhis edilmesinin sağlanması, engelliliğin önlenmesi, var olan engelliliğin şiddetinin olabilecek en düşük seviyeye çekilmesi ve ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin çalışmalar Sağlık Bakanlığınca planlanır ve yürütülmektedir. İstihdam konusunda ise çalışan engellilerin aleyhinde sonuç doğuracak şekilde, engelinden dolayı diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamayacağı belirtilmiştir. Çalışan veya iş başvurusunda bulunan engellilerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri ortadan kaldırmaya yönelik istihdam süreçlerindeki önlemlerin alınması ve engellilerin çalıştığı iş yerlerinde makul düzenlemelerin, bu konuda görev, yetki ve sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlar ile işverenler tarafından yapılması zorunlu kılınmıştır.

    Engelliler Hakkında Kanun’un 15. maddesine göre engellilerin eğitim alması hiçbir sebeple engellenemeyeceğini belirtmektedir.

    Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ve Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 10. maddesinde her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşir koşuşlar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tedbirleri ve 11. maddesinde de taraf devletlerin silahlı çatışma halleri, acil insani durumlar ve doğal afetler de dâhil olmak üzere risk durumlarında engellilerin korunması ve güvenliğinin sağlanması için insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku dâhil uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli tüm tedbirleri alır. 12. maddesinde engellilerin yasa önünde eşit tanınması açıklanırken diğer maddelerde de adalete erişim, kişi özgürlüğü ve güvenliği; işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz kalmama; sömürü, şiddet veya istismara maruz kalmama, kişisel bütünlüğün korunması, seyahat özgürlüğü, özel hayata saygı, hane ve aile hayatına saygı gibi haklar açıklanmıştır.

    Şizofreni hastası birey İş Kanunu’na göre 50 veya daha fazla işçi çalıştıran iş yerlerinde %3’ lük engelli işçi kontenjanında çalışabilir. Bunun için öncelikle Türkiye İş Kurumu’na başvurmak gereklidir, kurum hastayı hastaneye sevk eder. Hasta tedaviye uyum gösteriyor ve uygulanan tedaviden yarar görüyorsa, klinik olarak “tedavi ile çalışma olanağı veren” (%45) şizofreni halinde birey çalışabilir. Hastaya engelli kontenjanından yararlanabileceğine dair sağlık kurulu raporu düzenlenir.

    2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununda sosyal hizmet programlarının uygulanmasında korunmaya ihtiyacı olan çocuk, ihtiyacı olan engelli ve ihtiyacı olan yaşlıya öncelik tanınmakta ve korunmaya, bakıma ve yardıma ihtiyacı olan kişilere hizmet sunumu insan haysiyet ve vakarına yaraşır şekilde yerine getirilmektedir.

    Medeni Kanunda “akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez.” ifadesi yer almaktadır. Bu maddeye göre sağlık kurulu raporu ile şizofreni hastalarının da evlenme hakları bulunmaktadır (www.sizofrenidostlaridernegi.org).

    Büyükşehir Belediyesi ve Belediye Kanunlarına bakıldığında hem büyükşehirlerde hem de şehirlerde yaşayan engelliler, belediyelerin engellilere yönelik sosyal hizmet ve yardımlarından yararlanma ve belediyelerde oluşturulan sağlık, eğitim, spor, çevre, kütüphane ve park gibi hizmetlere katılım hakları bulunmaktadır.

    Devlet Memurları Kanunu’na göre ise memurlara; en az %70 oranında engelli ya da süreğen hastalığı olan çocuğunun hastalanması halinde hastalık raporuna dayanarak anne veya babadan sadece biri tarafından kullanılmak üzere bir yıl içinde on güne kadar mazeret izni verilmektedir. Bu kanun maddesi şizofreni hastası çocuğu olan aile bireylerine yönelik oldukça önemlidir.

    5237 sayı Türk Ceza Kanunu’nun 122. Maddesinde nefret ve ayrımcılık konuları açıklanmaktadır. Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini, bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, bir kişinin işe alınmasını, bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Aynı kanunun 278. maddesinde ise suçu bildirmeme konusu ele alınmakta, mağdurun on beş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılacağından bahsedilmektedir.

    8.        SONUÇ

    Varsanı, sanrı, dağınık konuşma, dağınık davranış ya da silik belirtilerle karakterize psikotik bir ruhsal bozukluk olarak tanımlanan şizofreni, beyindeki dopamin artışı ile ilgili bir kronik hastalıktır (Akıncı,2019). Hastalığın ortaya çıkışında genetik faktörler kadar sosyal çevre de etki etmektedir. Bakım verenlere ciddi sorumluluklar yükleyen süreçte psikososyal desteğin yetersiz olması hastayı olumsuz etkilemektedir (Akıncı,2019). Hastalık ve tedavi sürecinde ailede stresle başa çıkma, algılanan aile yükü, damgalanma, duyguların dışavurumu gibi pek çok sorun ortaya çıkmaktadır. Bu durumda hastalığın ortaya çıkışını, faktörlerini ve sosyal ilişkilerin nasıl etkilendiği konusu ele alınırken kapsamlı bir araştırma yapılması gerekmektedir. Bu araştırma hem aile üyelerini hem de bireyin sosyal çevresini ele almalıdır. Sosyal hizmetin bir alanı olan tıbbi sosyal hizmet bu noktada devreye girmektedir. Tıbbi Sosyal Hizmet Uygulama Yönergesi’nde (2011) tanımlandığı üzere tıbbi sosyal hizmet, ayakta ya da yatarak tedavi gören hastaların tıbbi tedaviden etkili bir şekilde yararlanması, sosyal sağlığının korunması ve geliştirilmesi, tedavi sürecinde hastanın ailesi ve çevresi ile ilişkilerinin düzenlenmesi, tedavi sürecini etkileyen psikososyal ve sosyo-ekonomik sorunlarının zamanında çözümlenerek sosyal işlevselliğini yeniden kazanması amacıyla yürütülen bir sosyal hizmet uygulamasıdır. Sosyal hizmet uygulaması süresince yapılan ve yapılacak olan faaliyetleri resmi bir içerik kazanması için sosyal hizmet uzmanları tarafından bir uzmanlık çerçevesinde oluşturulan forma sosyal inceleme raporu denilmektedir (sbyo.gelisim.edu.tr). Tıbbi sosyal hizmet uzmanları tarafından yazılan sosyal inceleme raporunda; bireyin özellikleri, ailesinin fiziki ve sosyal özellikleri, iş durumu, ekonomik durum, öğrenim durumu, sağlık durumu yaşanılan konut durumu gibi pek çok konuyu ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle sosyal inceleme raporu, diğer tüm engellilik ve hastalık durumlarında önemli olduğu gibi şizofrenide de oldukça önemlidir.

    NEVİN KÜLAHLI

    9.        ŞEKİLLER

    10.   KAYNAKÇA

    • Akıncı, Ü-E.(2019). Şizofreni Hastalarının Yaşam Nitelikleri, Hasta Yakınlarının Psikopatolojiye Yönelik İnançları, Stresle Başa Çıkma Tarzları, Algılanan Aile Yükleri Ve Duygu Dışavurumları Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi (Yüksek Lisans Tezi). Başkent Üniversitesi, Ankara.
    • Belediye Kanunu (2005). 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5393.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Büyükşehir Belediyesi Kanunu (2004) 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5216.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Devlet Memurları Kanunu (1965). 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.657.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Engelliler Hakkında Kanun (2005). 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5378.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ve Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme (2008). 08.04.2020 tarihinde https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2009/07/20090714-1.htm adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Eren, K. (2006). Şizofreni Ve Cinsiyet Farklılıkları (Uzmanlık Tezi). Bakırköy Prof. Dr. Mahzar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul.

     

    • Erol, A., Keleş-Ünal, E., Mete, L. ve Tunç-Aydın, E.(2009). Şizofrenide Sosyal İşlevselliği Yordayan Etmenler. Türk Psikiyatri Dergisi, 20(4),313-321.

     

    • Hocaoğlu, Ç. ve Köroğlu, A.(2017). Şizofreninin Aile Üzerine Olan Etkisi. Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 7(3),170-175.

     

    • Işık, I., Kılıç, N. ve Savaş, G. (2019). Şizofreni Hastalığına Sahip Bireylerin Çalışma Hayatı Konusunda Yaşadıkları Güçlükler. ACU Sağlık Bilimleri Dergisi, 10(3), 399-408.
    • İş Kanunu (2003). 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4857.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Sosyal Hizmet. (2020). İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu. 02.05.2020 tarihinde https://sbyo.gelisim.edu.tr/bolum/sosyal-hizmet-52/haber/mesleki-rapor-yazma-becerisi-sosyal-inceleme-raporu adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Sosyal Hizmetler Kanunu (1983). 08.04.2020 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2828.pdf adresinden erişim sağlanmıştır.
    • Sönmez, S.(2009). Şizofreni Hastalarında Psikoeğitim Grup Çalışmasının Pozitif Ve Negatif Belirtiler, Sosyal İşlevsellik, Yeti Yitimi, İçgörü ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkilerinin Araştırılması (Uzmanlık Tezi). C Sağlık Bakanlığı Bakırköy Prof. Dr. Mahzar Osman Ruh Sağlığı Ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul.

     

     

     

     

     

  • TÜRKİYE’NİN ENDEMİK BİTKİLERİ

     

    Endemizm, bulunduğu bölgenin ekolojik şartları yüzünden yalnızca belirli bölgede yaşayan/yetişen, dünyanın başka yerinde yaşama/yetişme ihtimali olmayan, yöreye özgü hayvan/bitki türüdür. Latince endemos kelimesinden gelir ve “yerli” anlamında kullanılmaktadır.

    Kaynak: Vikipedi

  • TÜRKİYE’NİN MASİF ARAZİLERİ

    Masif araziler I. jeolojik zamanda oluşmuş, deprem riski çok az olan alanlardır. Türkiye’de başlıca masif alanlar,Yıldız Dağları,Menteşe Yöresi,Kırşehir çevresi,Bitlis ve Taşeli yöreleridir. Aşağıda belirttiğimiz haritada ülkemizdeki masif arazileri görüyorsunuz.

     

  • BAĞLANMA VE YUNAN MİTOLOJİSİNDEKİ ENSEST VAKALARI

     

    Yunan mitolojisine de konu olan mutsuz bir ilişki yaşıyorsanız, sürekli başarısız ilişkilere takılıp kalmış gibi hissediyorsanız, doğru ilişkiyi bir türlü bulamamışsanız, sorunun kendinizden kaynaklandığını düşünüyorsanız bunun nedeni bağlanma stiliniz olabilir. Doğumumuzdan itibaren mizacımızın şekillenmesinde rol alan ebeveynlerimizin bizlerle nasıl bir bağlanma stilini benimsediklerini görebilmemiz için önce bağlanma kuramlarını inceleyelim. Üç tür bağlanma kuramı vardır:

    • Güvenli Bağlanma

    Çocukluğunuzda tüm ihtiyaçlarınız karşılanmış, ebeveynleriniz güvende olduğunuzu, iyi bakıldığınızı hissetmeniz için ihtiyaçlarınıza karşı özenli ve duyarlı davranmışsa sonucunda kendinizi yakınlık ve samimiyet duygularında rahat hisseden biri olursunuz.

    • Kaçıngan Bağlanma

    Ebeveynleriniz muhtemelen uzak, soğuk ve tepkisiz ise bunun sonucunda daha bağımsız ve kendine güvenen, değişken insanlara bağlanmak istemeyen biri olursunuz.

    • Kaygılı Bağlanma

    Ebeveynleriniz ihtiyaçlarınızla ilgilenme konusunda tutarsız ise bunun sonucunda, ihtiyaçlarınızın karşılanması için savaşan biri olursunuz.                                                                                                                                                                                                               Yunan mitolojisinde de göze çarpan ensest vakalarını bağlanma kuramlarıyla ele almak istedim. Konu edebiyatı ve psikolojiyi harmanlar nitelikte olduğundan gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz konunun tatsızlığını gölgeleyip olayı doğaüstü bir hale sokuyor. Yunan mitolojisinin soyağacını incelediğimizde hemen hemen her kuşakta ensest vakasına rastlamak mümkün. Zeus-Hera, Kronos-Rhea, Coeus-Phoebe, Pleione-Atlas, Oceanus-Tethys, Gaia-Ouranes bunlardan en bilinenleridir.

    Ensest vakasının bu kadar sık rastlanmasının sebeplerinden biri de Pagan inancından geldiği söylense de direkt olarak bağlanma kuramları etkilidir. Bilindiği üzere 12 Tanrı-Tanrıça iktidarında olan Olimpos şehrinde güç ve iktidar her şeydir. Başa geçmek için savaşan kardeşler, kuzenler ve hatta ebeveyn-çocuk çatışması, kanlı biten savaşlar vardır. Böylenesine bir ortamda güvenli bağlanmadan bahsetmek söz konusu bile değildir. Kaçıngan ve kaygılı bağlanmaya sebep olan yaşam tarzları aile bağları arasında oluşsan çarpık ilişkileri beraberinde getirirken bunun sonucu olan ensest vaka yaygınlığının köküne inmiş oluyoruz.

     

    Tüm bu çözümlemelere ulaştığımız süre boyunca Olimpos dağlarında bir Sosyal Hizmet Uzmanının yokluğunu nasıl da hissediyoruz… Hâl böyle olunca ne kadar iktidar hırsı benliğimizi kaplasa da oluşan sorunlara tampon etkisi görecek çareler aranmalı, toksik ebeveyn davranışlarına maruz kalan çocuklar için gerekli tedbirler alınmalıdır. Brene Brown’un da dediği gibi “Her şeyi yalnız yapmak zorunda değiliz. Hiçbir zaman yapmak zorunda olmadık.”

     

     

     

    Çiğdem Buldu

    Sosyal Hizmet Öğrencisi

     

     

     

    KAYNAKÇA

     

    https://www.youtube.com/watch?v=TjeZeUBk3PE&t=399s

    http://www.antiktarih.com/2018/09/24/yunan-mitolojisi-tanrilari-soyagaci/

    https://www.dbe.com.tr/Yetiskinveaile/tr/news/baglanma-stili-nedir-ve-neden-onemlidir/

    https://tr.wikipedia.org/wiki/Atlantis

    https://hthayat.haberturk.com/anne-baba/haber/1040839-toksik-anne-babalari-tanimanin-yollari

  • İLİŞKİ BAĞIMLILIĞI

     

    İLİŞKİ BAĞIMLILIĞI

    Konunuzla ilişkili bağımlılık alanını tanımlayarak, dünyadaki ve Türkiye’deki boyutlarını, neden, kimler için risk faktörü olduğunu, sosyal alanla nasıl ilişkilendiğini açıklayın.

    “İlişki bağımlısı” terimi ilk kez, alkolik ailelere üye bireylerde kullanılmaya başlanmıştır. 1940 ve 1950’li yıllarda “alkol” ve “madde bağımlılığı” tedavisinde kullanılmaya başlanan bir terim olarak literatürde yer almaya başlamıştır. İlk kullanıldığı yıllarda madde bağımlısı olmayan eşin, madde bağımlısı olan eşini sosyal ilişkilerinde yalnız bırakmayıp korumacı yaklaşım sergilemesi olarak ifade edilmiştir. Eş, madde/alkol bağımlısı olan eşin “tüm ihtiyaçlarını” karşılamaya çalışırken farkında olmadan eşinin “madde ya da alkol bağımlılığını” devam ettirmesine neden olmaktadır. Bu tip bireylere “eş-alkolik” denmiştir. 1980’lerde feministlerin dikkatini çeken durum, erkeklerin alkol ve uyuşturucu kullanmalarının sorumlusu olarak kadınları suçlanmasına neden olmuş ve kadınların erkeklerden daha hasta oldukları “ilişki bağımlılığı” kavramıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Bilimsel anlamda ilk tanımı 1989’da Amerika’da düzenlenen “Uluslararası İlişki Bağımlılığı Konferansı” nda yapılmıştır. Konferansta ilişki bağımlılığının, devam eden kompulsif davranışlar örüntüsü olduğu ve benlik değerini arttırabilmek için bireyin başkalarının düşüncelerini benimsemesiyle gelişen rahatsız edici bir bağımlılık olduğu kabul edilmiştir. DSM-5’te “bağımlı kişilik bozukluğu” olarak ifade edilmiştir. İlişki Bağımlılığı kavramına ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, literatüre göre Türkiye’de ilişki, sevgi ve aşk bağımlılığı aynı kavram olarak değerlendirilmekte, yurtdışında ise bu kavramlara ilişkin farklı tanımlamalar yapılmaktadır. Prof. Dr. Gülsüm Ançel, ilişki bağımlılığını herhangi bir nedenle başkasının bakımına gereksinim duyan bir kişi ile bakım sağlayan kişi arasında gelişen, kişilerin karşılıklı olarak birbirlerinin bağımlılıklarını destekledikleri ve sürdürdükleri patolojik bir ilişki türü olarak tanımlamıştır. Fischer, Spann ve Crawford, yaptıkları çalışmada ilişki bağımlılığını, dışarıdan birine aşırı müdahalede bulunma, duyguları dışa yansıtmada eksiklik gibi diğerleriyle olan ilişkilerde olumsuz durumlar yaratan bir davranış kalıbı olarak açıklamışlardır. Sioui ve Tousignant ise ilişki bağımlılığını, bireyin başkalarına güven geliştirmeye dair korku ve güçsüzlük yaşaması sonucu kişisel ilişkilerinde samimiyetten uzak ve diğerlerine aşırı odaklı davranışlar geliştirmesi biçiminde tanımlamışlardır. İkili ilişkilerde, aile ilişkilerinde, örneğin anne ve kız arasında bu gibi bağımlılık olabilir. Konu ne olursa olsun kesin bir bağlılığın söz konusu olduğu ilişkilerde bağımlı olan kişi yaşamaya devam etmek için bağımlı olduğu insana ihtiyacı olduğunu, huzurunun bağımlı olduğu kişiye endeksli olduğunu ve bu nedenle o kişinin vazgeçilmez olduğunu düşünür. Burada söz konusu olan duygularla çok yakından ilişkili olan psikolojik bir bağımlılıktır.

    İlişki Bağımlısı Olmada Risk Faktörleri: Alkolik aile unsuru, ailede görülen fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar, ebeveynlik stilleri, bağlanma stilleri, kişilik özellikleri, cinsiyet gibi faktörler ilişki bağımlılığı oluşmasını etkilemektedir.

     

    Eş bağımlı kişilerin karakteristik özellikleri: Her şeyi kişisel olarak algılama, boyun eğicilik, düşük benlik algısı, başkalarının davranışlarına karşı aşırı sorumluluk, sevme ile acıma ve üzüntü arasındaki farkı ayırt etmede zorluk, her zaman kendine düşünenin fazlasını yapma eğilimi, gösterdikleri çaba fark edilmediğinde incinme, gerçek dışı düşüncelerle meşgul olma, mükemmeliyetçilik, sınır koyamama, ilişkilere sağlıksız bağlılık, terk edilme korkusuyla ilişkiye tutunmak için her şeyi yapma eğilimi, aşırı tanınma ve onaylanma ihtiyacı, başkalarını kontrol etme ihtiyacı, kendisine ve başkalarına karşı güven eksikliği, terk edilme ve yalnız kalma korkusu, duyguları tanımlamakta güçlük, samimiyet ve sınırlar ile ilgili sorunlar, kronik öfke, yalan söyleme, karar vermede zorluk, değişime karşı aşırı direnç ve zorlanmak

     

    Eş bağımlı kişiler, çoğunlukla düşük benlik saygısına sahiptirler ve kendilerini daha iyi hissetmek için bir arayış içindedirler. Bu süreçte bazıları kendilerini daha iyi hissetmek için alkol, uyuşturucu ve sigarayı dener; bazıları ise işkoliklik, kumar, seks, internet ve teknoloji bağımlılığı gibi daha dürtüsel davranışlar geliştirebilirler. İyi niyetlidirler, zorluk çeken insanlarla ilgilenmeye çalışırlar, bakım veren rolünü üstlenirler. Eş bağımlılar, aile kayıp yaşadığında, o rolü gönüllü olarak üstelenebilir; bir anne çocuğu için mazeretler bulabilir, bir eş, eşinin alkol kullanımının tüm zararlarını ört bas edebilir, ya da bir baba, çocuğunun ceza almaması için delilleri ortadan kaldırabilir. Burada asıl sorun; tekrarlayan kurtarma girişimlerinin, kişinin kurtulmasından ziyade aslında kullanımına devam etmesine olanak tanımasıdır. Bir süre sonra eş bağımlının sağlıksız olan davranışlarına karşı da bağımlılık gelişir ancak eş bağımlı, aradaki ilişkiyi güven olarak yorumlar ve bundan memnuniyet duymaya başlar.  Bu, onun için bir ödül olur. Bakım verici, ya da ihtiyaç karşılayan olmak zorlayıcı olmaya başladığında ise eş bağımlı kişi, çaresizlik hisseder; ancak tıpkı bağımlılıkta olduğu gibi döngüyü kıramaz. Eş bağımlılar kendilerini mağdur olarak görürler ve bu mağduriyetlerini kendi arkadaş ve aşk ilişkilerine de yansıtırlar.

     

    Meltem Altun

     

    KAYNAKÇA

    Cengiz, Neslihan, 2018, Üniversite Öğrencilerinde İlişki Bağımlılığının Bağlanma Stilleri Açısından İncelenmesi

    Havaçeliği, Demet, 2013, Partner İlişkilerindeki İlişki Bağımlılığının Ebeveyn Bağlanma Stilleri ve Madde Kullanımı ile İlişkisi

    Mukba,Gamze, 2013, Üniversite Öğrencilerinde İlişki Bağımlılığının Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi

    Mukba, Gamze; Tanha, Fuat, 2014, Spann-Fischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği’nin Türkçe’ye Uyarlama

    Yıldızhan, Yunus,2019, Madde Bağımlısı Bireylerde Bağlanma Stilleri ve İlişki Bağımlılığı

  • ORDUDA SOSYAL HİZMET – ASKERİ SOSYAL HİZMET

    Yaklaşık 40 senedir terör sorunuyla uğraşan ülkemizde başta güvenlik personelleri ve aileleri olmak üzere bu alanda sorunlar yaşanan tüm vatandaşların yararına yapılacak sosyal hizmet uygulamalarının artması dileğiyle…